Kâinatı ‘kadın kokulu kadınlar’ dört bir yandan kuşatmalı.

Yüreklerinde tütsüledikleri sevdayı ciğerlerinde ısıtıp sonrada sıcacık nefesleriyle dünyaya salıveren aşk kokulu kadınlar.
Manalı bakan gözleri ile derin yârenleri gören ve titreten dokunuşları ile tedavi eden kadınlar.”

Bunca sıcak gündem içinde nereden çıktı şimdi aşk, sevgi, duygu yüklü bu cümleler demeyin! Bugün de böyle olsun müsaadenizle. Öyle dolduk öyle bunaldık ki son yıllarda bir an evvel huzur denizine dalmak ve dibi boylamak istiyorum! Zihnimizdeki ve hayatımızdaki curcuna ile korkutup ürkek bir şekilde kuytulara sindirdik ve heba ettik aşkı, sevdayı, duyguyu.

İsyanım var biline! İnsanoğlunun kendine lütfedilmiş mucizelerini unutmasına ve hatta hunharca katletmesine itirazım var.
Ve işte bu sebepten yazmak istiyorum! Hayatı, manayı, nefes alıp vermeleri. İnsanların ota, b... sebepsiz gülüşlerini...Ya da bir kaldırım kenarına oturup yoldan gelip geçen herkese enteresan karakterler iliştirdiğim rengarenk kulplar takmak ve sonra o kulplardan tutup onları hayal penceremden bir o yana bir bu yana sallamak istiyorum.

Anlayacağınız destursuz kelimeler eşliğinde kadın gözüyle, kadın yüreğiyle, kadın diliyle hayatı yazmak istiyorum.
İlle de yaşanmış olması gerekmiyor! Bazen bir şarkıdan bazen de bir film repliğinden esinlenerek topladığım kelimeleri tenekelere tıka basa doldurup sonrada bir aracın tamponuna bağlayıp patika yolda yokuş aşağı langır lungur yuvarlamak istiyorum.


Sadece ben mi böyle oldum yoksa insanoğlu tümden mi özüne dönmek istiyor bilmiyorum fakat içimde güçlü bir ses ‘her şeyden ve herkesten kaç hayallerine sığın’ diyor.
Çevremi dikkatlice incelediğimde mutsuzluk, arayış ve huzura kavuşmak İçin ‘öze yolculuk’ konusunda yalnız olmadığımı görüyorum!

Çocukluğumuzda izlediğimiz filmlerde ‘bir gün uzaylılar dünyayı işgal edecek’ fikrine alıştırılırdık. Zamanla bu fikrin yanına ‘Kâinat babamızın malı değil ya sadece biz yokuz elbette! Başka varlıklar da olabilir’ tezini ekledik. Ve sonra dolaylı olarak çok daha fazlasını.
Sizi bilmem fakat son yıllarda öyle enteresan ve zorlu yıllar ile sınanıyoruz ki bunca karmaşanın içine birde uzaydan gelen misafirler eklense araya kaynayıp gidecekler. Kimse çıkıp ‘vay anasını uzaylılar gerçekmiş’ demeyecek, korkmayacak, kaçmayacak ve taşlamayacak anlayacağınız.

Hatta ben durumu daha öteye taşıyıp şu an fazlasıyla aramızdalar dahi demek istiyorum. Çünkü insanoğlunun son yıllarda yaşadığı duygu ve düşünce yıkımı, materyalist eğilimin yükselişe geçmesi, dünyanın alışkın olmadığı aykırılıkta liderler ile tanışması, yüzlerce yıllık tabuların bir gecede değişmesi(Suudi Arabistan), gözler ve ekranlar önünde sergilenen şifresiz akıl oyunları, bilhassa altın başta olmak üzere bazı madenlere yönelik ısrarlı yönelmeler.

Dünya freni patlamış bir halde dönmeye devam ederken evet umut, evet hayal, evet insanlık mücadelesi bitmemeli nefes aldığımız sürece fakat bir yerde durup derin bir soluk çekip ciğerlerimize ‘kendimizi ’de görmemiz gerekmiyor mu? Gerekiyor.
Yapmak istediklerimizi, yazmaya niyetlendiklerimizi, gitmeye ve görmeye heveslendiklerimizi, kollarımızı açıp kucaklamaya koşacaklarımızı ertelemeyin derim.