Dünyanın çok yerinde– siyaset tehlikeli bir indirgemeciliğe sürükleniyor. Karmaşık toplumsal meseleler karşısında en kolay ve en hızlı refleks şu oluyor:
"YENİLİKÇİ-GELENEKÇİ" PARANTEZİNDE
SİYASET MÜHENDİSLİĞİNİN ÇIKMAZLARI!
Bazı toplumlar veya siyasi hareketler karşı karşıya oldukları karmaşık meselelerin tek çözüm yolu olarak "kanun çıkarma" tekliflerine veya indergemecilik tuzağına düşerek "önce iktidar olmak gerekiyor" önermelerine sığınıyorsa; sosyolojinin organik süreçlerini ve o ülkenin sahip olduğu diğer değişim dinamiklerini anlamıyor demektir.
KANUNLA TOPLUM YAPILMAZ:
Türkiye’de –ve aslında dünyanın pek çok yerinde– siyaset, giderek tehlikeli bir indirgemeciliğe sürükleniyor. Karmaşık toplumsal meseleler karşısında en kolay ve en hızlı refleks şu oluyor: “Kanun çıkaralım.”
Eğer sorun çözülmüyorsa ikinci cümle hazır: “Önce iktidar olalım, sonra düzeltiriz.”
Bu yaklaşım ilk bakışta mantıklı görünür. Devletin en güçlü aracı hukuktur. Yasama yetkisi, siyasal iktidarın temel fonksiyonudur. Ancak burada gözden kaçırılan kritik bir gerçek vardır: Toplum, sadece kanunlarla yönetilen mekanik bir yapı değildir; organik bir varlıktır.
ORGANİK SÜREÇLERİ ISKALAMAK
Sosyoloji bize şunu öğretir: Toplumsal değişim, yalnızca norm koymakla gerçekleşmez. Kültürel kodlar, ekonomik yapı, sınıfsal dengeler, eğitim seviyesi, teknolojik dönüşüm, zihinsel alt yapı ve hatta uluslararası sistem, bir ülkenin iç dinamiklerini birlikte şekillendirir.
Bu dinamikleri dikkate almadan çıkarılan her yasa, ya kâğıt üzerinde kalır ya da beklenmeyen sonuçlar üretir.
Bunun en tipik örneklerinden biri, modernleşme tarihimizde defalarca gördüğümüz “yukarıdan aşağıya düzenleme” refleksidir. Kanun çıkarılır, yönetmelik yazılır, genelge yayımlanır. Fakat toplumun zihniyet dünyası değişmeden, ekonomik altyapı güçlenmeden ve kurumsal kapasite oluşmadan yapılan düzenlemeler, gerçek hayatta karşılık bulmaz.
“ÖNCE İKTİDAR OLALIM” SÖYLEMİNİN TUZAKLARI:
Muhalefet kanadında sıkça duyduğumuz bir başka indirgeme de şudur: “Sorunun kaynağı iktidardır; önce iktidar değişmeli.”
Elbette siyasal güç önemlidir. Ancak her şeyi iktidar değişimine bağlamak, yapısal sorunları görmezden gelmektir.
Eğitim kalitesinin düşüklüğü yalnızca hükümet meselesi midir?
Toplumsal kutuplaşma sadece siyasi elitlerin ürettiği bir sonuç mudur?
Ekonomik verimsizlik yalnızca yönetim tercihlerinin ürünü müdür?
Bunlar aynı zamanda üretim kültürü, zihni kodlar, iş ahlakı, tarihi gelenekler, kurumsal kapasite ve toplumsal güven düzeyiyle ilgilidir.
Siyaseti tek belirleyici görmek, toplumun sorumluluğunu askıya almak, meseleleri teğet geçmek anlamına gelir. Oysa siyasal iktidar da sonuçta o toplumun sonuç ve ürünüdür.
KANUNUN SINIRLARI:
Tarih, kanunla ahlak üretilemeyeceğini, yasayla kültür inşa edilemeyeceğini, hukuki düzenlemeyle bilinç oluşturulamayacağını defalarca göstermiştir.
Hukuk, toplumsal olgunlaşmanın arkasından gelir; önünden gitmeye çalıştığında ya baskıya dönüşür ya da etkisizleşir.
Kanun, bir çerçeve çizer. Ama o çerçevenin içini dolduracak olan; eğitimdir, ekonomi politikasıdır, sivil toplumdur, aile yapısıdır, entelektüel üretimdir, teknolojik kapasitedir.
Bunlar olmadan yapılan her düzenleme, semptomu bastırır ama hastalığı iyileştirmez.
GERÇEK SİYASET NEDİR?
Gerçek siyaset, yalnızca yasa yapmak, iktidar gücü kullanmak değildir.
Toplumsal dönüşümü çok katmanlı biçimde okumaktır. Sabırlı, kademeli ve kurumsal bir değişim stratejisi üretmektir.
İktidarı amaç değil araç olarak görmektir.
Bir ülke, sadece seçim kazanarak dönüşmez.
Toplumun zihniyet haritası değişmeden, üretim biçimi evrilmeden, kurumlar güçlenmeden ve sosyal güven inşa edilmeden kalıcı bir reform mümkün değildir.
SONUÇ YERİNE;
Eğer bir siyasi hareket ya da toplumsal aktör, karşı karşıya bulunduğu her karmaşık sorunu “kanun çıkaralım” ya da “önce iktidar olalım” cümlelerine indirgiyorsa, aslında o sorunun sosyolojik derinliğini kavrayamamış demektir.
Toplum mühendisliği ile toplum inşası aynı şey değildir. Kanun gereklidir ama yeterli değildir. İktidar önemlidir ama tek başına çözüm değildir. Asıl mesele, toplumu bir mekanizma değil, yaşayan bir organizma olarak görebilmektir.
Çünkü organizmalar emirle değil, organik süreçlerin evrimiyle değişir...
Türk siyasetinin temel eksenini oluşturan "Yenilikçi-Gelenekçi" fikir akımları ve partiler bu bakış açısına bir türlü gelemedi.
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü