Tarih romantizmi çocukluk ve ergenlik yıllarında gereklidir ve yararlıdır. Tarihi sevdirmek için romantizm olmazsa olmazımızdır. Ama tarih öğrenmenin başka bir vazgeçilmezi daha vardır,
TÜRK MUHAFAZAKARLARININ TARİH ROMANTİZMİ
İlköğretim yıllarımızda tarihe bakışımız ne kadar romantikti:
“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik”
Tarih romantizmi çocukluk ve ergenlik yıllarında gereklidir ve yararlıdır. Tarihi sevdirmek için romantizm olmazsa olmazımızdır. Ama tarih öğrenmenin başka bir vazgeçilmezi daha vardır, onu da Mehmet Akif ne güzel özetler:
Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
"Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?..
Akif’in altını çizdiği vazgeçilmez “tarihten ibret almak”tır. Bu ise 18 yaşından sonra gereklidir. Türk muhafazakarları “Devleti ebed müddet”e çakılı kaldıkları için tarihte atalarımızın işlediği yanlışlara, yenilgilere, başarısızlıklara dikkat kesilmezler, dahası çok sert tepki verirler:
“Atalarımızı küçük düşürmenin kime ne faydası var? Biz bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik, yedi düveli yendik” diye efelenirler.
Özetlemek gerekirse ilkokul 5. Sınıf öğrencisinin çocuksu duyguları değişik renk ve tonlarda üniversite profesörüne kadar uzanan düz bir çizgi oluşturur.
“Yavuz’un yanlışlarını büyüteç altına alma, yasssah gardaş!..”
“İstanbul Uzay Gözlemevi’nin top atışları ile niye yıkıldı konusuna sakın ha girme, yasssah gardaş!..”
“Matbaanın geç gelişine aman ha girme, 70.000 hattat işsiz kalmasın diye getirmedik”
“Abdülhamit evliyadır, abdestsiz yere basmazdı.”
“Çanakkale Savaşı’nı bulutlardan inen yeşil sarıklılar kazandı, Enver Paşa da kim oluyomuş!..”
***
Yıl: 1828–1829
Osmanlı-Rus savaşı sürüyor.
Osmanlı ordusunun Tuna garnizonlarında ekmek yok! Çünkü ekmeği yapacak un yok, buğday yok!
Osmanlı Sultanı 2. Mahmut, ünlü Yahudi banker Rothschild’e başvuruyor”. Rothschild, gerekli buğdayı satın alıp Osmanlı’ya veriyor.
“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik” diye neşelenen akıncılar kaburgaları derilerine yapışmışken ufuktan görünen un katırlarına sevinmeye başlıyorlar. Romantik şiirler “Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik” dese de koca Osmanlı Ordusu, Rus Ordusu’na yeniliyor.
***
“Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi "İlerle!"
Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle.”
Osmanlı’nın sefere çıkan son padişahı 2. Mustafa 1697'de 3. Avusturya seferine çıkar. Şiirlerde “Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle” yazsa da Osmanlı Ordusu Tuna Nehri’nin üzerindeki köprüden karşıya geçerken köprü yıkılır, ordu ikiye bölünür, karşıya geçenleri düşman kılıçtan geçirir ve Osmanlı ordusu Senta'da ağır bir yenilgiye uğrar. Öyle ağır bir yenilgidir ki bu 30.000 asker ve 30 Osmanlı Paşası Tuna’nın karşı tarafında can verir.
Peki Osmanlı'nın yaptığı köprü niye yıkıldı?.. Osmanlı istihkam subayları köprüde sadece ağırlık hesabı yapmıştı. Bilime sırt dönmüş Osmanlı'nın o yıllarda rezonans bigisinden haberi yoktu. Atlı birlikler köprüden geçerken oluşan titreşimlerle köprü yıkılmış, ordu ikiye bölünmüştü.
Tarihin gurur verici zaferlerinden daha çok yenilgilerinden çıkaracağımız dersler vardır. Mehmet Akif’in “ibret alınsaydı” dediği konu da budur işte.
***
İlkokul öğrencilerine verilen tarih romantizmini aşamayan akademisyenler var ülkemizde. Geçen gün bir Vatsap grubuna
Tarihçiliğimizin zirve ismi Prof. Halil İnalcık’ın Yozgatlı gence verdiği aşağıdaki öğütünü attım:
Delikanlı heyecanla ayağa kalkarak:
"Harf devriminden sonra dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz" dedi!
Sordum, Yozgat'ın köyündenmiş.
"Dedenin mezar taşı var mı?" dedim.
"Yok" dedi.
"Bak delikanlı" dedim, "Senin köylü dedene mezar taşı dikmek Osmanlı'da kimsenin aklına gelmez idi. O hat işi mezar taşları Saray, çevresi, devşirme paşalar ya da mollalar içindir. Anadolu köylüsünün çoğunun bırakın mezar taşı, mezar yeri dahi bilinmezdi. Kimbilir hangi cephede, hangi siperde can verip kefensiz defnedilirlerdi. İmparatorluğun askeri yükünü çekerdi onlar!.."
Yaşı 70’e merdiven dayamış edebiyat profesörü şu tepkiyi verdi:
“Tam bi Osmanlı düşmanlığı!... Bi de bunlarla "devlet-i ebed-müddet" konuşuyoruz...”
Halil İnalcık’ın “Osmanlı düşmanı” olduğunu yazan kişi tarihe eleştirel bakışla tanışmamıştı çünkü. Ha okullarda romantik şiirlerle coşan ergenlerimiz ha üniversite profesörleri?.. Hepsi Osmanlı Bankası, yok aslında Türk muhafazakârlarının birbirinden farkı.