Sancı romanına konu kahramanı olması Muhittin ağabeyin ününü bütün Türkiye'ye yaymıştı. 80'li, 90'lı yıllardaki karşılaşmalarımızda bundan çok mutlu olduğunu görürdüm
MUHİTTİN ÇOLAK'IN ARDINDAN
Öğrencilik yıllarımda Ankara'da olmadığım için "Rüzgarın Oğlu"nu ben Işınsu Abla'nın Sancı romanında okumuştum. Hayli de merak ederdim. İlk karşılaşmamız 70'li yılların ortasında Töre dergisinde oldu. Emine Işınsu abla "Alper, Rüzgarın Oğlu işte bu kişi" demişti. İki de bir başını hızla sağa sola çevirir, gözleri fır fır dönerdi. Sanki çevremizde bir tehlike var mı uyanıklığında idi.
Sancı romanına konu kahramanı olması Muhittin ağabeyin ününü bütün Türkiye'ye yaymıştı. 80'li, 90'lı yıllardaki karşılaşmalarımızda bundan çok mutlu olduğunu görürdüm. Emine Işınsu ablaya bu yüzden borçlu olduğu için ona duyduğu sevgi ve saygıyı bir romancı olarak bana da yansıtırdı.
Ülkücü Hareket'in açmazlarından biri de ortaya çıkardığı "teşkilatçı" tipidir. Bu tipler okuyup fikir derinliği kazanma uğraşına girmezler. Ankara veya İstanbul'da 100-150 kişilik bir il öğrenci yurdunda başkanlık yaptı ise artık bütün hayatı boyunca karşılaştığı insanlar o yurdun öğrencileridir. O konuşmaya başladığında herkes susup onun söylediğini "Doğrudur reisim" diye onaylamak zorundadır. O yüzden teşkilatçılığı bir meslek dalı gibi görenlerle arama hep mesafe koyarım. Ulvi Batu, Alişan Satılmış, Muhittin Çolak gibi gönül ehli isimleri ayrı tutarım.

Sanırım bir yıl önce idi. Muhittin ağabey telefon etti. Amansız hastalığını biliyordum. "İşte geldik gidiyoruz, Alperciğim iş yerime gel bir çay içelim seninle" dedi. Selçuk Alkın'la beraber Balgat'aki iş yerine vardık. Çaylarımızı içerken:
"Alper" diye başladı "25 yıldır internet ortamında doğruları eğmeden, bükmeden yazıyorsun. Kimseye eyvallahın yok. Doğru yapıyorsun. Son yazını okuduktan sonra kalben katılmak yetmez diye düşündüm ve bu görüşlerimi aktarmak için davet ettim seni" diye başlayan sohbet uzadı gitti.
Bu değer bilirlik duygusu benim de içimi ısıtmıştı.
Muhittin ağabey 70'li yıllarda "Rüzgarın Oğlu" idi ama o gün karşımda kendini yenilemiş, ufkunu Türk Dünyasına açmış, Elçibey'in yol akadaşlarına, Azerbaycan'dan, Kazakistan'dan gelen öğrencilere maddi ve manevi yardımlarda bulunan bir derviş tavrında idi.
Milli ülkülere ömrünü adayan bir kuşak artık birer birer göçüyor dünyamızdan. Muhittin Çolak da satmadı davayı, satmadı dostlarını bir ömrü helal yaşadı.