Tarım işçileri, Toprak Reformu...

Abone Ol

Tarım işçilerinin ölümü trajik. Yıllarca traktör ve üstü açık kamyonların bagajlarında bir şehirden bir şehire çalışmaya gittiler. Gittikleri yerlerde tarlada bahçede çalıştılar. Çadırlarda yaşadılar. Geldikleri köyde de karın tokluğuna çalışıyorlardı gittikleri yerlerde de... İslam hukukundaki kölelik hakkından dahi mahrumdular. Çünkü efendi, kölesine yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek zorundadır.... onlar bir sıcak etli aşı ancak rüyalarında görüyorlardı. Onların hikayelerini Bekir Yıldız, Osman Şahin yazdı, Yılmaz Güney, Atıf Yılmaz filimlerini yaptı, Kemal Sunal, Şener Şen ve daha birçok ünlü yıldız onların hayatını canlandırdı. Hayatları trajikti. Komünist damgası yememek için yumuşatıp komik yaptılar. Sonra en kolay yolu buldular: Trajikomik! Toplumca güldük ağlanacak halimize... Kibar Feyzo da bizim gerçeğimizdi, Züğürt Ağa da... Yurtdışı ödülleri bu filmler kazandırdı bize. Ama bu trajik durumu düzeltmeye kimsenin gücü yetmedi. Ne Cumhuriyet rejimi, ne demokrasi tecrübemiz düzeltebildi binlerce yılık trajediyi. Satılık oylar, feodal demokrasiydi yaşadığımız... Oysa Sait Halim Paşa geçen yüzyılın başında görmüştü bu sorunları buhranları...
21. Yüzyılda olsa köyler içindekilerle yani azaplar, marabalar ile alınıp satılıyordu. Bu yüzden bunlar tarım işçisi olmanın ötesinde modern kölelerdir. Necip Fazıl'ın 9 kişiye bir pul, bir kişiye 9 pul dediği cinsten bir adalet, bir eşitlik! Bu tarım işçileri yedi sekiz köy sahibi ağaların köylerinden, elli altmış bin dönüm araziye tek bir kişinin hükmettiği yerlerden Türkiye'nin dört yanına çalışmaya giderler. Feodallere, toprak sahiplerine sorsan üç yüz, beş yüz yıldır bu toprakların sahibi olduklarını söylerler. Oysa son beş yüz yıldır bu topraklarda savaşılmamış, talan edilmemiş tek karış yer yoktur! Osmanlıda toprak padişahındır. Dolayısıyla bugün büyük köylerin, arazilerin sahibi olanlar Osmanlının son dönemi cumhuriyetin ilk yıllarında tapu sahibi olmuşlardır. Ve çoğu uyanıklık ederek bu topraklara konmuşlardır... Arşiv yalan söylemez. Buyursunlar Osmanlı, Cumhuriyet arşivine baksınlar. Mülk sahibi olma kanunu ne zaman çıktı? Şimdi bunları niçin yazıyorum? Türkiye'de toprak meselesi çözülmediği müddetçe tarım işçileri sorunu çözülemez. Tarım sorunu çözülemez. Ağalık düzeni, feodalizm çözülemez. Demokrasi yerleşemez. Koca Bizans İmparatorluğu döneminde yalnızca Harran imparatorluğun tahıl anbarıymış. Bütün imparatorluğu doyuruyormuş. Bugün ne durumda merak ediyorum. Mustafa Kemal'den Menderes'e, Ecevit'ten diğer sağ hükümetlere kadar hepsi Tarım Reformu deyip durmuşlardır. Urfa, pilot bölge seçilmesine ve GAP'ne rağmen yine de toprak reformunda başarılı olamamıştır. Hangi hükümet el atmışsa onun elinde kalmış. Yıllarca Tarım Bakanlığı Güneydoğu ve Trakya bölgesi ağalarına teslim edilmiştir. Oysa bunun tek çözümü vardır. İster tarım arazilerini ister imarlı arsaları, yahut bütün vatan toprağını devletleştirmek! Millileştirmek! Böylece ne arazi zengini türedi ağalar, ne eğitimsiz burjuvalar, ne sonradan görmeler doğar! Ayrıca işlenmeyen tarım arazisi de kalmaz. Osmanlı da olduğu gibi köylü toprağın işletmecisi olur. Toprağı üç yıl işlemeyenin elinden toprak alınır. Böylece Türk tarımı ayağa kalkar...Trafik kazasında ölen tarım işçilerini görünce, Urfalı eski bir Tarım bakanının bunlarla övünmesi aklıma geldi. "Urfa tarım işçisi yetiştiriyor" diye övünüyordu.Oysa ben 12 yıldır Ankara'dayım bu durumdan dolayı utanıyorum. Çünkü köyünde Urfalı tarım işçisi çalıştıran personelim "Müdürüm sizin oralarda çadırda mı yaşıyorlar?" diye soruyor. Memleketim adına utanıyorum. Ve ben bu ilkel şartlarda tarım işçiliği yapan hemşehrilerimin trajik yaşamlarını anlatacak kelime bulamıyorum... Vefat edenlere rahmet olsun...