Son dönemde hem Türkiye’de hem de Azerbaycan’da ortak bir tarihsel vizyonsuzluğun ve kurucu önderlere karşı yürütülen örtülü bir unutturma politikasının izlerini görmekteyiz.

Hafıza Kırımı ve İki Devletin Ortak Aynası

( 1918'in Mührü: Tarihi Bir Kalemde Silmek)

Tarih, sadece geçmişte yaşananların bir kronolojisi değil; bir milletin geleceğe yürürken bastığı sarsılmaz topraktır. Son dönemde hem Türkiye’de hem de Azerbaycan’da ortak bir tarihsel vizyonsuzluğun ve kurucu önderlere karşı yürütülen örtülü bir unutturma politikasının izlerini görmekteyiz. 1918 yılında, dünya tarihindeki ilk bağımsız Türk cumhuriyeti olarak kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin harcında M. E. Resulzade’nin emeği büyüktür. Resulzade’nin temellerini attığı bu irade, yükselttiği şanlı bayrak ve "Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!" sözü, Anadolu’da küllerinden doğan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün "Azerbaycan'ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir" duruşuyla birleşmiş; tek bir milletin iki farklı coğrafyadaki sarsılmaz aynasını oluşturmuştur. Atatürk, Resulzade'nin yükselttiği bağımsızlık fikrini ve bayrağı selamlayarak bu şanlı mirasa en büyük manevi desteği vermiştir. M. E. Resulzade' nin yazmış olduğu kitabı okurken kendi el yazısı ile Atatürk ' ün düştüğü notlar arasında' ' Sen bu bayrağı yükselttin Bir kere Yükselen bayrak bir daha innez dedin, ben de bu bayrağı senden devralıp Türkiye üzerinde Dalgalandıracağım!' 'diyerek not düşmüştür.

Ancak 1938 yılından sonra bu parlak aynayı kırmaya çalışan odaklar, bugün kendi atadıkları figürlerle iki devletin ortak geleceğini küçültmeye çalışmaktadır.

Fikirlerin ilk sahiplerini gizleyip, "Bir millet, iki devlet" sözünü Ebulfez Elçibey'den sonra iktidara gelen Haydar Aliyev'e mal ederek tarihin 1990’larda başladığı algısını yaratmak büyük bir yanılsamadır. Bu algı yönetimi, M. E. Resulzade’yi bilinçli bir şekilde yok saymakta, 1918 ile 1990 arasındaki bağları kopararak bağımsızlık uğruna verilen onlarca yıllık mücadeleyi bir kalemde silmektedir. Oysa o yıllar, her iki devlet için de bir ölüm kalım mücadelesi ve acı jeopolitik mecburiyetler dönemiydi. 1920’li yıllarda doğuda Ermeni mezalimiyle boğuşan Azerbaycan halkı Anadolu'dan yardım talep ederken, Mustafa Kemal Atatürk içeride topyekün bir Kurtuluş Savaşı vermekteydi. Eldeki imkansızlıklar nedeniyle Azerbaycan'a askeri müdahalede bulunması, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğumuna engel olacaktı. Bu acı çaresizlik içinde Atatürk, Batı emperyalizminin Kafkasya'daki tampon bölge planını yıkmak ve Anadolu'nun kurtuluşu için gereken silah ve altın desteğini almak adına Lenin’e o tarihi mektubu yazdı: Rusların Kafkasya sınırından girerek Ermeni işgallerini durdurmasını ve Azerbaycan’ın Sovyet saflarına katılmasını kabul etti. Bu, iki yangından daha büyük olanını söndürmek için atılmış stratejik bir adımdı. Nitekim o sancılı dönemde Azerbaycanlı vatansever Neriman Nerimanov, Lenin'e ağırlığını koyarak Anadolu'ya petrol ve altın yardımı akıtmış; Atatürk zaferden sonra borç ödeme teklif ettiğinde ise Türk tarihine kazınan o şanlı cevabı vermişti: "Paşam, kardeş kardeşe borç vermez. Kardeş, her durumda kardeşinin elinden tutar."

İşte bu derin bağları, fedakarlıkları ve gerçek kurucu liderleri yok sayarak eğitim müfredatlarından Türk tarihinin gerçeklerini çıkaran odakların tek bir amacı vardır: Basit zaferler ve uyduruk hikayelerle yeni nesilleri dizayn etmek; istikbal ve istiklalin sadece kendi koltuklarından ibaret olduğunu sanarak kendi iktidar dönemlerini mutlak kılmak .ABD gölgesinde D. Trump'ın Yolunda Diktatörlükle tek adam rejimi baskısında halkı sindirmek!

Oysa Azerbaycan ve Türkiye tarihi, mevcut iktidarların koltuk sınırlarına sığmayacak kadar köklü ve binlerce yıllık tarihi bir geçmişe ve medeniyete dayanır. Atatürk ile Haydar Aliyev'i yan yana anarak Azerbaycan tarihini kısaltmaya çalışanlar, ne yaparlarsa yapsınlar başarılı olamayacaklardır; çünkü tarih tekerrürden ibarettir. Türk milleti kendisine anlatılan masallara değil, her zaman gerçeğin kendisine inanmaya ve "Ne mutlu Türk'üm diyene!" şiarıyla önderlerinin izinden yürümeye devam edecektir.

Mehmet Emin Resullzadenin dediği gibi; '' Bir Kere Yükselen Bayrağı Bir Daha indirmeyeceğiz!'

Yüce Türk milletinin onurlu neferleriyiz!

Atam izindeyiz!..

Fidan KORKMAZ
Türk Milleti'nin Bağımsız Ferdi
27 Ekim 2026