Bu cümle, bir tanımdan ibaret değildir. Bu cümle; var olmanın, direnmenin, üretmenin ve yeniden başlamanın adıdır.
Yeryüzünün gökyüzünden aldığı en saf, en sessiz hediyedir. Düştüğü anda dünyayı değiştirir; çirkinlikleri örter, yaraları gizler, hayatı kısa süreliğine bir masala dönüştürür.
Değişen şehir yaşamı, çocukluğun en doğal hakkı olan oyunu tehdit ederken; güvenli ve modern oyun alanları artık bir tercih değil, toplumsal bir zorunluluk haline geliyor.
Hayat, çoğu zaman ilerledikçe hafifleyen değil; aksine biriktirdikçe ağırlaşan bir yolculuğa dönüşüyor. Yanlış insanlar, samimiyetsiz gülüşler, üzerimize yapışan beklentiler
Evlatlarımızın elinden tutup onları hayata hazırlamaya çalışırken, hayatın bu denli sertleşmesi içimizi acıtıyor. Onlara sadece bir isim, bir terbiye değil; güvenle yaşayabilecekleri bir dünya bırakma...
Evet, ne güzel gençlerdik… O yıllarda büyüklere duyulan hürmet, ezberlenmiş bir kural değil; ruhumuza işlemiş, kendiliğinden gelişen bir refleks hâliydi.
Hayat, henüz son sayfası çevrilmemiş kalın bir kitap gibi önümde duruyor. Her yeni gün, keşfedilmeyi bekleyen bir bölüm; içindeki her an ise kaçırmak istemediğim bir detay.
Hayat bazen insana öyle bir an getirir ki… İçinde fırtınalar kopsa da yüzünde dingin bir gülümseme belirir. İşte tam da o anda insan anlar: Artık kendi gemisinin kaptanıdır.
Tek tip siyah önlük, aramızdaki her türlü ayrımı siler; bizi aynı amaç etrafında toplayan büyük bir aileye dönüştürürdü. Zenginin de fakirin de bir olduğu, eşitlik
zenginin sözünün tartışmasız bir “hüküm” gibi kabul edildiği bir dünya… Bu durum yalnızca ekonomik eşitsizliğin değil, adalet duygusunun çiğnendiği bir düzenin resmidir.
Kışı severim. Bu sadece bir mevsim tercihi değil, insanın kendi içine dönmesini sağlayan bir ruh hâlinin yansımasıdır
Yokuşu ağır ağır tırmanırken başını kaldırıyorsun ve o an karşına çıkan manzara tüm telaşını geride bırakıyor: Küçücük, mütevazı, şirin bir müstakil ev.
Bu bağlantı sizi https://www.gapolaygazetesi.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.