CHP'nin 38. Olağan Kurultayı sonrasında açılan dava ve verilen "mutlak butlan" kararı ise sadece bir parti içi mesele olmaktan çıkmış, doğrudan Türk demokrasisinin tartışıldığı bir başlığa dönüşmüştür.
MUTLAK BUTLAN, ÖZGÜR ÖZEL VE CHP
Türkiye son yıllarda alışık olmadığı kadar yoğun siyasi ve hukuki tartışmaların yaşandığı bir dönemden geçiyor. CHP'nin 38. Olağan Kurultayı sonrasında açılan dava ve verilen "mutlak butlan" kararı ise sadece bir parti içi mesele olmaktan çıkmış, doğrudan Türk demokrasisinin tartışıldığı bir başlığa dönüşmüştür.
Açık konuşmak gerekirse, CHP hakkında verilen kararın siyasi sonuçları, hukuki sonuçlarından çok daha büyük olacaktır.
Türkiye'de seçimlerin ve seçim sonuçlarının nihai denetim makamı bellidir. Bu makam Yüksek Seçim Kurulu'dur. Yıllardır uygulanan teamüller ve hukuk sistemi de bu doğrultuda işlemiştir. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, yargının siyaset alanına ne ölçüde müdahil olduğu tartışmalarını yeniden alevlendirmiştir.
Zaten ağır aksak ilerleyen, zaman zaman kesintilere uğrayan Türk demokrasisi, bu kararla birlikte yeni bir sınavla karşı karşıya kalmıştır. Demokrasi sadece iktidarın değil, muhalefetin de güvencesidir. Bugün yaşananlar CHP'yi ilgilendiriyor olabilir; yarın başka bir siyasi partiyi ilgilendirebilir.
Bu nedenle meseleye parti gözlüğüyle değil, demokrasi gözlüğüyle bakmak gerekir.
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu partisidir. Böyle bir partinin yıllarca süren iç hesaplaşmalarla, mahkeme koridorlarında çözüm araması başlı başına bir siyasi başarısızlıktır.

Aslında CHP'deki sorun bugün başlamadı.
Deniz Baykal'a yönelik kaset operasyonundan sonra parti yeni bir döneme girdi. Kemal Kılıçdaroğlu dönemiyle birlikte CHP farklı bir siyasi çizgiye yöneldi. Ancak geçen yıllar içerisinde iktidar alternatifi olabilecek güçlü bir siyasi yapı oluşturulamadı. Seçim kayıpları, parti içi hizipleşmeler ve liderlik tartışmaları CHP'nin kronik sorunu haline geldi.
Özgür Özel'in genel başkan seçilmesi, parti tabanında yeni bir umut oluşturmuştu. Değişim söylemi güçlüydü. Ancak siyasette değişim sadece sloganlarla gerçekleşmez. Liderlik, kriz zamanlarında ortaya çıkar.
Bugün CHP'nin yaşadığı tabloya bakıldığında, parti yönetiminin gelişmeleri öngöremediği görülüyor. Kurultay sonrasında başlayan tartışmaların bu noktaya geleceği aylar öncesinden belliydi. Buna rağmen parti yönetimi krizi yönetmek yerine olayların peşinden sürüklenmeyi tercih etti.
Siyasi lider, fırtına çıktığında gemiyi limana ulaştıran kişidir.
Özgür Özel ise şu ana kadar daha çok muhalefet mitinglerinin etkili bir konuşmacısı görüntüsü vermiştir. Ancak siyasi tarih bize göstermiştir ki iyi konuşmacı olmak başka, siyasi lider olmak başka bir şeydir.
CHP'nin önündeki en büyük tehlike artık rakip partiler değil, kendi içindeki güç mücadelesidir. Mahkeme kararından bağımsız olarak parti içerisinde ortaya çıkan güven bunalımı ve liderlik tartışmaları, CHP'nin geleceğini belirleyecektir.
Ancak benim asıl üzerinde durduğum konu CHP değildir.

Benim üzerinde durduğum konu Türkiye'dir.
Gazze'de savaş sürüyor. Suriye'de dengeler yeniden kuruluyor. İran ve İsrail arasında gerilim her geçen gün tırmanıyor. Doğu Akdeniz'de ve Mavi Vatan sahasında Türkiye yoğun bir mücadele veriyor. Böylesine kritik bir dönemde ülkenin ana muhalefet partisinin mahkeme kararlarıyla gündeme gelmesi, siyasi tansiyonun yükselmesi ve kutuplaşmanın derinleşmesi Türkiye'nin lehine değildir.
Ekonomide yaşanan sıkıntıların temel sebeplerinden biri de belirsizliktir. Yatırımcı güven ister. Vatandaş güven ister. Piyasalar güven ister. Siyasetin sürekli kriz ürettiği bir ortamda ekonomik istikrarı kalıcı hale getirmek de kolay değildir.
Bu nedenle Türkiye'nin önünde duran asıl mesele CHP'de kimin genel başkan olacağı değildir.
Mesele, Türkiye'nin demokratik sisteminin güçlenmesi, hukuk devletinin tartışılmaması ve milletin geleceğe güvenle bakabilmesidir.
Özgür Özel gelir geçer.
Kemal Kılıçdaroğlu gelir geçer.
Siyasi partiler yükselir, düşer, bölünür veya birleşir.
Ama Türkiye kalır.
Bu yüzden bugün hepimizin önceliği partiler değil, Türkiye olmalıdır.
Çünkü güçlü bir Türkiye varsa, güçlü demokrasi de vardır. Güçlü demokrasi varsa, milletin iradesi de güvence altındadır.
Zeynel Abidin Kıymaz
Gazeteci-Yazar