Bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan şey yalnızca siyasi mücadeleler değildir. Bilimdir, sanattır, eğitimdir, ahlaktır, üretimdir, kültürdür...
SİYASET, SİYASET DIŞINDAKİ DEĞERLERİ DEĞERSİZLEŞTİRİYOR.
Biraz açalım:
Memlekette ne konuşulsa dönüp dolaşıp siyasete bağlanıyor.
Bir kitap mı çıktı? Yazarı hangi görüşten?
Bir sanatçı mı ödül aldı? Hangi tarafta duruyor?
Bir akademisyen mi fikir beyan etti? Kime yakın?
Bir bürokrat mı başarılı oldu? Kimin adamı?
Sanki insanların bütün kimlikleri, bütün emekleri ve bütün başarıları siyasi aidiyetlerinden ibaretmiş gibi davranıyoruz.
Oysa hayat siyasetten çok daha büyüktür.
Bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan şey yalnızca siyasi mücadeleler değildir. Bilimdir, sanattır, eğitimdir, ahlaktır, üretimdir, kültürdür. Bir öğretmenin yetiştirdiği öğrenciler, bir ustanın ortaya koyduğu eser, bir doktorun kurtardığı hayat, bir çiftçinin toprağa kattığı bereket de en az siyasi faaliyetler kadar değerlidir.
Fakat biz uzun zamandır başka bir iklimde yaşıyoruz.
Siyaset öyle büyüdü ki, diğer bütün alanların üzerine gölge düşürdü. İnsanlar artık yaptıkları işle değil, tuttukları tarafla tanımlanıyor. Bilginin yerini sloganlar, liyakatin yerini sadakat, üretimin yerini görünür olma çabası alıyor.
Daha kötüsü, toplum da buna alışıyor.
Bir bilim insanının yıllar süren emeğini konuşmuyoruz ama bir siyasetçinin birkaç dakikalık açıklaması günlerce gündemde kalabiliyor. Bir yazarın ortaya koyduğu fikirlere değil, siyasi duruşuna odaklanıyoruz. Bir sanat eserini estetik açıdan değerlendirmek yerine, sahibinin hangi cenahta durduğunu tartışıyoruz.
Bu durum sadece kültürel hayatı fakirleştirmiyor; aynı zamanda siyasetin kendisine de zarar veriyor.
Çünkü siyaset, her şeyin ölçüsü haline geldiğinde sağlıklı düşünme zemini ortadan kalkıyor. Her konu siyasi gözlüklerle okunmaya başlanıyor. İnsanlar birbirlerini anlamaya değil, ait oldukları kampları savunmaya çalışıyor. Böyle bir ortamda ortak akıl da gelişmiyor.
Oysa siyasetin görevi hayatın bütün alanlarını işgal etmek değildir. Tam tersine; bilimin, sanatın, eğitimin, ekonominin ve sivil toplumun özgürce gelişebileceği zemini hazırlamaktır.
Siyaset, kendisi dışındaki değerleri büyütebildiği ölçüde kıymetlidir.
Bugün ihtiyacımız olan şey, siyaseti hayatın merkezinden çıkarmak değil; onu olması gereken yere yerleştirmektir.
Çünkü bir ülkenin büyüklüğü yalnızca siyasetçilerinin gücüyle ölçülmez. O ülke; yetiştirdiği bilim insanlarıyla, sanatçılarıyla, öğretmenleriyle, girişimcileriyle ve karakter sahibi insanlarıyla büyür.
Siyaset bunların önünü açıyorsa değerlidir.
Ama bunların değerini gölgelemeye başlamışsa, üzerinde yeniden düşünülmesi gereken bir sorun var demektir.