Geçenlerde bir arkadaşım geldi. Kadim bir dost. “Can arkadaşım” denilen türden. Cana yakın. Hatta yakîn. Herkesin gıpta edeceği, “sahip olmak için neler vermezdim” diyeceği bir dost.

CANDAN ÖTE

Geçenlerde bir arkadaşım geldi.

Kadim bir dost.

“Can arkadaşım” denilen türden.

Cana yakın.

Hatta yakîn.

Herkesin gıpta edeceği, “sahip olmak için neler vermezdim” diyeceği bir dost.

Vefalı, cömert, anlayışlı.

Kusurları görmezden gelen.

Bir yıla yakın olmuştu görüşmeyeli.

Ne çok özlemişim O’nu.

Yo yo, kendimi.

Çünkü O her gelişiyle kendime getirir beni.

Her seferinde, dünya hayatının gündelik gailesiyle yitip giden benliğimi, tarumar olan gönlümü derleyip toparlar.

Körleşen insani duygularımın ateşini harlayıp, iç dünyamın kapanmaya yüz tutan kapılarını yeniden yeniden aralar.

Beni felakete götürecek kötü duygu ve düşüncelerimden arındırır.

O’nunla, verdiğim sözlerde durup duramadığımı test ediyorum; kendime güvenim, saygım artıyor. Güçlü hissediyorum.

Ana gibi şefkat, baba gibi güven, öğretmen gibi ilim, irfan vaat ediyor.

“Kimsenin kimseyi görmeyeceği, anne-babanın evladından, kardeşin kardeşten kaçacağı mahşer gününde bile benim yanımda olmayı” taahhüt ediyor.

Rahmet kapılarını açmaya söz veriyor.

O’na göstereceğim en küçük ilgiye karşılık, “herkes terk etse bile seni terk etmeyeceğim” diyor.

Hangimizin böyle bir dosta ihtiyacı yok ki!

Ya da hangimizin böyle bir dostu var!

***

Aslında hepimizin var.

Sizin de çaldı kapılarınızı.

Şayet fark edemediyseniz;

Kontrol edin evlerin, gönüllerin kapılarını.

Boynu bükük dönmesin eşiklerden.

Hala yaradır çünkü içimde;

Çaldığında kapımı açmadığım anlar oldu.

Yanıbaşımdayken, görmezden geldiğim.

Öyle pişmanım ki.

***

Dostum...

Canım...

Ciğerim.

Ne yazık ki bir süre sonra gidecek.

Ve ben yine bir yıl boyunca yeniden gelmesini bekleyeceğim; “acaba ömür yeniden kavuşmaya vefa edecek mi”, “yoksa bu son buluşma mıydı”, “acaba onu hakkıyla ağırlayabildim mi” diye düşünerek.

***

Büyüklerimiz de her yıl eşsiz bir misafir gibi ağırlardı.

Gelişiyle evlerimiz manevi bir havaya bürünür...

Bayramla uğurlanırdı.

Hala gözlerimin önündedir:

Annem, otuz gün süren sahur ve iftar zincirinin ardından...

Bayram sabahı da seher vakti kalkar...

Elinde bir tas suyla pencerenin önüne otururdu.

Dilinde tekerlemeyi andıran bir dua:

Haydi orucum git de gel

Dağlar taşlar yolun olsun

Melekler yoldaşın olsun

Allah’ım kabul buyursun.

Sonra da elindeki tastan üç yudum su içip kalanı üzerinde tan yeri ağarmaya başlayan dağlara doğru savururdu.

Tıpkı bir insan uğurlar gibi yolcu ederdi Ramazan’ı.

Bayramın seherinde.

***

Ey elle tutamadığım dostum.

Layıkıyla yapamasam da...

Seni bütün varlığımla tutmaya çalışıyorum.

Ey gözle göremediğim dostum.

Kör de olsa, seni gönlümün gözüyle görmeye çalışıyorum.

Sen de beni gör, sen de beni tut.

Sen de bizi gör, sen de bizi tut.

Düşmeyelim diye gayya kuyularına.

(Selahattin Serçe)