Azmi Karamahmutoğlu: DOĞRULAR, GERÇEKLER SÖYLENMEDİĞİ İÇİN TÜRK KAMUOYU YANILTILIYOR, ALDATILIYOR

Zafer partisi Genel başkan yardımcısı Azmi Karamahmutoğlu basın toplantısında DOĞRULAR, GERÇEKLER SÖYLENMEDİĞİ İÇİN TÜRK KAMUOYU YANILTILIYOR, ALDATILIYOR dedi.

Azmi Karamahmutoğlu basın açıklamasında şunları söyledi:

“Bugün, 20 Temmuz itibarıyla Zafer Partisi'nin haftalık olağan basın toplantısı için huzurunuzdayım. Bugün 20 Temmuz; Kıbrıs Barış Harekatı'nın 52. yıl dönümünü kutluyoruz. Çok enteresandır, bir başka Temmuz ayını dikkatinize sunmak istiyorum. 343 yıl önceki bir Temmuz ayını, yani 14 Temmuz 1683 tarihini, İkinci Viyana Kuşatması'nı... Bu tarih, Türklerin toprak kaybetmeye başladığı tarihtir. O günden itibaren, 1683'ten itibaren Türk Devleti, Türk milleti sürekli olarak toprak kaybetmiştir; ta ki 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’na kadar. Türk Mukavemet Teşkilatı'nın başlatmış olduğu direnişle birlikte, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ardından adaya çıkmasıyla beraber, 1683'ten itibaren süregelen toprak kaybediş ilk kez askeri yollarla yeniden bir toprak kazanma şeklinde kaderini değiştirmiştir. Bizim için Kıbrıs Barış Harekatı'nın ayrıca böyle de bir anlamı vardır. Bu sebeple hem Türk Silahlı Kuvvetleri'nin şehit ve gazilerini hem Türk Mukavemet Teşkilatı'nın kurucularını, şehit ve gazilerini ve Kıbrıslı Türkleri saygıyla selamlıyor; Kıbrıs'taki özgürlük ve bağımsızlıklarının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti'nin kalıcı olmasını diliyorum.

Fakat şüphesiz, Kıbrıs Türklüğünü bugüne değin olduğu gibi bugün de yalnız ve kendi haline bırakmıyorlar. Bilindiği gibi, sadece bu hükümet, yani AKP hükümeti dönemiyle sınırlayacak olsak bile, bu hükümet iş başına geldiğinde önüne bir Annan Planı konmuştu. Şimdi giderayak AKP hükümetinin önüne yeni bir çözüm modeli olarak 'gevşek federasyon' diye bir politika konuluyor. Bunu konuşacağız. Bundan sekiz yıl öncesine kadar, önceki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın KKTC Cumhurbaşkanlığında bulunduğu dönemde, 2015-2017 yılları arasında Crans-Montana'da süren, yine Türklerin ihtiyacından kaynaklanmayan bir müzakere dönemi geçirilmişti. Kendince birtakım sonuçlara varacak olmasına rağmen yine de Kıbrıs'ta Rum-Yunan ikilisi her şeyi hemen ve hep birlikte istediği için Crans-Montana'da masayı deviren taraf yine Rum-Yunan ikilisi olmuştu. Buna karşın sekiz yıl sonra tekrar Türk tarafı masaya oturtulmaya zorlanıyor. Şimdiki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi olan Sayın Maria Angela Hanımefendi tarafından yürütülen bu görüşmelerde, 'gevşek federasyon' diye kavramsallaştırılan bu başlık altında görüşmeler yürütülüyor.

Şimdi, Annan Planı'na sahip çıkmak da bir gevşek politikaydı. Bu gevşek politika AKP hükümeti altında kaldı ve Annan Planı'nı sahipleniş AKP'nin utancı oldu. Şimdi diyoruz ki; bari bu kez Birleşmiş Milletlerin önümüze koymuş olduğu ve kavramsallaştırdığı, adına 'very loose federation' dediği, 'gevşek federasyon' dediği bu dayatmaya boyun eğmeyin ve bir kez olsun Türklüğe sığının, Türklüğe güvenin ve emperyalizmin dayatmasına karşı koyun. Bunu yaparsanız Zafer Partisi olarak bu politikanın yanında oluruz. Fakat bunun umutsuz bir dilek olduğunu biliyorum. 23 yıl önce iş başına geldiğinizde aldığınız ilk sipariş, Kıbrıs'ı Türkiye'siz ve Türksüz bırakacak olan, Kıbrıs'ı elden çıkartacak olan Annan Planı'nı sahiplenmek ve uygulamaya koymak olmuştu. Gelir gelmez yaptığınız bu hatanın aynısını şimdi de giderayak yapmayın bari diye ikazda bulunmak ve Türk kamuoyunu bilgilendirmek, bilinçlendirmek istiyoruz.

Bu politikaların beraberinde ve devamında olarak yine Fener Rum Patrikhanesi ve Heybeliada Ruhban Okulu, bildiğiniz gibi, gündemi oluşturuyor. Sonbaharın ilk ayları olan Eylül ve Ekim ayları itibarıyla burada da o tarafın dilediği şekilde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Lozan'da almış olduğu, kazanmış olduğu mevzileri zayıflatacak bir pozisyon değişikliği olacağı konuşuluyor. Fener Rum Patrikhanesi sorunu, bir din ve ibadet özgürlüğü konusu değildir. Böyle olmaktan çok jeopolitik ve stratejik bir konudur. Patrik, ısrarla 'ekümenik' sıfatını kullanmasının nedeni olarak Türkiye'deki küçük Rum cemaatinin dini ihtiyaçlarını karşılamayı göstermemektedir. Amaç, kendisini dünya Ortodoksluğunun evrensel lideri, İstanbul'u da yeniden Ortodoks dünyasının merkezi olarak konumlandırmaktır. Tarih boyunca büyük dini merkezler yalnızca ibadet edilen yerler olmamış, aynı zamanda nüfuz, etki ve güç üretmiştir. Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması da bu nedenle birkaç Rum Ortodoks papazın eğitilmesi meselesi değildir. Asıl dert, Patrikhanenin dünya çapında kendi din adamlarının yetiştirildiği, uluslararası ağları yönetebildiği bir merkeze kavuşmasıdır. Sürekli olarak ABD ve Avrupa Birliği'nin Patrikhaneye destek vermesi yalnızca din ve inanç temelli bir etkileşim değil, tamamen jeostratejik politikalardan kaynaklanan bir saldırıdır. Öyleyse hal böyleyken Türkiye'miz ve Türk hükümetleri bu meseleyi ele alırken daha bağımsız ve daha özgür politikalar sergilemelidir.

Güzel Türkçemizde başarısızlığı 'Ne imama yaranabildin ne de papaza.' diye anlatırız. Fakat anlaşılan AKP, siz başarısız olmamak için hiç değilse papaza yaranmanın yolunu seçmişsiniz. 'Ne imama yaranabildin ne de papaza.' denmesin diye papaza yaranmanın yolunu seçmişsiniz. Dış politikada, dışarının içerideki ayağıyla birlikte ele aldığımızda, bu gayrimilli saplanma içerisinde bulunan Cumhur İttifakı iktidarıyla karşı karşıyayız. Bunu bu şekilde ele almalıyız. Çünkü AKP hükümetini ayakta tutan Cumhur İttifakı iktidarıdır. O ittifakın içindeki payandalar sayesinde AKP iktidarda tek başına bir parti gibi kalabilmektedir. Beraberinde, dışarıdan servis edilen politikalar içeride de sahiplenilerek yürütülmektedir. Bütün bunlar, bağımsız milli Türk Devleti'nin milli menfaatlerine aykırı şekilde sürdürülmektedir.

Henüz daha bu yaz çıkmadan, belki de Parlamento yaz tatiline girmeden hazırlığı yapıldığı duyurulan ve Sayın Cumhurbaşkanı tarafından da 'Acele edilmesinde hayır vardır.' denilen işler arasında bir çerçeve yasa hazırlığı var. Bilindiği gibi, iki ay sonra ikinci yılını dolduracak. Kurucularının 'Terörsüz Türkiye' diye iyi niyetli dilekleriyle ad verdikleri fakat gerçekte Zafer Partisi olarak bizim adını narko terör örgütü PKK ile yürütülen pazarlık masası koyduğumuz sürecin takvimi, iki ay sonra ikinci yılını dolduracaktır. Kurulan bu pazarlık masası, kurucuları tarafından halen ortalık yerde durmaktadır ve taraflar masada oturmayı sürdürmektedir. Taraflar yerli yerinde duruyor. Şimdi bakıldığında göreceli olarak terör saldırılarının durduğu görülebilir. Bu, PKK'nın faaliyetleri arasında terör saldırılarının durduğu şeklinde yorumlanabilir. Bu saldırılara ara verilmiş olsa bile PKK'nın narkotik saldırıları artarak sürmektedir. Vatandaşlarımız, Türk gençliği, milletler mücadelesinde saf dışı, yarış dışı bırakılıyor; bıraktırılıyor. Uyuşturucu tuzağına düşürülen gençlerimiz, Türk milletine karşı açılan savaşta yitirdiğimiz kurbanlarımızdır. Bu mücadelede kaybettiğimiz neferlerimizdir. Narko terör örgütü PKK'nın şehirlerdeki bu yapılanması, narkotik saldırıları terör ciddiyetiyle ele alınmalıdır. Zafer Partisi'nin politikası budur ve bunu uygulamaya koymak için iktidar olmayı, hükümet üyesi olmayı beklemektedir.

Türk vatandaşlarına doğrular, gerçekler söylenmediği için Türk kamuoyu yanıltılıyor, aldatılıyor. Narko terör örgütü PKK’yla pazarlık sürecinin hukuki zeminini oluşturacak çerçeve yasa için yapılan çalışmaları hem teröristlerin ağzından hem de hükümet üyelerinin ağzından duyurup öğreniyoruz. Gizli ve mahcup, utanarak yürütülen bir pazarlık masası var orta yerde. O sebeple tarafları dinlediğimizde ancak malumat sahibi olabiliyoruz.

Erkan Çimenden: AB'nin Kıbrıs kararını şiddetle reddediyoruz
Erkan Çimenden: AB'nin Kıbrıs kararını şiddetle reddediyoruz
İçeriği Görüntüle

Değerli basın mensubu arkadaşlar,

Gelinen aşamada ne yazık ki ortada hegemon devletin yaratmış olduğu, şekline bürünmüş olduğu, dönüşmüş olduğu bir parti devleti ve devleti de dönüştürmüş bir devlet partisi var. Ve seslenmek istiyorum. Eğer çeyrek asırlık bir parti iktidarının sonucunda devleti parti devleti haline getirdiğinizi görüyorsanız, uyguladığınız politikaları da devlet politikası olarak görün ve öyle anlar, öyle pazarlarsınız. Siz kendinizi devlet partisi olarak görüyorsanız, partinin politikalarını da bu parti devletinin politikaları olarak, devlet politikası olarak sunarsınız. Fakat bunun böyle olmadığını, bunların devlet politikası olmadığını; siyasal ümmetçi, siyasal İslamcı olarak yola çıkmış olan, fakat sonra eklentileriyle birlikte Türkiye'ye iyice yabancılaşan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bizatihi politikaları, bazen satır olmak zorunda kaldığı, bazen de iktidarda kalabilmek, iktidarını sürdürebilmek için üretmiş olduğu politikalar olduğunu biliyoruz.

Bu yüzden de siz, Adalet ve Kalkınma Partisi, bir devlet partisi haline gelmiş bulunan olanca hormonlu, içi boş devasa cüssenizle muhalefeti baskılayıp sindirmek ve bölüp dağıtmak için giriştiğiniz bütün gayrimeşru, antidemokratik ve hukuk dışı iş ve işlemleriniz karşısında, kendi adımıza konuşacak olursak, biz Zafer Partisi olarak, Zafer Partisi seçmeninden parti üyelerine, genel başkanına kadar Cumhuriyet Türkiye'sini savunmak ve yaşatmak için sizi vaktiyle çıktığınız o sandığa geri gömene kadar sokak sokak, köy köy dolaşıp anlatmaktan, maskenizi indirmekten geri durmayacağız.

Değerli arkadaşlar,

Narko terör örgütü PKK, Suriye Arap Cumhuriyeti'ne eklemlenmiş, silahlı bir güç olarak eklemlenmiş, kurumsal bir silahlı yapı hâline gelmiştir. Türk kamuoyunda bu konu konuşturulmuyor, tartıştırılmıyor. Oysa fetih yaptığını söyleyen siz, Cumhur İttifakı; güya fatihler, PKK nasıl yasal bir silahlı kuvvet olduysa ve bunu Türk kamuoyundan saklıyorsanız, sakladığınız diğer gerçekler gibi beraberinde ayrıca Suriye'de Türklerin de adının anılmadığı, 'Suriye Arap Cumhuriyeti' adıyla bir devlet kuruldu. Sizin fatihliğiniz, Suriye'de Arap Cumhuriyeti adıyla bir devlet kurulsun diye miydi? Unvanınızı buradan mı alıyorsunuz? Bunun için mi kendinizi ve Türkiye'yi yordunuz, yıprattınız ve Türkiye'yi hala yormaktasınız?

Bunun için mi milyonlarca Suriyeliyi Türkiye'de ısrarla ve inatla tutmaya devam ediyorsunuz? Suriye'deki Arap Cumhuriyeti dikensiz bir bahçesi hâlinde varlığını sürdürsün diye miydi sizin fatihliğiniz? Oysa biz Zafer Partisi olarak diyoruz ki, artık Araplar Suriye'de bir Arap Cumhuriyeti kurduğuna göre, resmi adı da Suriye Arap Cumhuriyeti olduğuna göre, Türkiye'deki misafirlikleri çok uzun zamandır süren Suriyeli Arapların ülkelerine kavuşması için elinizden geleni yapın artık. Türkiye bunu yapmalıdır. Bunun yapılmaması en fazla genel seçimlere kadar ertelenebilir. Şurada 21 ay daha ertelenebilir. O kadar geciktirebilirsiniz. Çünkü yapılacak ilk seçimlerde Zafer Partisi'nin yer alacağı hükümette Türkiye'deki Suriyeli Arapların vatan hasreti Zafer Partisi eliyle giderilecektir. Ve Türkiye'deki Suriyeli Araplar, Suriye Arap Cumhuriyeti'ne kavuşturulacaktır. Aynı politikamız sadece Suriyeli Araplarla sınırlı değildir. Beraberinde Türkiye'de çok farklı ülkelerden gelerek bulunan yasa dışı, düzensiz göçle gelen kaçak nüfusun tamamına uygulanacaktır. Çünkü Türkiye ne bir göçmen kampıdır ne de kaçak ve sığınmacılar için bir tatil köyüdür. Bizim, Zafer Partisi olarak bizim önceliğimiz Türk vatandaşlarının yaşam standardını yükseltmektir.

Değerli arkadaşlar, Türk vatandaşlarının yaşam standardını yükseltmek derken, Türkiye sınırlarının dışında bulunan Türklerin de şüphesiz hem yaşam standardıyla hem de mal ve can güvenlikleriyle bir Türk milliyetçisi parti olarak Zafer Partisi ilgilenmektedir. Bu husustan hareketle son döneme ilişkin, hususiyetle dış politikaya dair dikkatinize getirmek istediğim bir konu var. Bununla ilgili kamuoyunun uyarılması ve hükümet üzerinde baskı kurması gerekiyor. Sözünü ettiğim yer Kırım. Bugün Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş sebebiyle özellikle Kuzey Kırım'da on binlerce Kırım Türkü, Kırım Tatar Türkü haftalardır elektriksiz, susuz ve ağır insani şartlar altında yaşam mücadelesi veriyor. Bu kriz yalnızca bir altyapı sorunu değil, giderek derinleşen bir insani felakete doğru evriliyor. Akaryakıt bulunamadığı için mal sevkiyatı yapılamıyor; ilaç, bebek maması ve temizlik malzemeleri ulaştırılamıyor. Stokların kısa sürede tükenmesiyle birlikte durum iyileşemez boyutlara ulaşacaktır. Elektrik kesilmesiyle Kuzey Kırım'da marketlerde, bakkallarda ve evlerde var olan az miktardaki gıda maddeleri de bozulup çürüyecektir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti yolbaşçılığında uluslararası topluma Kırım Türklerinin sesi duyurulmalı ve sivil halkın korunması için acilen harekete geçilmelidir. Aksi takdirde doğacak insani kriz toplumsal gerilimleri artırabilir ve Kırım Tatar Türklerini çok daha ağır risklerle karşı karşıya bırakabilir. Zafer Partisi olarak Kırım Tatar Türklerinin can güvenliğinin sağlanmasını ve temel insani haklarının korunmasını Türkiye Cumhuriyeti için bir devlet politikası olarak görüyor ve bu şekilde kayda geçirilmesini istiyoruz.”

Haber: GAP olay

Muhabir: Zeynel abidin Kıymaz