Altı yaşında kendimden üç ve altı yaş küçük kardeşlerime evde tek başına kalıp bakma cesareti bularak başladım hayata… Anadolu’nun her köşesine hiçbir itirazı olmadan gitmiş bir memurun çocuğu olarak -üç kardeş arasında özellikle benim çocukluk yıllarımda- ailemle beraber çok sık yer değiştirdiğimden üç önemli ve vazgeçilmez arkadaş buldum kendime hayat yolunda: Annem-babam, yazı yazmak ve okumak…

Hayatın şifrelerini, renklerini ve yol levhalarını çok küçük yaşta keşfetmeye başladılar; gözlerim, aklım ve kalbim. Harflerin gizemini çözmeyi ve minicik ellerimle yazmayı yalnız kaldığım hangi demde tam olarak çözdüm? Hatırlamıyorum…

Dört yaşında şehirlerarası kilometre taşlarını hızlı giden otobüsün yüzünden okuyamadı diye ağlayan, daha beş yaşına varmadan bir Cumhuriyet Bayramı’nda kalabalık önünde,

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır”

diye incecik sesiyle haykıran, sekiz yaşında babasının kütüphanesinden Harper Lee’nin “Bülbülü Öldürmek” romanını alarak ilkokul üçüncü sınıftaki küçük bir kızın arzu ve merakıyla uzun soluklu okuma serüvenine başlayan, bu serüvene ilk kez korkuyu da eklemesine inatla yine de kitabını bitiren yüreğe şahit oldunuz mu hiç? Ben şahidim…

Hayatımın vazgeçilmezleri; hayatı ve insanı yüreğimle yazmak, okumak ve dinlemek oldu… Yazarken, okurken ve dinlerken yüreklerin rengini, yürekli hayatların “yürekli ân”larını sessiz ve derinden “gözlemlemek”, renkleri ve ân’ları yüreğimde hissetmek yaşamımın en büyük heyecanı… Bu heyecanla atan kalbim, -hiçbir kalkana ihtiyaç duymadan– ömrümün her ânında adamam gerektiğine inandığı insanlara, olaylara, durumlara kendini sunar…

Bütün ömrümü “yüreğim elimde” “o muhteşem ân”ların en samimi, en cesur, en adil noktasında insanları ve kendimi ikna etme savaşına verdim. Ânların, yüreklerin, insanların, cesaretin, adaletin, “yüreği, elinde mertçe tutmanın”, “yazının”, “aşkla yanışın”, “çalışmanın”, ”okumanın”, ”gülmenin”, ”güldürmenin”, “söz vermenin”, “sözünün eri olmanın”, “yürek ile ısıtmanın”, ”affetmenin”, “paylaşabilmenin” yüceliğine inanmış, “insan” olabilmişlerin renklerine ve heyecanlı yürek atışlarınadır, her daim koşuşum…

Hayat yolunun herhangi bir dönemecinde karşıma iki seçenek çıktığı ân, “beni ya da karşımdakini acıtsa da” hep “mert ve olgun yürekten”, doğruluktan ve Hakk’tan yanadır seçimim! Gülmeyi seçtiysem gülerim, ağlamayı seçtiysem ağlarım; konuşmayı seçtiysem konuşurum, susmayı seçtiysem susarım, yiğitçe… İnsanım! Hata yaparım zaman zaman… Kendimi ve karşımdakini kırmaktansa hatadan bu muazzam hayat yolum için “ders çıkarmayı” yeğler, sonrasında renkli yoluma devam ederim, neşeyle, asaletle ve azimle…

Hayat, ömür boyu öğrenmedir, ömür boyu ter dökmedir benim için… Hayat, aşk ile ânları kucaklamaktır. Hayat, tebessümdür… Hayat, sırası geldiğinde özür dileyebilmek ve affedebilmektir. Hayat, acıdan ders çıkarmak, acı ve mutlulukla el ele büyümektir. Hayat, bir Çınar Ağacı gibi olgunlukla ve vakarla susabilmek, bir çağlayan gibi “sizin olan âna” yürek sesinizle damgayı vurmasını bilmektir. Hayat, “ben kimim” sorusunu bir ömür sorabilecek kadar öğrenci kalabilmektir.

Şükür ki okumak, yazmak, gözlemlemek, herkesi ve her şeyi sabırla, sükûnetle, can kulağı ile dinlemek beni Edebiyat alanına taşıdı. Hem Edebiyat öğretmeniyim hem de edebiyat sanatçısıyım… Benliğimin tam da arzuladığı gibi! Yani Edebiyatın bilim ve sanat kulvarlarında yürüyorum özenle ve haddimce… İşte bundan sevinçliyim!

Altı yaşından beri deneme ve hikâye yazarım… Ama şiirle buldum ve buldurdum kendimi, hayatın tam ortasında… Hikâyelerimi ise “oyma sandığımda” özenle saklarım… Eylül 2011’de yıllarımın hayalini hakikate taşıdım. Anneme adadığım şiir kitabım El Yüreği Tutunca ve ikiz kızlarım Güller’ime (Gülnihal-Gülendam) adadığım hikâye kitabım Oyma Sandığımda Saklı Renklerim aynı ânda katıldı edebiyat dünyasına. Fakat içimde Tuna’dan Maveraünnehir’e uzanan, ân be ân büyüyen bir roman var… Anneme verdiğim “romanımı yazacağım” sözüm baki! İnanın… Oğlum, Piri Reis hayat denemelerimin, sakin ve kararlı limanım eşim ise edebiyat denemelerimin basılacağı günü gözlüyorlar… Ben de özlüyorum o günü ki onların da gönlünü alabileyim… Sırada gün yüzüne çıkacakları günü sabırsızlıkla bekleyen Anadolu ve öğretmenlik anılarım var…

Şunu çok iyi bilirim ki eliniz yüreğinizde, yürek sandığınızdaki renklerinize sahip çıktığınızda ve “ân geldiğinde” Allah’ın bin bir lütfu ile karşılaşırsınız… Yeter ki her sabah hayata ve insana, yeniden ve daima yeniden, sevgi dolu gülün. Ve yeter ki hayat yolunuzda cesaretle, vakarla, insanca yürüyün… Yeter ki yüreğinizi açın, “hayat-lara”…

Hayatın renklerine yüreği ile sahip çıkan bütün hayat okuyucularına selam olsun.

ANKARA, Aralık 2012

Ranâ İSLÂM DEĞİRMENCİ

EĞİTİMCİ/ ŞAİR-YAZAR

*Not: Piri Reis’ime ithaf ettiğim Hayata Dair Denemeler kitabım Nâr-ı Beyza, Mart- 2013 çıkmıştır.

*Babam, Mülkiyeli-Bestekar-Şair Mustafa Faruk İslam’a ithaf ettiğim “Pencereye Vurdu Tan” isimli şiir kitabım Kasım 2013’te çıkmıştır. Şükür… ( Şubat 2014)

27 Ekim 2020 Notu:

• Annem Necmiye hanımın Romanı Esma ve Necm hazırdır.

. Bir'ce Seyyah- Düşünce Günlüğü hazırdır.

• Edebiyat Disiplini (Denemeler’den daha fazlası) basımdadır.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve iç mekan

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
“”