En son Münih Güvenlik Konferansı bir daha ortaya koydu ki, Dünya eski düzenini kaybediyor. Atlantik merkezli sistem çatırdıyor. Kurallar aşınıyor. Kurumlar tartışılıyor. Güç yeniden dağılıyor.

DÜNYA DÜZENİ YENİDEN KURULURKEN:
TÜRKİYE YA ÖZNE OLACAK YA DA NESNE !

En son Münih Güvenlik Konferansı bir daha ortaya koydu ki, Dünya eski düzenini kaybediyor.
Atlantik merkezli sistem çatırdıyor. Kurallar aşınıyor. Kurumlar tartışılıyor. Güç yeniden dağılıyor.

II. Dünya Savaşı sonrası Amerika Birleşik Devletleri liderliğinde kurulan düzen; NATO güvenlik şemsiyesi, Uluslararası Para Fonu finansal disiplini ve Dünya Bankası kalkınma mimarisiyle dünyayı şekillendirdi.

Bugün o düzen hâlâ ayakta ama artık tartışılmaz değil.
Teknoloji tekeli kırılıyor.
Finansal sistem siyasallaşıyor.
İnsanlığın ortak mirası “Evrensel değerler” iddia ve söylemi kaba güç karşısında meşruiyet kaybediyor.
Ve soru artık küresel değil, ulusal:
Türkiye bu kırılmanın neresinde duracak?

COĞRAFYA VE SOSYOLOJİ KADER DEĞİLSE, STRATEJİ NEDİR?
Türkiye sadece üç kıtanın kesişim noktasında bir ülke değil; üç kriz havzasının tam ortasında bir devlettir. Karadeniz’de savaş, Orta Doğu’da kırılganlık, Doğu Akdeniz’de enerji rekabeti…

Bu coğrafya size iki seçenek sunar:
Ya sürekli kriz yöneten bir “sınır karakolu” olursunuz,
ya da krizleri yönetebilen bir merkez güce dönüşürsünüz.

Jeopolitik önem kendiliğinden güç üretmez.
Güç; sosyolojik entegrasyon, üretim kapasitesi, teknoloji, finansal istikrar, kurumsal kapasite ve hukuki meşruiyetin tahkimatıyla inşa edilir.

DÜNYA TEKNOLOJİ ÜZERİNDEN BÖLÜNÜYOR

Yeni düzenin tankı çip, topu algoritmadır.
Yapay zekâ, yarı iletkenler, enerji depolama, biyo-teknolojidir…

Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki rekabet ticaret savaşı değil; yeni bir medeniyet yarışı.
Rusya ise askeri güçle kendine alan açmaya çalışıyor.

Türkiye için mesele açık:
Düşük ve orta teknoloji tuzağında kalmak, yeni sömürgecilik biçimine razı olmaktır.

Savunma sanayinde elde edilen başarı, bilimsel gelişimle sivil yüksek teknolojiye taşınamazsa; sadece askeri güç ekonomik derinlik üretmez.

Yeni dünya düzeninde güçlü ordular yetmez.
Güçlü üniversiteler, güçlü laboratuvarlar, güçlü kurumlar ve çok güçlü girişim ekosistemleri gerekir.

ENERJİDE KÖPRÜ OLMAK YETMEZ, MERKEZ OLMAK ZORUNDAYIZ

Enerji hatlarının geçtiği bir ülke olmak avantajdır.
Ama fiyatın belirlendiği yer olmak nesnel güçtür.

Türkiye ya boru hatlarının geçtiği transit ülke olacak,
ya da enerji ticaretinin fiyatlandırıldığı merkez.

Aradaki fark;
hukuk güvenliği, finansal derinlik, kurumsal ve diplomatik kapasitedir.

PARA VE GÜVEN: GÖRÜNMEYEN CEPHE

Dolar hâlâ sistemin omurgası.
BRICS alternatifler arıyor.
Finansal yaptırımlar yeni silah haline geldi.

Bu tabloda Türkiye’nin yapması gereken blok seçmek değil; bloklar arasında dengeleyici güven üretmektir.

Yüksek enflasyon, öngörülemez para politikası ve kur oynaklığımız devam ederse; yüzyıllardır yaslandığımız jeopolitik avantajımız anlamsız hale gelebilir.

Yeni düzende savaş alanı yalnızca cepheler, mevziler, sınırlar değil; verimlilik üreten bilanço tablolarıdır.

ÇOK YÖNLÜLÜK STRATEJİDİR, SAVRULMA DEĞİLDİR;

Türkiye, Batı ile bağlarını koparmadan Doğu ile ilişki kurabilir.
NATO üyesi olup Rusya ile enerji ticareti yapabilir.
Avrupa ile ticaret yaparken Asya ile tedarik ve üretim zincirine girebilir.

Ama bunun şartı nettir:
Stratejik tutarlılık, yumuşak güç olmanı sağlayan demokratik meşruiyet ve kurumsal kapasite üretebilmendir.

Denge siyaseti; ilkesiz zikzaklar çizmek, amaçsız savrulmalar değildir.
Aksi halde ülkemiz, güçler arası pazarlık masasında değer üreten değil, değer devreden edilgen bir aktöre dönüşür.

İÇERİDE GÜÇLÜ OLMADAN DIŞARIDA GÜÇLÜ OLUNMAZ.
Yeni düzenin asıl sınavı içeridedir.
Rejiminiz toplumun gönüllü rızasına dayalı demokratik meşruiyet üretmiyorsa,
Eğitim sisteminiz dogmatik zihin kodlarından kurtulup, bilimsel bilgi üretmiyorsa,
Hukuk sistemi güven ve adalet üretmiyorsa,
Kurumlar öngörülebilirlik ve süreklilik sağlamıyorsa,
Dış politikaki adımlarınız retorikten ibaret kalır.

Genç nüfus avantaj olabilir.
Ama nitelik olmadan umutsuz gençlik, fırsat değil risk üretir.

TARİHSEL AN: YA SIÇRAMA YA SIKIŞMA !
Dünya yeniden bölüşülmüyor; yeniden yapılanıyor.
Bu, yüz yılda bir gelen momentlerden biridir.

Türkiye için seçenek nettir:
Ya küresel değer zincirinin alt halkasında kalacak,
Ya da teknoloji, enerji ve finans alanında kapasite artırarak denge kuran merkez aktörlerden olacaktır.
Bu bir dış politika tercihi değil;
bir medeniyet tercihi, bir yönetim tercihi, bir zihniyet tercihidir.

SON SORU
Dünya yeni düzenini arıyor.
Türkiye bu düzenin sonuçlarına pasif bir şekilde maruz kalan bir ülke mi olacak,
yoksa kurucu masada avantajlarını kullanarak, yerini zorlayan bir güç mü?

Cevap dışarıda değil.
Cevap Ankara’da, bilim üreten üniversitelerde, sanayi bölgelerinde, kurumlarında, merkez bankasında ve hukuk sistemindedir.

Dünya yeni düzenini ararken ya paylaşım masalarının menüsü, başkalarının stratejisinde dip not olacağız ya da bu düzenin kurucu ve paydaş öznesi olacağız.

SON ÖZET;
*Dogmatik zihin kodlarından kurtulamayan toplumlar bilim üretemezler.
*Bilim üretmeden yeni teknoloji üretilemez.
*Yüksek teknolojik üretim yapamazsanız, orta gelir tuzağına düşmeniz, küresel sistemde periferide kalmanız kaçınılmazdır.
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü