Bir kez hissettin mi güvensizliği, yalın ayak, nefes nefese koştuğun uyuyan sevginden de kaçarsın. Duyguların şah damarı patlamıştır artık.
Bir kuş, güvenmediği dala yuva kurmaz. Bir nehir, önüne set çekilen yerde türküsünü söyleyemez. Bir tohum ise ne kadar güçlü olursa olsun, ışık bulamadığı toprağı yırtamaz.
Ben bugün, yaşımın değil; farkındalığımın baharındayım. Duygularımla mantığımın el ele yürüdüğü, kuralların değil ruhumun renk seçtiği, içimde açan çiçeklerin mevsimindeyim.
Penceremden gökyüzünü seyrederim. Yıldızların sessiz yürüyüşünü, ayın her hâlini izlerim. Hele bir de dolunay varsa, gece bana yetmez. Sanki gökyüzü en eski sırlarını o saatlerde açar.
"Seviyor, sevmiyor..." diye diye büyüdük papatya fallarıyla. Sevginin en saf hâliydi o; bembeyaz bir sevda masalı yatardı her yaprağında. Kopardığımız her yaprak, sevgimize dair bir umuttu.
Roma kapısını çalmak üzereydik neredeyse. Ben artık yorulmuş, "Şehre varalım da bir kahve içelim," derdindeydim.
kimseyle hesabım nede kırılmışlıklarım kırgınlıklarım var, hoşgörünün sınırsız tabiatındayım ruhumun sınırlarıyla şifresi yüreğimin iznidir.
Deli olmayanların da aklını kurcalayan şey; özgürlüğün, yaratıcılığın, duygusallığın ve zekânın sınırlarını belirlemeyenlerin varlığı, dünyaya ve akıllılara karşı bir direniş midir acaba?
sevgiyle anılan sevgili Nana’nın çiftliğine vardık. Yol boyunca içimde hem merak hem de geçmişin izlerine dokunmanın sessiz bir tedirginliği vardı.
Gidişin, içimizde tarifsiz bir boşluk, yüreğimizde derin bir sızı bıraktı… Senin zarif duruşun, inceliğin ve herkese dokunan o güzel kalbin asla unutulmayacak
Ankara’mın kışı çetin, baharı ılık… Her şeyin çok yakıştığı bu şehir, aynı zamanda siyaset rüzgârlarının efendisi, esintilerin hanımefendisidir.
Çok etkilendim. Sergiden parçalar o gece rüyama girdi. Annemle konuşurken şunu sorguladık: Her şeyi bu kadar açık göstermek bir tür şiddet mi?
Bu bağlantı sizi https://www.gapolaygazetesi.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.