Son seçimde alınan ağır yenilginin ardından hâlâ bazı teşkilatlar Sur borusunun çalmasını bekliyor. Sanki biri gelecek, silkelenin diyecek de öyle harekete geçilecek.
SAHAYA İNMEK, VATANDAŞA DOKUNMAK
Son seçimde alınan ağır yenilginin ardından hâlâ bazı teşkilatlar Sur borusunun çalmasını bekliyor. Sanki biri gelecek, silkelenin diyecek de öyle harekete geçilecek.
Açın envanter kayıtlarını. Koyun önünüze bir önceki seçim sonuçlarını. Bakın oylarınız nereden nereye düşmüş? Yüzde 18’lerden yüzde 4’lere gerilemek sadece “genel merkezin hatası” diyerek geçiştirilecek bir tablo değildir.
Bu çöküş, teşkilatından yöneticisine kadar herkesin aynaya bakmasını gerektirir.
“Biz ne yaptık?” diye soracaksınız belki.
Yeterince çalışmadınız.
Doğru adayları çıkarmadınız.
Sahaya inmediğiniz halde sahayı bildiğinizi sandınız.
Her şeyi en iyi biz biliriz özgüveniyle kibir denizinde boğuldunuz.
Siyaset masa başında yapılmaz. Siyaset sosyal medyadan yönetilmez. Siyaset, vatandaşa dokunarak yapılır. Çarşıda, pazarda, kahvede, esnafın dükkânında, gençlerin arasında yapılır.
Bugün bazı il başkanlarının burnu hâlâ Kaf Dağı’nda. Üye sayısı düşmüş, oy oranı erimiş, teşkilat heyecanını kaybetmiş… Umurlarında değil. Koltuklarında oturup zamanın geçmesini bekliyorlar. Oysa siyaset, bekleyenleri değil çalışanları ödüllendirir.
Müsavat Dervişoğlu sahada mücadele ederken, büyükşehir il başkanlarının yerinde sayması kabul edilemez.
Lider yürürken teşkilat oturuyorsa orada uyumsuzluk değil, sorumluluk sorunu vardır.
Her şeyi oluruna bırakıp “nasıl olsa toparlanır” anlayışıyla siyaset yapılmaz. Bu zihniyetle bırakın iktidarı, tabelayı bile koruyamazsınız
Çalışmayan, üretmeyen, sahaya inmeyen her yönetici ya kendisi istifa etmeli ya da gereği yapılmalıdır. Çünkü siyaset koltukta değil, sokakta kazanılır.
Artık mazeret değil, emek zamanı.
Artık beklemek değil, yürümek zamanı.
Artık konuşmak değil, vatandaşa dokunmak zamanı...