Öncelikle yapamadıklarım, kusurlarım için özür diliyorum sizden güzel yavrularım.. Becerdim ya da beceremedim…
Evvel zaman içinde, mahallelerimiz henüz gökyüzü kadar geniş, korkularımız da kıldan ince, kılıçtan keskin iken… Bir kız çocuğu yaşardı; adı Kıymet’ti
Önce ben ve ailem geliyor. Sonra birkaç dostumla, hırslarından arınmış, beklentisiz, keyifli bir çevremle çok mutluyum.
Hep gülünmez ya hayatta… İnsan bazen sadece susar. Ben suskunlukla baş etmeyi öğrendim; çünkü bazı gözyaşları, başkalarının bakışına sığmaz.
Her sabah, içimiz yangınla uyanıyor artık. Güneş bile doğarken utanıyor bu ülkeye. Gökyüzü kara bir kefen gibi örtülmüş başımıza. Bir yanda alevler,
Dansın en güzel halleri takıldı günceme. Satrançla ilişkilendirdim. Dans ve satranç nasıl planlı, ahenkli ve oyun karşı tarafın hamlesine göre ayak uydurmak!
Diz kapağı kanamış ama gururundan ağlamamış bir kız çocuğunun Kıymet in iç sesi bu. Mahalle, toz, ip, kahkaha, düşmek, kalkmak ve gözyaşını içine akıtmak
Aşklar havada savrulan yıldız tozları gibidir, Gelip geçerler, iz bırakırlar, ama sevgi… O, kadim bir zamanın kalbinde kök salan bir ağacın gövdesidir. Bilinmeyen bir yüzyıldan
“üzülme” demek, bir kalbin yangınına su değil, daha fazla alev taşımaktır. Çünkü herkesin hüznü başka, herkesin karası ayrı düşer yüreğine.. Ama hepsi kutsaldır.
Göz gözü görmeyen dumanlarda, sessizce can veren bir kaplumbağanın, yavrusunu bırakmayan bir kirpinin, dallarında yuva kurmuş kuşların çığlığı doluyor
Her yanım fındık ağaçları, Kimi eğilmiş yaşlı bir bilge gibi, kimi dimdik, hâlâ göğe mektup yazıyor yaprak yaprak. Atalarımdan kalma onlar…
Bazen sessiz bir bekleyişte saklıdır. Sevgi, beklentisizce bir kalbe. Hiçbir karşılık beklemeden, sırf içinde kabaran o tarifsiz hissi taşıyabilmektir.
Bu bağlantı sizi https://www.gapolaygazetesi.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.