ZAFER PARTİSİNİN BATI TRAKYA GEZİSİ
29 Ocak 2026 tarihinde Zafer Partisi Genel Başkanı Sn. Ümit Özdağ ve genel başkan yardımcılarımız, bir kısım GİK üyelerimiz ile birlikte; İzmir, Edirne, Denizli il başkanlarımız ve parti yetkililerinin katılımı ile Batı Tarkya’da Gümülcine ve İskeçe şehirlerine 25 kişilik kalabalık bir heyet ile siyasi ve kültürel amaçlı bir gezi yaptık.
Daha önce de 25 Aralık 2025 tarihinde Bulgaristan’ın Kırcaali ve Mestanlı şehirlerine ve özellikle Türkan Bebek’in mezarının ve anıtının olduğu Kırkova köyüne yine aynı heyetle bir gezi yapmıştık.
Türkiye’de siyasi gündemi en canlı ve iddialı çıkışlarla takip eden Zafer Partisinin, Türkiyenin bu hızlı siyasi gündemine rağmen Balkan Türklüğünün kalbi olan bu iki kaybedilmiş vatan topraklarına zaman ayırarak ziyaretler yapmasının elbette çok önemli bir anlamı ve sebebleri vardı.
26 Aralık 2025 gezisini; Bulgaristan Türklüğünün son yüzyılda zulüm ve çile dolu olarak yaşadığı dönemi ve Jivkof katilinin 1985 yılında yaptığı zalimliklerin unutulmaması için 40 yıldır her sene 26 Aralıkta yapılan anma törenlerine katılarak acılarını Türkiye Türkleri olarak paylaşmak için yapmıştık.
Belene kampları işkenceleri ve isim değiştirerek, Türk kimliklerini yok etmek üzere insanlığın en vahşi ve kanlı “Türk katliamlarından” birini yaşayan Bulgaristan Türklüğünün bu dönemi bir daha yaşamamak ve unutmamak için “Türkân Bebek” isminde simgeleşen anma toplantılarını yer yıl 25 Aralıkta yapmaktadırlar.
Niçin 25 Aralık derseniz; çünkü daha 1,5 yaşında kundakta bir bebek iken teyzesi ile birlikte kimlik ve isim değiştirme zulmüne karşı direnen Türklerin üzerine Bulgar askerleri tarafından açılan yaylım ateşi ile teyzesinin kucağında teyzesi ile birlikte anlından kurşunla vurularak şehit edilmişti.
İşte o zulüm dönemini Bulgaristan Türklüğü her yıl Türkiye’den katılan soydaşları ile birlikte 40 yıldır Türklük şuurunu diri ve canlı tutmak için anmaktadır.
Törenlere Türkiyeden Türk milliyetçisi partiler dahil tüm partilerin davet edilmesine rağmen anma toplantısına katılan tek milliyetçi parti Zafer Partisi olmuştu.
Batı Trakya Türklüğünün “29 Ocak Toplumsal Dayanışma ve Milli Direniş Günü” kutlamalarına daha doğrusu “milli bayram” gününe Zafer Partisi olarak yine Bulgaristan gezisine katılan aynı heyetle Genel Başkanımız Sn. Ümit ÖZDAĞI’ın başkanlığında katıldık.
Ve yine İskeçe Türk Birliğinin ve Gümülcine Türk Gençler Birliği’nin Türkiye’den davet ettiği siyasi partilerden kutlamalara katılan tek parti yine sadece Zafer Partisi oldu.
Şimdi gelelim 29 Ocakta 1988’de ve yine 29 Ocak 1990’da Batı Trakyada neler olduğuna.
24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Yunanistan’da azınlık haklarına sahip bir halk olarak Yunanistan’a emanet edilen Batı Trakya Türklüğü özellikle 1967 yılından itibaren sistematik ve bilinçli olarak Yunan hükümetinin baskı ve zulümleri ile karşı karşıya kalmaya başladı.
Lozanla garanti altına alınan eğitim, din özgürlüğü, siyasi temsiliyet, kimlik hakları ve uluslararası sözleşmeler ile garanti altına alınan mülkiye hakları dahil birçok insan hakları ihlalleleri artarak devam etti ve baskılar zulme dönüşmeye başladı.
Bardağı taşıran son damla Yunanistan Yüksek Mahkemesinin, 1928’de kurulan “Gümülcine Türk Gençler Birliği” ile “Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği’nin” ve “İskeçe Türk Birliğinin” ismlerinde yer alan “Türk” kelimesinden dolayı aldığı bu derneklerin kapatılması kararı oldu.
Yunanistanda Türk olamadığı ve Müslüman Yunan vatandaşlarına Türk denmesinin ırkçılık ve ayrımcılık olduğu iddası ile bu derneklerin kapatılması karar alınmıştı.
İşte bu kararın alınmasından sonra Batı Trakya Türkleri 29 Ocak 1988 günü sabahın erken saatlerinde köylerden kentlerden kadın erkek yaşlı genç akın akın Gümülcine Türk Gençler Birliğinin önünde toplanmaya başladılar. Gümülcine’ye gelen yolları köy çıkışlarından itibaren kapatan Yunan polisinin engellemelerine rağmen arabalarını bırakarak yayan olarak saatlerce dağ, dere ve tepe aşarak onbinler o kış şartlarımda Gümülcine Türk Gençler Birliğinin Önünde toplandılar.
29 Ocak 1988 cuma günü toplanan bu insanlar tek bir ses halinde haykırdılar:
“Batı Trakya Türkü vardır ve bunun ispatı bizleriz !”
Artık her 29 Ocak bu direnişin bayram ilan edildiği güne dönmüştü.
Tarihler 29 Ocak 1990’nı gösterdiği gün Türklerin kutlamalarına karşı Yunan devletinin kışkırtması ve desteği ile Gümülcine ve İskeçe sokaklarını ve caddelerini Yunan vandallığı sardı. Yunan hükümetinin kin ve nefret ile kışkırttığı vahşet, Türklerin iş yerlerini, dükkanlarını ve yaşam alanlarını yaktı yıktı.
Bu olaydan sonra artık 29 Ocak günü her yıl sadece bir bayram günü olarak değil aynı zamanda Yunan zulmünü unutmama günü olarak daha anlamlı olarak kutlanmaya başlandı.
Bu gezi sonrasında tahmin ederim ki tüm geziye katılan arkadaşlarımn kafasında şu soru cevap aramıştır.
Lozan’da Batı Trakya Türk azınlığa tanınan hakların aynısını kazanan İstanbul Rumlarının özgürlükleri aynen Yunan hükümetinin yaptığı gibi baskı altına alınsa ve azınlık Rumların dini, ticari, kültürel vs. hakları ellerinden alınsa ya da kısıtlansa neler olur?
Elbet biz Türkler emanete ihanet etmeyiz.
Azınlıklar emanettir.
Ama düşünün Bartholomeos’un yerine Diyanet kendi seçtiği bir papazı atıyor ve Türk hükümetide Bartholomeos’u değil bu papazı tanıyor Rumlara da bu papazın önünde ibadet etmelerini zorluyor.
İşte bu olamaz dediğiniz çarpıklık ve yanlışlık aynen Batı Trakya’da zorlan uygulanmaya çalışılıyor.
Hain Mustafa Suphinin yetişemesi sözde Müslüman din adamları zorla Batı Trakya Türk Camilerine atanıyor ve bu imamların arkasında namaz kılmaya zorlanıyorlar.
Ama henüz başarılı olmuş değiller. Türkler kendi seçtikleri müftülerinin yetiştirdiği ve atadığı imamların arkasında durmaya devam ediyorlar.
İşte her yıl yapılan 29 Ocak “Toplumsal Dayanışma ve Milli Direniş Günü” kutlamaları bu milli duruşu uyanık ve diri tutmayı sağlıyor.
Son olarak gerek Bulgaristan Türklüğü ve Batı Trakya Türklüğü anma toplantılarında gördüğün önemli bir ayrıntıyı da sizlerle paylaşmak isterim.
90’lı 2000”li yıllarda çeşitli vesileler ile Bosan, Kosova, Makedonya ve Suriye gezilerim olmuştu.
Orada da elçilerimiz ve konsoloslarımızla karşılaşmış ya da duruş ve açıklamalarına şahit olmuştum.
Ve buruk üzüntüler yaşamıştım. “Bunlar kimin elçileri?” diye kendi kendine sorular sorduğum durumlar olmuştu.
Bu gezilerimde ise olaylar karşısında duruş ve konuşmalarına şahit olduğum Sofya Büyükelçimiz Sn. Mehmet Sait Uyanık ve Gümülcine Başkonsolosumuz Sn. Aykut Ünal’ı görünce önceki tanıdıklarım ile aralarında ki dağlar kadar fark görmek beni hem mutlu etti ve hem de gururlandırdı.
Hepimizin gurur duyacağı milli hassasiyetleri, bilgileri, vizyonları ve elbette cesaretleri ile Türkiye Cumhuriyetini layıkı ile temsil etmekteler ve Balkan Türklüğünün uluslararası hakları konusunda tavizsiz ve kararlı bir duruşun sahibi olarak görevlerinin başındalar.
Son söz olarak Batı Trakya Türklüğünün temsilcileri Gümülcine Müftümüz Sn. İbrahim Şerif ile İskeçe Müftümüz Mustafa Trampaya ve Gümülcine Türk Gençler Birliği ile İskeçe Türk birliğine, Batı Trakya Türk Öğretmenler birliğine, Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi DEP yetkililerine Türklük davasındaki dik ve cesur duruşları ve bizlere gösterdikleri misafirperverlikleri dolayısı ile sonsuz teşekkürlerimizi sunarken, Batı Trakya Türklüğünün ilk önder savaşçısı ve gazisi Mehmet Emin AGA ve Batı Trakya Türklüğünün bayraklaşan şehidi Sadık AHMET’e sonsuz rahmetler diliyorum.
Bir gün tek vatanda tekrar buluşmak duası ile !
Hakkı Şafak Ses