Nasıl ki biz portakalı seviyorsak ve yemeden önce soyuyorsak bunlar da vatanlarına aynı muameleyi yapmaktadırlar.

Vatan sevgisi imandandır. Ama bunlarda iman olmadığı için tek sevgileri soyabildikleri şeyler kadardır. Nasıl ki biz portakalı seviyorsak ve yemeden önce soyuyorsak bunlar da vatanlarına aynı muameleyi yapmaktadırlar.

Her gün hepiniz görüyor, izliyor, okuyorsunuzdur, vatan sevgisi üzerine nutuk çekenlerin vatanlarını nasıl soyduklarını. Hatta en ateşli nutku çekenlerin en büyük soyguncular olduğunun da farkına varmışsınızdır.

Kediler, bilirsiniz sevimli yaratıklardır. Her sırnaştıklarında başlarını okşayasınız gelir. Kedilerin, yavrularını sever, korur, onlarsız yapamazmış gibi görünmeleri onları yemelerine engel değildir. Bu açgözlü kana susamış Batılıların vatanseverliği de kedilerin yavrularını severliği gibidir.

Bunların vatan mevzubahis olduğunda, aç kaldığında yavrularını yiyen kedilerden farkı yoktur. Ama bunların açlığı karınlarının açlığından değil, gözlerinin doymazlığındandır.

Rabbimizin kendilerine bahşettiği vatanı soymaya nasıl kıydıklarını sorsanız, sevgilerinin büyüklüğünden olduğunu söylerler. Siz portakalı nasıl hem seviyor hem soyuyorsanız, biz de vatanımızı aynı şekilde sevdiğimizden soymadan duramıyoruz derler.

Bizim vatan sevgimizle onların vatan sevgisi arasında dağlar kadar fark var. Onlar ülkelerine vatandaşlık bağıyla, biz kalben, bedenen, ruhen bağlıyız.

II.

Bre dinsiz, imansız, ışıksız, vatansız kefereler!

Tanrı size çoluk çocuğunuzu sevin, dağı, taşı, toprağı, börtü böceği sevin, haktan, hukuktan küçük menfaatler karşılığında ayrılmayın, adil olun, adaletle hükmedin, yiyin, için ama israf etmeyin diyor.

İnsan sevdiğini soyar mı yahu?

Nasıl kıyar sevdiğine insan?

Ülkesine nasıl kıyar?

Her karış toprağında, her akarsuyunda, her ağacında, her açan çiçeğinde, uçan kelebeğinde, yüzen balığında gelecek nesillerin de hakkı var diye düşünmez mi insan?

Bu kadar açgözlü, bu kadar acımasız, bu kadar vicdansız nasıl olunur?

Bunca düşmanlık, bunca ihanet, bunca zulüm nasıl gizlenir vatan sevgisi kisvesi altında?

Nasıl!

Nasıl!

Nasıl!

Ulan biz burada yemiş vermeyen kuru bir ağaca bile kıyamıyorken, kurumuş bir nehir yatağını bile değiştirmeye kıyamıyorken, kurdun, kuşun, böceğin yaşama hakkını ihlal etmeyelim diye ikiz kuleler dikebileceğimiz tarım arazilerini bile imara açmıyorken, kirlenmesin diye çitlediğimiz çekirdeklerin kabuğunu bile denize atmıyorken, siz nasıl oluyor da o her gün ırmağının akışına kurban olduğunuzu söylediğiniz nehirleri kurutuyor, sevgisini dilinizden düşürmediğiniz vatanınızı savaş ganimeti gibi yağmalayabiliyorsunuz?

Bu mudur sevgi anlayışınız, vatan aşkınız bu mu sizin!

Hani insan merhametsiz olur da bu kadar mı olur?

Bu kadar mı işler insanın ruhuna alçaklık?

Hiç mi helal süt geçmedi kursağınızdan?

Ülkenizin çocukları rüyalarınıza girmedi mi, dağıtmadı mı uykularınızı hiç?

Hiç mi sızlamadı vicdanınız?

Hani bir anlığına da olsa o sizi çoktan terk etmiş olan utanma duygusu, bir anlığına da olsa gelip yerleşmedi mi yüzünüzün ortasına?

Utandığınız, korktuğunuz, çekindiğiniz, yarın ruz-i mahşerde bizden hesap sorar dediğiniz bir Tanrınız yok mu sizin, gerçekten yok mu?

Onca misyonerlik faaliyetleriniz, onca propagandalarınız, onca üzerine yeminler ettiğiniz Tanrı, onca ardına sığındınız din nasıl oluyor da hiçbir kötülükten alıkoymuyor sizi?

Nasıl oluyor da bu kadar vicdansız bu kadar ahlaksız olmanıza müsaade ediyor?

Bu nasıl bir din, nasıl bir Tanrıdır ki sizden başka herkesten hesap soruyor da bir tek size gelince her yaptığınızı kendi buyruğuna uyduruyor?

Ya da siz nasıl oluyor da her yaptığınıza dinden bir kılıf uyduruyor, onca kirlenmişliğinize rağmen sütten çıkmış ak kaşık olabiliyorsunuz?

Böyle bir Tanrının, böyle elastikiyet bir dinin olabileceğine inanıyor musunuz gerçekten?

İnanmadığınız için mi bu kadar rahatsınız yoksa?

İnanmadığınız ama inanır gibi görünmek işinize geldiği için mi bu kadar pervasızsınız?

Hani insan inançsız olur da bu kadar mı olur, bu kadar mı uzaklaşır haktan, hakikatten, adaletten?

Hani insan kör olur da bu kadar mı olur, bu kadar mı görmez dünyada neler olup bittiğini.

Başkalarının acılarına bu kadar mı kör, sağır, dilsiz kesilir insan.

Hiç mi korkmadınız onca vurgundan, talandan, yalandan sonra bir gün hesaba çekileceğinizden?

Hiç mi çekinmediniz!

Hiç mi?

***

Budapeşte Sözleşmesi