insanın fiil ve eylemlerinde hür olduğunu savunan düşünce ekolleri gelişti. Çünkü bu anlayış, insanı fiillerinden sorumlu tutmayan -cebriyeci- bir anlayıştı.
TARİHİN TEKERLEĞİNİ TERSİNE ÇEVİRMEK
Emevi dönemi,İslam dünyasında farklı kader anlayışlarının uç verdiği dönemdir. Emeviler, yaptıkları her şeyi -kaderin zorunlu bir sonucu- olarak temellendirdiler. Yaptıkları zulmü kadere dolayısıyla Allah'a fatura ederek itiraz edenleri Allah'a isyanla suçladılar. Halkı susturmanın, muhalefeti bastırmanın yolu buydu.
Bu sapkın anlayışa karşı, insanın fiil ve eylemlerinde hür olduğunu savunan düşünce ekolleri gelişti. Çünkü bu anlayış, insanı fiillerinden sorumlu tutmayan -cebriyeci- bir anlayıştı. İnsan davranışlarında özgür değilse ceza ve mükafat niçin vardı? Cebriyeci anlayışa göre insan kurulmuş bir saat, programlanmış bir robottu. Kendine çizilen sınırların dışına çıkamazdı.
Karşıt görüşte olanlar bu düşüncenin yaradılışın gayesine aykırı olduğunu dile getirdiler. Çünkü sorumlu olmanın biricik nedeni özgür iradeye sahip olmaktı. Allah kitabında, gidilecek yolun genel hükümlerini göstermiş, tercihi kullarına bırakmıştı. Ondan sonrası kulun sorumluluğundaydı.Çünkü Allah adil-i mutlaktı ve adil olmasının anlamı,insanı yükümlü kılıp fiillerinden sorumlu tutmasıydı.
Ehli Sünnet'in görüşü de aşağı yukarı budur, kişi seçimlerinde serbesttir, kul irade eder Allah o fiili yaratır. Mutezile'ye göre ise kul hem seçiminin hem fiilinin yaratıcısıdır. Allah ona bu gücü vermiştir.
Emevilerin kendilerine muhalefeti Allah'a isyanla özdeşleştirip kendilerini -ilahi -bir konuma yerleştirmelerine karşı çıkanlardan biri Geylan ed-Dımeşk'ti. Bu zat irade hürriyetini savunan Emevilerin -bizi bu göreve Allah getirdi- şeklindeki hilafet görüşüne muhalefet eden bir alimdir. Bu görüşleri iktidarda olanlar için tehlikeli bulunduğu için Emevi halifesi, Geylan ed-Dımeşk'in dilini ve ellerini keserek onu yok etti. Böylece kendilerine muhalefetin sonuçlarını topluma göstermiş oldular. Hilafetin onlara Allah tarafından-cebri kaderciliğin- bir sonucu olarak verilmemiş olması demek onları bulundukları seçilmişlik mevkiinden indirmek demekti. Diğer insanlarla eşit bir mevkie inmek eleştiriye açık olmak, eşitler arasında birinci olmak demekti. Bu da saltanatlarının her an tehdit altında olması anlamına geliyordu.
Bugün siyasal İslamcıların bir kısmına hakim olan anlayış da farklı değil,Emevilerden tevarüs etmiş bir anlayışı akla getiriyor. En haklı eleştirilere gösterilen tahammülsüzlüğün arkasında bu zihniyet var.Seçilmişlik sendromu onları gittikçe daha baskıcı, daha otoriter bir yönetime sürükledi. Kimsenin dili ve eleri kesilmiyor ama bugün dil ve el mesabesinde olan muhalefetin sesi kesiliyor, türlü baskılarla toplum dilsizleştiriliyor. En küçük eleştiri CB'ye hakaret olarak kodlanıp takip konusu yapılıyor.Her şey ve herkesi kontrol altına almak isteyen bir politika yürütülüyor. Muhalif örgütlü yapılar, devşirilmiş tiplerle dağıtılıyor.Tek sesli bir Türkiye oluşturulmaya çalışılıyor.Bunun sürdürülemez bir yöntem olduğuna şüphe yok. Emeviler de sürdüremediler, bedelini Abbasilerin ayakları altında çiğnenerek çok ağır bir şekilde ödediler.Çağımız kılıç asrı değil, hukukun, insan haklarının, temel hak ve özgürlüklerin siyaseti belirlediği bir çağ. Tarihin tekerleği geri dönmez, bu Hak'kı batıla, dini dünya saltanatına araç etme dönemi de bitecektir.