TÜRKİYE'NİN BÜYÜK SORUNU: TÜRK MİLLİYETÇİLERİ!
Rahmetli Galip Erdem'i siyasal manada Türk Milliyetçiliği yapanların bir kısmı bilir yada hatırlar.
O "Türk Milliyetçilerinin en büyük sorunu yine Türk Milliyetçileridir" diyerek anlatmak istediğimizi çok veciz bir şekilde belirtmiştir.
Aslında nasıl İslam ile "Siyasal İslamcılık" farklı şeyleri ifade ediyorsa Türk Milliyetçiliği ile "Siyasal Milliyetçilik"de birbirinden farklı şeyleri ifade etmektedir.
Bunların ikisini de birbirinden ayırmak bir zorunluluk olarak karşımızda duruyor.
Yine Galip Erdem,Türk Milliyetçiliği hareketini dağın tepesine çıkartmak hedef iken insanların kendilerini dağın zirvesine çıkarttıklarını ama fikirleri dağın eteğinde bıraktıklarını anlatır.
Ne yazık ki, Türk Milliyetçiliği bir "siyasal milliyetçilik" içine bilerek hapsedilmiştir. Halbuki Türk Milletinin kahır ekseriyeti milliyetçidir.
Milliyetçilik benim anladığım manada ülkesini ve vatanında yaşayan tüm insanları ayırt etmeksizin sevmek, vatan denilen toprağa ve üzerinde hep birlikte kurduğumuz devlete gönülden bağlı olmak, bayrağımızı göklerden indirmemek, zor ve sevinçli günlerde ele ele birlikte davranmak, dışarıdan gelen saldırılara karşı kenetlenmek ve tarihten gelen yüksek bir mensubiyet ile adı "Türk" olan milletimizi geleceğe taşımaktır.
Ancak bu duygu ve düşünceler; nasıl İslam dini "Siyasal İslamcı"lar eliyle farklı bir şekilde anlatılmaya ve yaşatılmaya çalışılmışsa, Türk Milliyetçiliği de "siyasal milliyetçiler" eliyle büyük oranda çarpıtılmış ve yıpratılmıştır.
Daha doğrusu saf ve temiz Türk Milletinin düşünceleri demiyorum duyguları istismar edilmiştir.
Ben burada "siyasal milliyetçiler" derken bir siyasi partiyi kast etmiyorum. Dikkat çekmek istediğim nokta aramızda gördüğümüz, tanıdığımız, bildiğimiz insanlardır!
Bu "siyasal milliyetçiler" Galip Erdem'in bir çok kez söylediği gibi birbirlerini sevmezler, fitne fesat içindedirler, yumurtaya kulp takarlar, kendi menfaatlerini ve ve ikballerini öncelerler, okumazlar, yazmazlar, gezmezler, dogmalarla ve sloganlarla hareket ederler, arkadaşlık ve dostluk bağları kuvvetli değildir, taktik ve strateji oluşturamazlar, sabırlı değildirler... liyakat ve ehliyet merkezli bir yaşamları yoktur. Menfaatleri için her yere yığılabilirler!
Biliyor ve görüyoruz ki, menfaat odaklı olarak milliyetçilik tarif edilmeye çalışılmaktadır. Halbuki Türk Milliyetçiliğinin temel amacı şahsın veya bir zümrenin değil ülkenin menfaatlerini öncelemektir.
Ancak toplum yıllardır bu insanların "Türk Milliyetçiliği"ni temsil ettiğini düşünmüştür. Bu da Türk Milletine ve Türkiye'ye zarar vermiştir ve vermeye de devam etmektedir.
Halbuki "Türk Milliyetçiliği" Türk Milletini tarih sahnesinde binlerce yıldır var eden çok kuvvetli fikir damarlarına sahip bir insani ve dünyevi harekettir.
Kimsenin bu ulvi hareketi şahsi ve nefsani nedenlerle yıpratmaya, dönüştürmeye ve dolaylı olarak Türk Milletine zarar vermeye hakkı yoktur.
Unutmayınız ki, Mustafa Kemal Atatürk'de bir Türk Milliyetçisidir. Ancak onun tarif ettiği "Türk Milliyetçiliği" ile bugün anlatmaya çalıştığımız "siyasal milliyetçilik" arasında derin bir uçurum vardır. Ve onun içindir ki bu "siyasal milliyetçilik" uzun yıllar Atatürk'ün adını anmadan faaliyetlerini sürdürmüştür.
Şimdi yapılacak iş kendisini "Türk Milliyetçisi" olarak gören herkesin aynaya bakıp yüzleşmesidir. Bu yapıldıktan sonra niçin biz ülkenin kaderine hükmedemiyoruz sorusunun ivedi olarak sorulmasıdır.
Önümüzde süreç "Türk Milliyetçiliği"ni içselleştirmiş olan Türk Milletinin kendi ülkesinin yönetimine el koyması ve her şeyin Türk Milletinin menfaatleri için yapılması gereken bir süreçtir.
Bu nedenle siyasal milliyetçiliğin ağına düşmüş olan ve kendisini Türk Milliyetçisi olarak tanımlayan herkesin kendisini sorgulaması gerekmektedir.
Galip Erdem ile başladık yine Galip Erdem ile bitirelim: "En büyük eksiğimiz hala biribirimizi sevmeyi yeterince öğrenememiş olmamızdır!"
Haksız mı?
Özcan PEHLİVANOĞLU
11 Şubat 2026 / İzmir