TÜRKİYE ÜZERİNE HESAPLAR (I)
Tarih, Coğrafya ve İktisadî Bağımsızlık Üzerine
Tarih ve coğrafya…
İkiz kardeş gibidir.
Eğer tarihten ders almak istiyorsanız, sadece olayları değil; o olayların yazıldığı coğrafyayı da bilmek zorundasınız. Hem fiziki hem de beşerî yönüyle…
Çünkü tarih yazılandır, coğrafya ise tarihi yazdırandır.
Fiziki coğrafya; yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle jeopolitiği belirler.
Beşerî coğrafya ise o zenginlikleri yönetme kabiliyetini…
⸻
Türk milleti, bundan tam 100 yıl önce bir tarih yazdı.
O tarihin adı: Türkiye Cumhuriyeti.
Ve o tarihi yazan lider, Atatürk’tü.
Atatürk sadece bir asker değildi.
O; tarihi, coğrafyayı ve milletinin karakterini çok iyi okuyan bir stratejistti.
Hedeflerini hayal değil, gerçek üzerine kuruyordu.
⸻
23 Nisan denince aklımıza ne gelir?
Cumhuriyet’in temelleri…
Ve çocuklara armağan edilen bir bayram…
Doğrudur.
Ama eksiktir.
Çünkü bir de başka bir 23 Nisan vardır.
Cumhuriyet’in, iktisadî bağımsızlığı için ayağa kalktığı gün…
⸻
1923 Şubat… Lozan görüşmeleri…
Masada sadece sınırlar konuşulmuyordu.
Asıl mesele başkaydı:
Ekonomik bağımsızlık!
İngiltere ve Fransa ne istiyordu?
Kapitülasyonlar aynen devam etsin…
Yani:
Türk toprağı üzerinde Türk devleti tam yetkili olamasın!
İşte Atatürk’ü ayağa kaldıran da buydu.
Lozan heyetine “Ankara’ya dönün” talimatını verdi.
Aynı gün orduya da hazırlık emri…
Bir anda dengeler değişti.
Masadakiler şok oldu.
Çünkü karşılarında geri adım atan bir lider değil,
gerekirse yeniden savaşmayı göze alan bir devlet vardı.
⸻
Atatürk’ün o tarihi sözü boşuna değildir:
“İktisadî bağımsızlığı olmayan devlet olamaz!”
Bu söz, bir cümle değil; bir devlet politikasıdır.
Ve bu politika sayesinde:
Kapitülasyonlar kaldırıldı.
Lozan sadece bir barış antlaşması değil,
aynı zamanda iktisadî kurtuluşun ilk zaferidir.
⸻
Ama mücadele bitmedi.
İkinci cephe açıldı:
Ekonomi cephesi…
1881’de kurulan Düyun-ı Umumiye ile Osmanlı’nın boğazına geçirilen borç zinciri,
24 Temmuz 1923’te parçalandı.
Atatürk, sadece savaş kazanmadı.
Borç düzenine de meydan okudu.
⸻
Ve sonra ne yaptı?
Silahı bıraktı…
Ama mücadeleyi bırakmadı.
Bu kez üretimle savaştı.
1938’e kadar geçen 15 yılda:
Fabrikalar kuruldu…
Toprak üretime açıldı…
Millet ayağa kaldırıldı…
Sümerbank, Etibank…
Şeker fabrikaları, dokuma sanayii…
Hepsi birer ekonomik bağımsızlık kalesiydi.
Ve en önemlisi:
Borç alınmadı.
Çünkü Atatürk çok iyi biliyordu:
“Borç alan, emir alır!”
⸻
Bu sadece ekonomi politikası değildi.
Aynı zamanda bir güvenlik stratejisiydi.
Yaklaşan II. Dünya Savaşı’nı görüyordu.
Ve Türkiye’yi sadece içeride değil, dışarıda da hazırlıyordu.
Balkan Antantı…
Sadabat Paktı…
Dün savaştığı ülkelerle bile ittifak kurabiliyordu.
Çünkü mesele kin değil, devlet aklıydı.
⸻
1939…
Nüfus: 17,5 milyon.
Ordu: 1 milyon asker.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Her 17 kişiden biri asker!
Ve bu ordu 6 yıl boyunca ayakta tutuldu.
Nasıl?
İşte cevap burada:
İktisadî bağımsızlık!
⸻
Bugün hâlâ tartışılan meseleler var:
“Ekmek karnesi…”
“Yokluk…”
Peki soralım:
Bir millet, vatanını korumak için fedakârlık yapmaz mı?
6 yıl 1 milyon asker savaşa hazır cephelerde beslendi…
O günlerde emperyalist uşağı Mustafa Sabrilerin takipçisi işbirlikçilerinin peşine takılan yobazlar küfretmeye devam etsinler.
1 milyon askerle cephe savaşını ne Almanlar ve ne de Ruslar göze alamadı…
Eğer iddia edildiği gibi büyük bir yıkım olsaydı,
1939’da 17 milyon olan nüfus,
1945’te 19 milyona çıkar mıydı?
50 milyon insanın öldüğü savaşta Türkiye’nin nüfusu 2 milyon artmıştı..
⸻
Gelelim bugüne…
Batı’nın 200 yıldır değişmeyen bir politikası var:
Türkiye’ye kredi verir…
Ama sadece faiz kazanmak için değil…
Siyasi taviz almak için!
Bu süreç nerede başladı?
1838…
Baltalimanı Ticaret Antlaşması.
Osmanlı’nın ekonomik bağımsızlığının kırıldığı yer…
Kavalalı Mehmet Ali Paşa tehdidi bahane edildi.
Ama bedeli ağır oldu:
Osmanlı, yarı sömürge hâline geldi.
Ardından kimler geldi?
Fransızlar… Almanlar… İtalyanlar…
⸻
Tarih tekerrür eder mi?
Eğer ders alınmazsa, evet!
İşte bu yüzden geçmişi hatırlamak zorundayız.
Çünkü bugün yaşananlar,
dünün farklı bir versiyonundan ibaret olabilir.
⸻
Bu yazının ikinci bölümünde şu sorunun peşine düşeceğiz:
Bugün ABD, İsrail ve İngiltere Türkiye’den ne istiyor?
Ve Türkiye bu oyuna karşı ne yapabilir?
Devam edeceğiz…
⸻
Hakkı Şafak Ses