YAPAY ZEKANIN İNSANSIZ SOĞUKLUĞU !

Tarih boyunca manipülasyonun kaynağı çoğu zaman başka insanlar oldu. Güç sahipleri, teolojik kabuller, ideolojiler, kalabalıkların coşkusu… Hepsi insanın anlam arayışı ve açlığını kullanmayı bildi

Abone Ol

İNSANIN ANLAM ARAYIŞININ ALDATICI SICAKLIĞI VE YAPAY ZEKANIN İNSANSIZ SOĞUKLUĞU !

İnsan, anlam arayan bir varlık. Belki de bütün hikâyemiz bundan ibaret: Olanı olduğu gibi kabul edemeyip, ona bir yön, bir sebep, bir hikâye ekleme çabası. Bu arayış bizi yüceltir de, yanıltır da. Çünkü anlam arayan zihin, aynı zamanda inanmaya meyillidir. Ve inanmaya meyilli olan, yönlendirilmeye de açıktır.

Tarih boyunca manipülasyonun kaynağı çoğu zaman başka insanlar oldu. Güç sahipleri, teolojik kabuller, ideolojiler, kalabalıkların coşkusu… Hepsi insanın anlam arayışı ve açlığını kullanmayı bildi. Fakat şimdi sahnede başka bir özne var: Duygusuz, yorulmayan, hesaplayan bir zihin biçimi. Yapay zekâ.

Garip bir noktadayız. Bir yanımız, insanın kötülük üreten zaaflarından ve vasatlaşma düzleminin sığlığından bıkmış durumda.
Önyargılardan, ideolojilerin tahakkümünden, kitle psikolojisinden, sübjektif ve acele hükümlerden yorulduk. Daha serinkanlı, daha hesaplı, daha “objektif” bir akla ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyoruz.
Bu yüzden algoritmalara güveniyoruz. Bize en hızlı yolu, en doğru tercihi, en uygun seçeneği söylemelerini istiyoruz.

Keşke seçenekler bu kadar basit ve kolay olsaydı. Ama burada sessiz bir gerilim var.

Çünkü insan yalnızca hesap yapan bir varlık değil. Bazen yanlış olduğunu bilerek affeder. Bazen rasyonel olmadığı hâlde fedakârlık yapar. Bazen çoğunluğun çıkarına değil, tek bir insanın onuruna göre karar verir. Algoritmalar ise hesaplanmış ortalamalara göre çalışır; istisnaları sevmezler. Verimlilikle ilgilenirler; vicdanla değil...

Peki ya bir gün karar süreçlerimizin büyük kısmı gerçekten algoritmalara bırakılırsa? İşe alımlar, krediler, güvenlik değerlendirmeleri, hatta hukuki tavsiyeler… “Sistem böyle hesapladı” cümlesi, sorumluluğu görünmez kılan bir perdeye dönüşür mü? İnsan, kendi kararlarının ağırlığından kurtulmak için bu soğuk akla sığınır mı?

Belki de asıl mesele teknoloji değildir. Asıl mesele, insanın düşünme tembelliğidir. Yapay zekâ, zihnimizi keskinleştiren bir araç olabilir. Ama aynı zamanda bizi edilgenleştiren bir konfor alanı da yaratabilir. Eğer her sorunun cevabını dışarıdan almaya alışırsak, soru sorma yeteneğimiz körelir.

Öte yandan, yapay zekâyı tümüyle reddetmek de romantik bir yanılsama olur. Çünkü insan zihni sınırlıdır. Verinin büyüklüğü karşısında sezgilerimiz yetersiz kalabilir. Belki de bu çağın gerçeği şudur: Ne saf insan aklı tek başına yeterli, ne de saf algoritmik rasyonalite.

Sorun, dengeyi nerede kuracağımızdır.

Algoritmanın soğukluğu ile insanın sıcağı arasında bir köprü kurmak mümkün mü? Rasyonel kalırken merhameti kaybetmemek, veriye dayanırken insanı unutmamak… Belki de bütün mesele burada düğümleniyor.

Çünkü en derin çelişki şurada: Manipülasyondan kaçmak için sığındığımız sistemler, bizi başka bir tür yönlendirmeye açık hâle getirebilir. Anlam arayışımızı kaybedersek mekanikleşiriz; anlam arayışımıza fazlasıyla kapılırsak hokkabazların emir erleri haline gelip, kolayca sürükleniriz.

İnsanlık şimdi bu iki uç arasında yürüyor.

Belki de ilk kez, kendisinden daha hızlı düşünen bir araçla birlikte yaşamak zorunda. Bu bir tehdit mi, yoksa bir imkân mı? Cevap, teknolojinin kendisinde değil; onu kullanma biçimimizde saklı.

Ve belki de çağımızın can yakıcı asıl sorusu şudur:
Daha akıllı makineler üretirken, insan kalmayı, daha derin insanlar olmayı başarabilecek miyiz?
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü Rubil GÖKDEMİR