Ömer İler’den boşalan İl Başkanlığı koltuğuna kim oturacak? Bana göre asıl sorulması gereken soru şu. O koltuğa oturacak kişinin hangi özelliklere sahip olması gerekiyor?

O ANLAYIŞI, KIRABİLECEK Mİ?

AK Parti’nin Diyarbakır cephesinde bugün herkesin dilindeki soru aynı?.. Siyasi ömrü 16 ay süren Ömer İler’den boşalan İl Başkanlığı koltuğuna kim oturacak? Bana göre asıl sorulması gereken soru şu. O koltuğa oturacak kişinin hangi özelliklere sahip olması gerekiyor? Çünkü mesele, sadece bir ismin atanması ya da seçilmesi değildir. Asıl mesele, yıllardır Diyarbakır’da kronikleşen ve kişilere endekslenen siyasi anlayışın değişip değişmeyeceğidir.

***

AK Parti’nin teşkilat yapılanmasının bulunduğu 81 il içerisinde, en fazla il ve ilçe başkanı değişikliğinin yaşandığı şehirlerden biri Diyarbakır’dır. Hatta zaman zaman neredeyse her yıl başkan değiştiren bir teşkilat görüntüsü vermiştir. Boşuna söylenmemiştir.. “Sık değişen kaptanın gemisi limana zor varır.” Bugün gelinen noktada herkes aynı sorunun cevabını arıyor. Geçmişten ders çıkararak bu kez farklı bir tercih yapacak mı? Yoksa yine alışılmış yöntemlerle “eski tas, eski hamam” anlayışı mı devam edecek?

***

İler’in görevden alınmasının ardından Genel Merkez tarafından görevlendirilen il ve bölge koordinatörleri bir kaç gündür, görüşmeler yapıyor. İkili toplantılar… Grup görüşmeleri… Temayül yoklamaları… Ve kulislerde dolaşan onlarca isim… Temayül sürecinde yaşanan bir tartışma dikkat çekici oldu. Büyükşehir Belediye Meclis üyelerine oy hakkı tanınırken, ilçe belediye meclis üyelerinin başlangıçta sürecin dışında bırakılması ciddi tepkilere yol açtı.

***

İtirazlar yükseldi. Restleşmeler yaşandı. Sonunda geri adım atıldı ve onlar da sürece dahil edildi. Peki soru şu olsun.. Geçmiş dönemlerde oy kullanabilen isimler bu dönem neden dışarıda bırakılmak istendi?.. Ya da Belediye Meclis üyelerini “halk seçmiyor mu” diye düşünülüyor.. Oysa ki, onlar da oy tercihiyle seçiliyor.? Bazı dönemlerde, Belediye Başkan adaylarından daha yüksek oy alan var? Bu sorunun cevabı hâlâ verilmiş değil. Siyasette bazen usul tartışmaları, sonuçlardan daha fazla şey anlatır.

***

Bu süreçte sosyal medya başta olmak üzere birçok platformda onlarca isim dolaşıma sokuldu. Kimi reklamlı… Kimi reklamsız… Kimi algı operasyonlarıyla… Kimi de gerçekten adaylık beklentisiyle… Her zamanki senaryo yeniden sahnede. “Genel Merkez çağırdı…” “Dostlarımız devreye girdi…” “Hatırlı isimler destek verdi…” “Teklif geldi, değerlendiriyoruz…” Bu cümleler artık siyasi literatürün klişeleri arasında yer alıyor. Buna rağmen hâlâ karşılık bulabiliyor.

***

Halkın merak ettiği konu bu değil. Vatandaşın sorguladığı şey, kimin kimi desteklediği de değil. Asıl merak edilen, kimin Diyarbakır’ı gerçekten temsil edebileceğidir. Temayül yapıldı. Listeler hazırlandı. Kim birinci sırada? Kim son sırada? Açıkçası bunun çok da önemli olduğunu düşünenlerden değilim. Kentin siyasi hafızası bize yıllardır aynı gerçeği göstermiştir. Çoğu zaman süreçler işletilir, görüşler alınır, listeler hazırlanır; ancak son kararı veren irade, kararını büyük ölçüde önceden şekillendirmiş olur. Acı ama gerçek olan budur!…

***

Önümüzdeki hafta Diyarbakır, “İl Başkanı kim olacak?” sorusunun cevabını öğrenecek. Ardından yeni yönetim şekillenecek. Peki ortaya çıkacak tablo neyi gösterecek?.. Yönlendirilen isimlerin tercih edildiği bir anlayışı mı? Yoksa yol arkadaşlarını kendi iradesiyle belirleyen güçlü bir teşkilat modelini mi? İşte bütün mesele burada düğümleniyor.

***

Yaklaşık çeyrek asırlık serüvene dönüp baktığımızda, Diyarbakır’ın özelinde ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz… Yatırımlar yapıldı. Projeler açıklandı. Vaatler verildi. Ankara’dan güçlü destekler geldi. Ancak bütün bunlara rağmen oy oranlarında beklenen yükseliş sağlanamadı? Hatta bazı dönemlerde ciddi gerilemeler yaşandı. Demek ki sorun yalnızca kişilerde değildir. Sorun, kişilerin üzerinde kurulan siyasi tahakküm anlayışında da aranmalıdır.

***

Atalarımızın dediği gibi: “Ağaç kökünden beslenir.” Kök sağlıklı değilse dalların yeşermesi de kolay olmaz. Diyarbakır’da gerçek anlamda bir değişim yapmak istiyorsa, bunu yalnızca isim değiştirerek başaramaz. Değişmesi gereken yöntemdir. Anlayıştır. İstişare kültürüdür. Teşkilatın sesine kulak verme iradesidir. Bunlar gerçekleşirse Diyarbakır’da yıllardır konuşulan zincirin ilk halkası belki o zaman kırılabilir. Ancak aynı anlayış devam eder, yalnızca isimler değişirse; değişen sadece tabeladaki isim olur. Onun da ömrü bir yılı bulmadan siyasetin musalla taşına yatırılması kaçınılmaz hale gelir.

***

Evet, soruyu bir kez daha soralım. AK Parti Diyarbakır’da gerçekten yeni bir sayfa mı açacak? Yoksa eski defterin farklı bir sayfasını mı çevirecek? Bu sorunun cevabını belirleyecek olan, yapılacak tercihten çok o tercihin hangi anlayışla yapıldığıdır. Üstelik bu kez mesele sadece bir il başkanının belirlenmesi de değildir. Türkiye yeni bir dönemin eşiğinde bulunuyor. Yıllardır ülkenin enerjisini tüketen terör sorununun tamamen geride bırakılması hedefiyle yürütülen süreç, en çok da Diyarbakır gibi şehirlerde siyasi ve toplumsal karşılık bulacaktır.

***

İşte tam da bu nedenle Diyarbakır’da yapılacak tercih, geçmiş dönemlerdeki rutin teşkilat değişikliklerinden çok daha farklı bir anlam taşımaktadır. Bugün ihtiyaç duyulan şey yalnızca seçim kazandıracak bir teşkilat değildir. Yeni dönemin ruhunu okuyabilecek bir teşkilattır. Sahada vatandaşla konuşabilen… Şehrin dinamiklerini bilen… Gençlere dokunabilen… Kanaat önderleriyle sağlıklı iletişim kurabilen… Sivil toplumla aynı dili konuşabilen… Ve en önemlisi, Ankara ile Diyarbakır arasında güçlü bir köprü kurabilen bir yönetim anlayışıdır.

***

Siyaset sadece seçimden seçime hatırlanan bir faaliyet değildir. İkmali, milletin nabzını her gün tutabilmedir.. Ki bu da güçlü siyasi sanattır. Büyüklerimizin dediği gibi: “Rüzgâr eken fırtına biçer, gönül kazanan ise memleket yönetir.”

***

Bugün Diyarbakır’da kurulacak il yönetimi, yalnızca teşkilat yapısını belirlemeyecektir. Aynı zamanda yeni dönemde şehirle kurulacak siyasi ilişkinin karakterini de ortaya koyacaktır. Eğer tercih; sahayı bilen, toplumun farklı kesimlerini kucaklayan ve teşkilatın bütün renklerini bir araya getirebilen isimlerden yana kullanılırsa, Diyarbakır’da uzun süredir aradığı ivmeyi yakalayabilir. Aksi halde değişen yalnızca isimler olur, beklentiler ise yerinde saymaya devam eder.

***

Terörsüz Türkiye hedefinin kalıcı başarıya ulaşması yalnızca güvenlik politikalarıyla mümkün değildir. Bu hedef güçlü toplumsal bağlar, sağlam siyasi temsil mekanizmaları ve vatandaşla kurulan güven ilişkisiyle desteklenmelidir. Bu nedenle Diyarbakır İl Başkanlığı makamı, sıradan bir teşkilat görevi olmanın çok ötesindedir. Burası aynı zamanda yeni dönemin sahadaki koordinasyon merkezi olma özelliği taşımaktadır. Belki de bugün sorulması gereken asıl soru şudur:.. Yalnızca bir il başkanı mı belirleyecek? Yoksa Türkiye Yüzyılı’nın Diyarbakır’daki siyasi yol haritasını taşıyacak kadroyu mu oluşturacak?

***

Parti gerçek anlamda bir değişim yapmak istiyorsa, bunu sadece isim değiştirerek başaramaz.. Değişmesi gereken şey yöntemdir, anlayıştır, istişare kültürüdür, teşkilatın sesine kulak verme iradesidir. İşte bunlar gerçekleşirse yıllardır konuşulan zincirlerin ilk halkası, belki o zaman kırılabilir. Ama aynı anlayış devam eder, sadece isimler değişirse.. Kimse kusura bakılmasın, değişen yalnızca tabeladaki isim olur… Onun da ömrü bir yılı bulmaz, illa ki siyasetin musala taşına konulara, “mevtayı nasıl bilirsiniz” denir?!

***

GİZLENEN O DÜŞÜNCE!..

Rahmi Koç.. Fıkra misali, Rahim’e koç.. Sen ki, Türkiye'nin en büyük sermaye gruplarından birinin tepesindeki isimsin.. Nasıl olur da, gaflet, delalet içerisinde, Kürt kadınlarını aşağılayan fıkra, söylem, ifade zikredebilirsin.. Beyanın, bir dil sürçmesi olarak geçiştirilemez. Glen özür açıklaman, yükselen toplumsal tepkinin bir sonucu!.. Ancak asıl mesele, böylesi incitici bir bakışın hangi zihniyet dünyasından beslendiği artık görmek gerekir.

***

Milyonlarca Kürt kadınının onurunu hedef alan bir söylem, sadece bir espri ya da fıkra değildir.. Yıllardır mücadele edilen önyargıların dışavurumudur. Özür önemlidir ama yeterli değildir. Çünkü bazen bir cümle, sahibinin yıllarca gizlediği düşünce dünyasını ele verir. Asıl sorgulanması gereken de tam olarakta budur.. Seni bir Kürt birey olarak, telin ediyorum!.. Ve bunun cezai müeyyidesi, adli olduğu gibi toplumsal yönde maddi ve manevi olarakta, kesilmesi lazım!. Ki ifadesi karşılık tutum, ders-i ibret içersin..

***

GÜNÜN SÖZÜ..

Bir teşkilatın kaderini belirleyen, koltuğa oturan kişi değil; o koltuğa yüklenen anlayıştır.

Daha azını gör