Deli olmayanların da aklını kurcalayan şey; özgürlüğün, yaratıcılığın, duygusallığın ve zekânın sınırlarını belirlemeyenlerin varlığı, dünyaya ve akıllılara karşı bir direniş midir acaba?
sevgiyle anılan sevgili Nana’nın çiftliğine vardık. Yol boyunca içimde hem merak hem de geçmişin izlerine dokunmanın sessiz bir tedirginliği vardı.
Gidişin, içimizde tarifsiz bir boşluk, yüreğimizde derin bir sızı bıraktı… Senin zarif duruşun, inceliğin ve herkese dokunan o güzel kalbin asla unutulmayacak
Ankara’mın kışı çetin, baharı ılık… Her şeyin çok yakıştığı bu şehir, aynı zamanda siyaset rüzgârlarının efendisi, esintilerin hanımefendisidir.
Çok etkilendim. Sergiden parçalar o gece rüyama girdi. Annemle konuşurken şunu sorguladık: Her şeyi bu kadar açık göstermek bir tür şiddet mi?
Mevsimler ve aylar… Ruhumuzun döngüsü, içimizin aynası gibi bana göre. Zaman, kat kat bir pasta; Her diliminden mana sızar, Her kırıntısında başka bir hatıra.
Gülmek, çoğu zaman hafife aldığımız ama içinde koca bir hikâye taşıyan bir eylemdir. Neşenin dışavurumu olduğu kadar, acının, kırgınlığın ve hayal kırıklıklarının da üzerini örten ince bir perde gibid...
Yaş almış kadınlar, hayatın enstitüsünden geçmiş, özgüveni tavan yapmış, kadınlığını keşfetmiş, içindeki bilgeyi ortaya çıkarmış kişilerdir
Takvimler, duygulara sınır çizmek için icat edilmiş gibi geliyor bana. Mutluluğun günü, anneliğin günü, babalığın günü, aşkın günü… Sanki diğer günlerde duygular izne çıkıyor, sevgi mesai dışına...
Bir zamanlar anlamaya çalışıyordum. Sonra anladım: Anlamak da bir perdeymiş. Artık düğümleri çözmüyorum. Kesiyorum. Çünkü bazı düğümler kader, bazıları egonun el işi.
Yazar Kıymet şahin okurları için DEPREM şiiri yazdı. Depremde hayatını kaybedenlere rahmet diledi.
Değer, kelimelerin kadifesine sarılıp sunulan bir armağan değildir. O, insanın insana gösterdiği özenin sessiz mimarisidir.
Bu bağlantı sizi https://www.gapolaygazetesi.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.