Silifke Taşköprü üzerindeki değirmen paylaşımımda 1950’li yılları hatırlayanlar yorumlar kısmına bildiklerini ve anılarını yazarak ciddi katkılarda bulundular
RUS DEĞİRMENCİ ve AİLESİ
Sosyal medya sayfalarımda Silifke Taşköprü üzerindeki değirmen ile ilgili bilgileri paylaştığımda 1950’li yılları hatırlayanlar yorumlar kısmına bildiklerini ve anılarını yazarak ciddi katkılarda bulundular. Duyumlara dayalı çok farklı bilgiler de geldi. Bu sebeple aileyi yazma işim gecikti. Ama son bir yıldır ailenin kızı Ayla (Aleksandra) ablayı bulunca işin rengi değişti. Hem doğru bilgi almam mümkün oldu, hem de bu konuda yorum yapanların ve bildiklerini yazanların aktardığı bilgilerin doğruluğunu teyit edebilme olanağına kavuştum.
Değirmenci Rus aile diye konuşuluyor ama bu doğru değil. Sadece Değirmenci Maxim Popoviç (Turgut) Bey Beyaz Rus. Eşi Fatma Hanım Erzurumlu Tevfik Kurtulan’ın kızı.
Fatma Hanım’ın kızı Ayla (Aleksandra)’nın verdiği bilgiye göre olayların gelişmesi ve yollarının Silifke ile kesişmesi şöyle olmuş:
“Dedem Tevfik Kurtulan Erzurumlu. Kökleri Mısırlı olduğunu da dinlediğim oldu. Birinci Dünya Savaşı dâhil dedem birçok cephede savaşa katılmış. İstiklal savaşı yıllarında da Ermenilerle olan çarpışmalara katılmış. Uzun yıllar esaret hayatı olmuş. Esaretten kurtulduğunda bir müddet Gürcistan’ın Tiflis’te yaşamış. Tiflis’te anneannem Sofiya ile tanışıp evlenmiş. Kurtuluş Savaşı bitiminde esirlerin serbest bırakılması ve Atatürk’ün dönenlere toprak vereceğini "Kara Fatma" lakaplı kız kardeşinden öğrenir ve Erzurum’a döner. (Kara Fatma’nın hayatında aile durumunu incelerken bu bilgiyi teyit edemedim. Ancak birden fazla eş evliliği olduğu için ana ayrı kardeş veya baba ayrı kardeş olabileceği için bu bilgiyi değiştirmedim.
Kara Fatma 1888 Erzurum doğumludur. Eşi de subaydır. Eşi şehit olduktan sonra da mücadeleye devam etmiştir. Zaman zaman 200-300 kişilik askeri vardır ve çeşitli cephelerde başarılı görevler yapmış tarihi bir şahsiyettir. 1955 yılında İstanbul’da 67 yaşında vefat etmiştir. Ancak Kara Fatma’nın kardeşi Tevfik Kurtulan’ı yaptığım araştırmada tam olarak belgelendiremedim. Ailenin anlatımını dikkate alacak olursak o yıllarda birden fazla evlilik olması, ciddi nüfus sayımları ve bu güne uzanan bilgi ve belgenin bulunmayışı yüzünden ailenin anlatımına yer vermek gerekiyor. Ancak Kara Fatma kurtuluştan sonra askerlerini dağıtmış ve İstanbul’a yerleşmiş. Yani Tevfik Kurtulan Erzurum’a geldiğinde kardeşinden duymuş olduğu toprak dağıtımı sözünün gerçekleşmediğini görüyor. Tevfik Bey bir müddet Samsun’da eşi ve kızı Fatma ile yaşıyor. Eşinin Sofiya olan adını Safiye olarak değiştirmişler ve bu arada gelinlik çağa gelen kızları Fatma'yı (annemi) bir Karadenizli ile evlendirmişler. Büyük ağabeyim Selim 1933 yılında doğuyor. Eşi kötü huylu biriymiş. Selim doğduktan sonra eşinin eziyetine dayanamayan annem Fatma Hanım çocuğuyla, dedem ve anneannem ile İstanbul’a kaçıyorlar..

Babam Maxim Popoviç (Turgut) aslen beyaz Rus olup Kırım doğumludur. Rus Komünist ihtilâlinde babası toprak ağası olduğu için ailesi tutuklanıp Sibirya’ya sürülmüş. Babam o sırada okulda olduğu için tutuklanıp hapsedilmiş. Matematik öğretmeni ekmek içinde eğe yerleştirip pişirip hapishanede babama vermiş. Hapishane Deniz kenarında imiş. Pencere demirlerini eğe ile kesip denize atlamış. Denizde bir şekilde yük gemisine binip Akdeniz'e açılmışlar. Motordan anlayan becerikli bir insan. Bir müddet de gemide motor ve tamirat işini ilerlettiği düşünülüyor. Dönüş yolunda Rusya’da tutuklanmaktan korktuğu için İstanbul boğazında denize atlamış karaya çıkıp kurtulmuş.
Babamın İstanbul’da annemle evlendiğini tahmin ediyorum. Daha sonra Babam İskenderun’da bir firmanın makine montaj bakım işlerinde çalışmış. Bu arada Silifke’de belediyeye ait bir değirmen olduğunu ve bunun kiraya verileceğini duymuş. Böylece Silifke’ye gelerek Taşköprü üzerinde değirmeni kiralayarak çalışmaya başlamışlar. Ağabeyim Ergün 1937 yılında doğmuş, 19 Mayıs 1947 yılında da ben doğmuşum. Selim ve Ergün ağabeylerim motor (mekanisyenlik ve oparatörlük) konusunda babaları Turgut Bey’in yanında tam yetişmişler.
Hatta Kerim Yalçınkaya ırmak kenarında tabakhaneleri (deri işleme atöyeleri) olduğunu, tabakhanenin motor ve arızalarına Turgut Bey ve çocukları bakarmış.
Araştırmamı yaparken milletvekili İbrahim Göktepe’den bilgi geldi. Ergün ile ortaokulu birlikte okudukları bildirdi. Güzel bir atları olduğunu Ergün ile birlikte hastanenin kuzeyindeki düzlükte çok ata bindiklerini söyledi. Ergün’ün 1937 doğumlu, İbrahim Göktepe’nin 1938 doğumlu olması bilginin doğruluğunu kanıtlıyor.
At sahibi olunmasını Ayla Hanım şöyle izah etti. Yaz aylarında çeşitli işlerde her iki kardeş de çalışıyor ve aile bütçelerine katkıda bulunuyormuş. Ergün Adana’da çalışmış bir ara. Patron biraz para vermiş kalan alacağına da yarıştan sakatlanma yüzünden çekmek zorunda kaldığı bir atı Ergün’e vererek hesaplaşmışlar. Beyaz bir at, ismini Çapkın koymuşlar. Anne Fatma Hanım’da ata binmeyi çok seviyormuş.
Sosyal medya sayfamda Fatma Hanım ve atı Çapkın’ın fotoğrafını yayınlamıştım.
Yine o tarihlerde (1958) Ergün askerlik hizmetinden dönüşünde bir radyo alıp getirmiş. Büyük pil bataryası ile çalışan antenli falan… Gerek besledikleri at, gerekse radyo yüzünden çok başları ağrımış ailenin.
Komşular atın kokusundan, gübresinden, sineklerin çoğalışından bunları sorumlu tutmuş. Radyo halk tarafından bilinmediği için başka yerlerle haberleştikleri iddiasıyla ajan olabilecekleri dedikodularıyla huzursuz edilmişler.
1950’li yılların sonuna doğru Tekir köyüne giderek orada değirmen ve buz imalatı yapan bir sistem kurmuşlar. Mersin’deki buz üreticilerin şikayet ve baskısıyla hijyen vb sebeplerle buz imalatını devam ettirememişler. 1964 gibi Tekir’de bulunan Değirmenlerine dinamitle sabotajda bulunulmuş, değirmeni köyden birine devrederek göçmek mecburiyetinde kalmışlar.
Ayla Hanıma Tekir’de oturuyorken Silifke’de nasıl okula gidip gelebildiğini sordum. Bucaklı mahallesinde Asarkaya’nın orada bir evde dedesi ve annaannesi oturuyormuş, onların yanında kalarak okuluna devam etmiş. Tekir köyünde fazla kalmadığından olan biten pek çok konuyu ailenin anlatımından biliyor. Pek çok konuyu da bilmediğini söylüyor.
Ailede anne Fatma Hanım, Ergün Bey ve Ayla isim değişikliği yapıyor. Ergün Bey’in eşinin adı Alis idi. Sanırım biri bilinmemek için diğeri de Kanada’ya gitme girişiminden dolayıdır diye düşünüyorum. Ergün Bey Kanada’ya gitme hazırlığında Hiorhi Padalkina olarak ismini değiştirmişti. Ancak son anda Kanada’ya gitmekten vazgeçmişler ve İstanbul’da hayatlarına devam etmişler. Ama ismide tekrar değiştirmemiş ve Hiorhi olarak kalmış.
Burada Beyaz Rus olup da ihtilaldan sonra Sibirya’ya sürülen veya hapsedilen rejim karşıtlarından biri olan Maxim Popoviç ile Fatma Hanım evleniyor. Maxim Popoviç’in adı da Turgut olmuş. Çocuklar zaten 1933 doğumlu Selim, 1937 doğumlu Ergün, 1947 doğumlu Ayla olarak isimlendirilmişler. Ayla Hanım’ın aile içindeki adı Alexandra Padalkina imiş. Ayla Hanım 18 yaşına geldiğinde 1964 yılında Ayla Özural adını alarak Müslüman oluyor. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya bölümüne yazılarak tahsiline devam ediyor. Zaten anne Fatma hanım inançlı bir ailede büyüyen ve namaz kılan biri olarak, babamda zaten Allah’ın birliğinden dolayı Müslümanlığı kabul etmemle ilgili hiçbir baskı yapmadılar.
Selim Bey, Sıtkı Koçman’ın İstanbul’da Güneşli Tavuk Çiftliğinde çalışıyor. Oradan ayrıldıktan sonra Bursa’da kendi kurduğu çiftlikte tavukçuluk yapıyor. Şimdi İstanbul’da çocuklarıyla birlikte yaşıyor. Selim Bey’in eşinin adı Esma Hanımdı.
Ayla Hanım da emekli öğretmen olup resim ve çini sanatıyla uğraşıyor ve sergiler açmaya devam ediyor. Ayla Hanımı ayrıca yazmak gerekiyor.