Hafta sonu yazıları...
ZOR ZAMANLAR GELİYOR !
İnsanlık, son üç yüzyılda tarihinin en büyük zihinsel devrimlerinden birini gerçekleştirdi. Binlerce yıl boyunca mutlak hakikat iddiasıyla insan zihnini şekillendiren dogmaları sorguladı.
Her soruya hazır cevaplar sunduğunu iddia eden kutsalları tahtından indirdi.
Onun yerine; aklı, şüpheyi, soru sormayı, bilimi, eleştirel düşünceyi ve insan iradesini merkeze koydu.
Bu büyük kırılma olmasaydı modern tıp olmazdı.
Sanayi devrimi gerçekleşmezdi. İnsan ömrü uzamazdı. Meşruiyetin kaynağı insan olamazdı.
Teknolojik ilerleme bugünkü seviyesine ulaşamazdı.
Kısacası evet; bunu yapmak zorundaydık.
Büyük ölçüde doğru da yaptık.
Fakat insanlık burada çok kritik bir hata yaptı: Eski kutsalları yıkarken, onların yerine ne koyacağını tam olarak hesaplayamadı. Çünkü boşluk asla boş kalmaz. İnsan zihninin anlam arayışı mutlaka yeni kutsallar üretir.
Dün din adına mutlaklaştırılan fikirlerin yerini bugün; ideolojiler,
ırklara dayalı mitolojiler, vaat edilmiş topraklar,
lider kültleri, direniş hatları,
sınıfsal dogmalar,
piyasa ve finansallık fetişizmi,
manipülatif meşruiyetler,
teknoloji tapıncılığı,
hatta sahte bilimcilik aldı.
Ancak son yüzyıl bunların en kanlı laboratuvarı oldu.
Vahşi Sömürgecilik,
1.Dünya Savaşı,
2.Dünya Savaşı,
Holokost,
ideolojik tasfiyeler ve temizlik...
Milyonlarca insan artık tanrılar adına değil; sözde rasyonel ve beşeri sistemler adına öldürüldü.
Bilim insanlığa refah üretirken, aynı bilim atom bombasını da üretti.
Teknoloji hayatı kolaylaştırırken aynı zamanda insanı gözetlenebilir, manipüle edilebilir, yönlendirilebilir ideolojik aygıtlara, soğuk verilere, alınıp satılabilen ürünlere dönüştürdü.
Sosyal medya sözde insanları özgürleştirecekti.Tam aksine sıklıkla insanları daha öfkeli, daha kutuplaşmış ve daha manipüle edilebilir hale getirdi. Veriler çoğaldı ama anlam ve hikmet azaldı. Bireysel ve toplumsal bağlantısallık teorileri arttı ama insan giderek yalnızlaştı.
Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük kriz sadece ekonomik kriz olmayabilir. En büyük krizimiz anlam krizi, meşruiyet krizi, ahlak krizi, güç kullanma, otorite krizi ve özetle medeniyet krizidir.
Çünkü elimizde olağanüstü güçlü araçlar var.
Fakat bu araçları hangi ahlaki değer ve ilkelere göre kullanacağımız konusunda insanlığın küresel bir uzlaşısı bile yok.
Yapay zekâ gelişiyor.
Biyoteknoloji gelişiyor.
Genetik müdahalenin kapasitesi büyüyor.
Dijital gözetim araçları genişliyor.
İnsanlık ilk kez bu kadar güçlü.
Belki de ilk kez bu kadar da yönsüz.
Asıl problem şudur: son 70 bin yılda insan beyninin biyolojik kapasitesi büyümedi. Hâlâ aynı korkulara, aynı hırslara, aynı kibre, aynı kabile reflekslerine sahibiz.
Yaklaşık 86 milyar nöron taşıyoruz ama hâlâ ilkel dönem öfkelerini, modern araçlarla büyütüyoruz. Taş devri refleksleriyle dijital çağ yönetmeye çalışıyoruz.
İşte bu yüzden kötü veya zor zamanlar geliyor olabilir. Sorun teknoloji eksikliği değil. Sorun ahlaki evrimimizin, teknolojik evrimimizin gerisinde olmasıdır.
Yeni bir denge kuramazsak; özgürlük ile güvenlik arasında, bilim ile etik arasında, güç ile adalet arasında,
birey ile toplum arasında yeni yüzyıl çok daha sert kırılmalar üretebilir.
İnsanlığın bugün ihtiyacı olan şey yeni bir dogmaların, sahte meşruiyetlerin esareti değildir. Ancak sınırsız ve değer tanımaz görecelilik de değildir.
İhtiyacımız olan şey; aklı koruyan, bilimi dışlamayan,
insanı merkeze alan, ihtiyacımız olan değerleri üretebilen yeni bir medeniyet ahlakıdır.
Aksi halde insanlık dogmatik kutsalları öldürdüğünü sanırken, çok daha tehlikeli sahte tanrılar üretmeye devam edecek.
Muhasebe ve tefekkür etmeliyiz ki, bu kez sonuçlar çok daha yıkıcı olabilir.
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü