Bu iki yaklaşım farklı görünse de aslında aynı soruya işaret eder: İnsan davranışları nasıl sınırlandırılacak ve toplumsal düzen nasıl korunacaktır?
İNSAN VE KÖTÜLÜK:
MEDENİYETİN EN ESKİ MESELESİ
(ABD/İSRAİL saldırganlığına felsefi bir bakış)
İster felsefi öğretilere başvurun, ister kadim dini metinlere; isterseniz de modern bilimin özellikle nörobilim alanında ulaştığı bulgulara bakın…
İnsanlık tarihinin önümüze koyduğu tablo büyük ölçüde aynıdır:
İnsan, potansiyel olarak hem iyiliğin hem de kötülüğün taşıyıcısıdır. Bu potansiyel doğru biçimde denetlenmediğinde ve yönlendirilmediğinde ise bireysel hatalar toplumsal felaketlere dönüşebilir.
Bu tespitin doğruluğunu test etmek için çok uzaklara gitmeye gerek yoktur. Tarih, kontrolsüz güç ve dizginlenmemiş insan tutkularının sebep olduğu sayısız trajediyle doludur. Savaşlar, soykırımlar, toplumsal çöküşler ve büyük yıkımlar çoğu zaman doğa olaylarından değil, insanın kendi eylemlerinden kaynaklanmıştır.
Bu nedenle medeniyet dediğimiz şey aslında insanın içindeki iki yön arasındaki mücadeleyi düzenleme çabasıdır.
İnsan Doğası Üzerine Kadim Tartışma:
İnsan doğası üzerine düşünce tarihi boyunca farklı görüşler ortaya atılmıştır.
Bazı düşünürler insanın doğası gereği bencil ve saldırgan olduğunu savunurken, bazıları ise insanın özünde iyi olduğunu fakat koşulların onu bozduğunu ileri sürmüştür.
Bu iki yaklaşım farklı görünse de aslında aynı soruya işaret eder: İnsan davranışları nasıl sınırlandırılacak ve toplumsal düzen nasıl korunacaktır?
Dinlerin Ortak Uyarısı:
Benzer tartışmayı dinî öğretilerde de görmek mümkündür.
Birçok din insanın hem iyiliğe hem kötülüğe yatkın olduğunu kabul eder.
Örneğin Kur'an insanın nefsinin hem iyiliğe hem kötülüğe meyledebileceğini ifade ederken; İncil insanın içsel zaaflarına karşı ahlaki disiplin geliştirmesi gerektiğini vurgular.
Bu metinlerin ortak amacı insan davranışlarını sınırlayan bir ahlaki çerçeve oluşturmaktır.
Yani dinlerin büyük bölümü aslında insanın içindeki potansiyel yıkıcılığı kontrol altına almayı hedefleyen bir etik sistem kurmaya çalışır.
Modern Bilimin Bulguları:
Günümüzde bu mesele sadece felsefenin veya dinin konusu değildir. Modern bilim de insan davranışlarını anlamaya çalışmaktadır.
Özellikle nörobilim alanında yapılan araştırmalar, insan beyninde empatiyi, saldırganlığı, korkuyu ve ödül arayışını yöneten farklı sistemlerin bulunduğunu göstermektedir. Bu çalışmalar insanın yalnızca rasyonel bir varlık olmadığını; duygular, dürtüler ve evrimsel miras tarafından da yönlendirildiğini ortaya koymaktadır.
Benzer biçimde evrimsel psikoloji insan davranışlarının bir bölümünün tarihsel hayatta kalma mücadelelerinden miras kaldığını savunur. Rekabet, grup dayanışması veya dış gruplara karşı düşmanlık gibi eğilimler bu çerçevede açıklanmaya çalışılır.
Bu bulgular insanın “kötü” olduğu anlamına gelmez; fakat insan davranışlarının kontrolsüz bırakıldığında yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini gösterir.
Medeniyetin Asıl Amacı:
İşte tam bu noktada hukuk, devlet, insani değerler, ahlak ve eğitim gibi kurumların önemi ortaya çıkar.
Medeniyet dediğimiz yapı, insanın içindeki potansiyel yıkıcılığı sınırlamak için geliştirilmiş bir denetim mekanizmasıdır. Hukuk kuralları gücü sınırlar, ahlak bireyi dizginler, eğitim ise insanın empati ve sorumluluk duygusunu güçlendirir.
Bu kurumlar zayıfladığında toplumların neden hızla kaosa sürüklendiğini tarih defalarca göstermiştir.
Güç denetlenmediğinde zorbalık doğar; adalet zayıfladığında intikam duygusu yükselir; kurumlar çöktüğünde ise toplumlar hızla kabile psikolojisine geri döner.
Asıl Soru bu nedenle asıl mesele insanın “iyi mi kötü mü olduğu” tartışması değildir.
Asıl mesele şudur:
İnsan doğasının bu karmaşık yapısını dikkate alan güçlü kurumlar, dengeli sistemler ve adil yönetimler kurulabiliyor mu?
Çünkü insanın içindeki "iyi-kötü" potansiyeli tek başına kader değildir. Onu yönlendiren kültür, eğitim, hukuk, kapsayıcı kurumlar ve siyasal düzen belirleyici rol oynar.
Tarih bize şu gerçeği öğretmiştir:
İnsan doğası değişmese bile, insanın kurduğu düzenler değişebilir.
İşte medeniyet dediğimiz kavram ve hedef, insanın içindeki karanlık tarafı tamamen yok etmek değil; onu felaketlere sebep olmayacak sınırlar içinde tutabilme kapasitesinin ifadesidir.
Bu kapasiteyi özetlemek için; AKIL, BİLİM, HUKUK ve DEMOKRASİ diyoruz.
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü