Soytarısı bol sokaklar...
Sümüğü akan, çorapsız, yalınayak çocukların oynadığı sokaklar…
Yarı beline kadar pencereden sarkanların konuştuğu mahalleler…
Karnı acıkınca evin yolunu tutan çocuklar…
“Anne, acıktım.”
“Geber…”
Yokluğun içinde büyüyenlerin dili biraz sert olur, ama yüreği yumuşaktır.
Balkon suyu sokağa akar.
Pencereler sokağa bakar.
Küfürler, azarlar, gülüşler, kavgalar… Eşikte duran şalvarlı kadınlar ayıplı cümleleri kıkırdayarak söylerler.
Gençler saçlarında su damlalarıyla sokağa fırlar; önünden geçtikleri pencereye hava atarlar.
Fakirlik kimsenin canını sıkmaz.
Kimse diğerinin yanında yamalı bohça gibi durmaz.
Toprak damlar, harçlıksız erkekler, tespihli gençler… “Artık ev işi yapar, çocuk bakarım” havasıyla süzülen kızlar…
Babalar sabah evden fakirliğin keskin bakışlarıyla çıkar. Akşam yine aynı bakışlarla dönerler. Parmaklarının arasında bir sigara, yüzlerinde günün yorgunluğu…
Şafakta sürü geçer kapıdan.
Keçiler, koyunlar birer ikişer katılır sürüye. İtler çöpleri karıştırır.
Kediler itleri kollar.
Kapıdan bir çocuk fırlar. Ardından bir ayakkabı teki… Sonra kulağın pasını silen bir küfür…
Ramazan topuna hevesli oruçsuz çocuklar… Soluk kumaşlara sarılmış alzaymırlı nineler… Kapı önlerinde iki büklüm otururlar.
Alnına düşen saçlarını üfleyerek yaylanan delikanlılar…
Sivilceleri yeni patlamış Camoka suratlı bir çocuk, çalıntı bisikletin tekerini şişirir.
Bir başka köşede, günah defterini on yaşında doldurmuş İdris, yere dökülen ekmekleri alır, üç kere öper, alnına koyar, yüksekçe bir duvarın üstüne bırakır.
Dağlı, ovalı, muhacir çocuklar… Koltuklarında mushaf, kilisenin önünden geçerek giderler camiye.
Serçeler damlarda… Horozlar sabahı müjdeler… Kediler ve köpekler çöpleri karıştırır…
Severim soytarısı bol sokakları.
Severim fakirliği sokağa taşan mahalleleri.
Severim hırsızlığı, arsızlığı belli insanları.