SURİYE VE SONRASI !

Türk milliyetçilerinin sahada olanları okumakta ciddi bir sıkıntısı var. Siyasi bölünmüşlükten çok daha büyük ve önemli bir sıkıntı bu.

Abone Ol

SURİYE VE SONRASI !

Türk milliyetçilerinin sahada olanları okumakta ciddi bir sıkıntısı var.

Siyasi bölünmüşlükten çok daha büyük ve önemli bir sıkıntı bu.

Bu sıkıntı; dost, düşman; muhalefet ve iktidar tanımlarında ön yargıları ile kabullerindeki düşünce farklılıkları ve hatta çarpıklıklar sebebi ile siyasi hedef birliğini kaybetmiş olmalarıdır.

Dini inanç ve yargılarımızda ortak paydayı kaybettik.

Türk Milliyetçiyiz demekten vazgeçmedik ama son 20 yıldır, 68-78 neslimizin diz çöktürdüğü “ideolojilerin”, köhne gemilerinin peşinde Türkiye’nin kurtulacağına kendimizi inandırmaya çalıştık.

80 darbesini yaşayan neslimizin “devletten” yediği tokat; Türk Devletinin genetik hafızasına beş bin yıldır kanla yazılmış “devlet ebed müddet” yeminini, unuttuğunu düşündürecek sertlikte idi evet ama, bunun da bir sınırı olmalıydı… O sınırı da bilemedik !

“Siyasi iktidarın” iktidarda kalma hırsı ile “Türk devletinin varoluş refleksinin” karşı karşıya geldiği zaman, kimin kimi dinlemek mecburiyetinde kalacağını unutacak kadar Türkiye Cumhuriyetinin sonsuz ömrüne olan imanımızı zayıflattık ve hatta bir çoğumuz buna olan imanını dahi kaybetti.

Suriye’de ABD ve İsrail’in kazandığını ya da kazanacağını söyleyerek siyasi iktidara muhalefet ettiğimizi sanacak kadar yabancı ve yalancı rüzgarların önünde savrulduğumuzu hiç farketmedik.

Coğrafyayı, sosyolojiyi görmeyerek ve “Türk devletinin varoluş tarihini” unutarak inanılmaz bir kompleksle “güvenlik bürokrasisi ve dış politika” odaklı gelişen stratejik atakları hafife aldık, görmezden geldik ve hatta karşısında alaycı suçlamalar ile ABD ve İtraile hizmet etmekle suçlamayı muhalefet ve milliyetçilik sandık.

Siyasi iktidarın eğitim, tarım, sağlık ve ekonomi başta olmak üzere yönetimde liyakatsiz, ehliyetsiz kadrolar ile ve “nepotizmin” girdabında yaptığı inanılmaz hata ve başarısızlıkları ile “devletin” varolmak silkinişi ile planladığı, uyguladığı her hamleyi aynı ortak payda da görmeye ısrarla devam ettik.

5 Ağustos 2025 tarihinde “BU İDDİAMI NOT EDİN” başlığı ile bir yazı yazmış ve Suriye üzerine yapılacak harekatın önlenemez bir gerçeklik olduğunu ve kesin olarak olacağını yazmıştım.

İşte o yazımda kaleme aldığım iddialarımdan bir kaç cümle.

“-Aşağıdaki tahminim gerçekleşmez ise artık hiç bir siyasi tahminde bulunmayacağım ve siyasi okuma yapmayacağım.

Nokta !

Tahminim, bugüne kadar bölgesel ve ulusal emperyal suni gündemler ile Suriye topraklarında Fıratın doğusunda kurulması hayal edilen terör devletini önlemek üzere yapılması planlanan harekat en az üç kez ertelendi.

Fakat artık bıçak kemiğe çoktan dayandı.

Narko-terör örgütü bölücü PKK çetesinin çekirdeğini oluşturduğu PYD-YPG teröristlerine karşı Türk devletinin güvenlik güçleri mutlak ve kesin olarak bir harekat yapacak ve bu ABD-İsrail beslemelerini darmadağın edecektir.

Bu harekat Türk devleti için bir güvenlik sorunu olduğundan dolayı değil bir varoluş sorunu olduğu için yapılacak.

YPG ve PYD’ye yapılacak harekat sadece Türkiye’nin siyasi omurgasını etkilemeyecek !

Tüm bölgeyi etkileyecek ve bu harekat sonrası yeni oluşacak dengeleri tüm dünya konuşacak !

ABD ve İsrail ne mi yapacak ?

Her zaman ki gibi yeni duruma göre pozisyon alacaklar !

Türk resti çekince masadakiler önce rölans der sonra masadan çekilen kendini kurtarır.

Kalan ise ütülür !”

—-

Bu yazım üzerine bir çok dostum “keşke böyle bir iddiada bulunmasa idin. ABD ve İsrail bu işe asla razı olmaz.” ve “orada ciddi düzenli bir ordu kurdular. Sayıları 80-100 bini bulan bu güç ABD ve İsrail desteği ile Suriye’yi bölecekler. Kürtlere özerklik verecekler. Bu BOP projesinin parçası ve devamı” benzeri karşı görüşlerini ifade etmişlerdi.

Tek adam rejiminin düşünce dünyamızda en büyük tahribatı “siyasi iktidar-devlet” kavramlarını eşitleyip tekleştirmesi oldu.

Evet “devlet bürokrasisi” önemli ölçüde siyasi iktidarın itirazsız emir ve komutası altında sorgusuz ve sualsiz “emredersiniz efendim” konumunda. Oralarda başarısızlık, perişanlık hakim ve devasa sorunlar ile milletimiz yüz yüze.

Sağlık, Tarım, Ekonomi, Sanayi, Eğitim, Sosyal Güvenlik, Maliye özetle “Savunma ve Güvenlik Bürokrasisi” hariç hemen her “yürütme” organı bileşenleri başarısız ve çözümsüz sorunlar ile boğuşmakta.

Bu ayrıntıyı görmemek “Türkiye Cumhuriyeti Devleti = AKP’nin iktidarı” anlamını taşır ki böyle bir kabul ve iddia ne akıl ne mantık ve ne de sahada olan gelişmeler ile örtüşen bir gerçekliği ifade etmez.

Bir an önce bu çarpık ve yanlış düşünceden kurtulup önümüzde hızla gelişecek olaylara karşı doğru tespitlerde bulunup, gelecek iktidar dönemi için doğru kunumlanmalı ve akılcı ve de gerçekçi siyasi hedefleri belirlememiz gerekiyor.

Suriye’nin üniter devlet süreci ve toprak bütünlüğü sağlandıktan sonra içeride de “Terörsüz Türkiye” süreci Mecliste MDKDK’nin “dağ fare doğurdu” dedirtecek raporunun yazılmasının ardından iç siyasetimizde fay hatları harekete geçecek ve yeni dönemin siyasi gücü ete kemiğe bürünmeye başlayacaktır.

Türkiye’nin güvenlik, savunma, dış politika bürokrasisinin, bir kısım yargı ve halkın güvenip sevdiği aydın seçkinler ile birleşik gücünün ortak paydasında oluşacak “momentum” yeni dönem “yürütme’ gücünün tek belirleyicisi olacaktır.

Sizce bu “güç”, dünden bugüne kazandığı ve kazanamaya devam edeceği yönetim potansiyelini; Türkiye Cumhuriyetinin varoluşuna yönelik hazırlayıp büyük bir dikkatle yürüttüğü stratejik planı ile örtüşmeyecek bir siyasi iktidara “yürütmeyi” bırakmak gibi bir hatayı yapar mı?

Hakkı Şafak Ses