Yoksulları ve ölümü hatırlayın. Sadaka çıkarın. Gizli olsun ama. Sigara içmeyin. İçeni uyarın. Arada bir dinleyin. (Az konuşun)
Toprak damlı bir evde oturuyorduk. geniş avlulu, iki odalı bir evdi. Tuvalet, avlunun uzak köşesinde, üstü açık, kapısında kilim asılı bir yerdi.
Televizyondaki tartışmaları izliyorum da genellikle günlük siyasi dedikodu, kişisel çatışma veya medyada zaten yer almış haberlerin tekrarı üzerinden ilerliyor.
Güzel insanlar sık hatırlanmalı destek olunmalı. Mehmet Erdem, böyle biriydi, ama ne destek verildi. Ne güç verildi. Ne de yeni kuşağa tanıtıldı.
Burak, belediye otobüsünden inip ıslak kaldırımlarda dikkatle yürüdü. Köşedeki bakkaldan iki sıcak ekmek aldı; poşetin sıcaklığı avuçlarına yayıldı.
Soğuk betona yaslayarak yere uzanmak; ayakkabılarımı çıkarıp çoraplı ayaklarımı birbirine değdirerek, kolumu gözlerimin üstüne koyup deliksiz bir uyku çekmek.
Şehrin kutlanacak başka büyük bir günü olmayınca, Adıyaman’ın il oluşunu neredeyse Malatya’dan kurtuluş bayramı gibi kutluyoruz.
Bir Aralık İlkokulu’na başladım. Okul taş bir binaydı; yürüyerek giderdim. Yolumun üzerinde fırın, bakkal, dink ve kaynak işi yapan bir demirci vardı. Sokak taş döşeliydi;
kedilerin betonun altına sığınışını, sırtında çimento torbasıyla yürüyen inşaat işçisinin nefesini, sabahın köründe moloz ayıklayan amelenin yorgunluğunu,
Çocukken yarıklarına basıp kolumu kırdığım o toprağa… Üstünden sürü geçmiş, itler eşekler işemiş toprağa… Mezar sığmış, derinmiş—hiç fark etmez;
Bazen dolmuşa binerim. Siz de binin. Belki bir dostunuza rastlarsınız, belki yıllardır görmediğiniz bir okul arkadaşınıza… Belki de birinin işini kolaylaştıracak küçük bir iyilik yaparsınız.
Adıyaman ve ilçeleri, hizmet söz konusu olduğunda aynı sorumluluk zeminde buluşmak zorundadır. Çünkü bu şehirde sorunlar ortaktır
Bu bağlantı sizi https://www.gapolaygazetesi.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.