TİP Genel Başkanı Erkan Baş'ı bir süredir hem Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki çalışmaları, hem de sahadaki siyasi performansı bakımından dikkatle takip ediyorum.
Komünistler Ve Siyasette Duruş Sahibi Olmak
Türkiye'de siyaset denildiğinde çoğu zaman partiler konuşuluyor; oysa demokrasilerin asıl ihtiyacı, hangi siyasi görüşten olursa olsun fikir üreten, çalışan, toplumun karşısına çıkıp sorumluluk alan siyasetçilerdir. Çünkü siyaset, yalnızca iktidar mücadelesi değil; aynı zamanda millet adına söz söyleme, hesap verme ve ülkenin geleceğine yön verme sanatıdır.
Bu düşünceden hareketle, Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş'ı bir süredir hem Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki çalışmaları hem de sahadaki siyasi performansı bakımından dikkatle takip ediyorum.
Kendisinin birçok siyasi görüşüne katılmıyorum. Hatta pek çok temel konuda farklı düşündüğümüz açıktır. Ancak siyasette önemli olan, yalnızca aynı fikirde olmak değildir. Önemli olan, kişinin savunduğu düşünceleri tutarlı biçimde ifade edebilmesi ve bunların arkasında durabilmesidir.
Özellikle NATO konusunda dile getirdiği eleştiriler, Türkiye'nin güvenlik politikalarının tartışılması açısından dikkate değerdir. Erkan Baş: ABD'nin NATO üzerinden Ortadoğu'da izlediği politikaları ve bunun bölge halkları üzerinde oluşturduğu ağır sonuçları sık sık gündeme getiriyor. Türkiye'nin F-35 programından çıkarılması, savunma sanayisine yönelik yaptırımlar, çeşitli kısıtlamalar ve Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanan güven bunalımı gibi başlıkları kamuoyunun dikkatine sunuyor.
Ancak burada önemli gördüğüm bir eksiklik de bulunuyor. NATO'ya yönelik eleştiriler yapılırken, Türkiye'nin güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceğine ilişkin daha somut alternatiflerin ortaya konulması gerektiğini düşünüyorum. Dış politikada eleştiri kadar çözüm üretmek de siyaset kurumunun sorumluluğudur.
Diğer taraftan, emperyalizme karşı duruş da seçici olmamalıdır. ABD'nin veya Batılı ülkelerin uyguladığı yanlış politikalar nasıl eleştiriliyorsa, Çin'in Doğu Türkistan'da yıllardır sürdürdüğü baskılar, kültürel asimilasyon politikaları ve temel insan hakları ihlalleri karşısında da aynı ilkeli tavır gösterilmelidir. Gerçek anlamda antiemperyalist olmak, hangi güçten gelirse gelsin haksızlığa aynı mesafede durabilmeyi gerektirir.
Geçtiğimiz günlerde TİP'li gençlerin Ankara Güvenpark'ta gerçekleştirdiği NATO karşıtı basın açıklamasını izledim. Demokratik haklarını kullanarak görüşlerini ifade etmeleri, demokrasinin doğal bir sonucudur. JOP, sopa gözaltıyı göze alarak anayasal hakkını kullanmaya çalışan bu gençler bizim gençlerimiz. Onların yürüyüşü bizi rahatsız etmemeli, yarının modern Türkiye’sinin inşasında bu gençler ellerini taşın altına koyacak milletin dinamikleridir. Bir milliyetçi Ülkücü olarak TİP’li gençlerin duruşunu takdir ediyorum.
Kızılay’da yürüyüşteki görüntüler bana 1970'li yılları hatırlattı. O dönemde de benzer gösteriler yapılırdı. Ancak o yıllarda NATO karşıtlığı çoğu zaman Sovyetler Birliği bayrakları eşliğinde dile getirilirdi. Bugün ise aynı siyasi geleneğin gençlerinin büyük bölümünün ellerinde Türk bayrağı taşıdığını görmek dikkat çekiciydi. Bunu, Türkiye'nin bağımsızlığının ancak kendi milli kimliği ve kendi bayrağı altında korunabileceği yönünde önemli bir değişimin işareti olarak değerlendirdim.
Siyasette beğenmek ile aynı siyasi çizgide olmak farklı şeylerdir. Ben, farklı dünya görüşlerine sahip olsak da Erkan Baş'ın ve parti sözcüsü Sera Kadıgil'in Meclis'teki performanslarını, hazırlıklı konuşmalarını ve kamuoyu önündeki duruşlarını takdir ediyorum.
Aynı şekilde; Yeni Yol Grup Başkanı Selçuk Özdağ, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, İYİ Parti Grup Başkanvekili Turan Çömez, CHP'nin deneyimli isimlerinden İlhan Kesici, Muharrem İnce, DEM Parti'den Altan Tan ve Meclis'te grubu bulunmayan,Anahtar Partisi genel başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır da siyasi eforlarıyla göz dolduran siyasetçilerimiz.
İktidar cephesinde ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan siyasi hayatın en deneyimli ve en iyi hatibi olduğu bir gerçek. Onun siyasi çizgisine bağlı, tecrübesiyle hatipliğiyle öne çıkan Bülent Arınç gibi kursu hâkimiyeti olan hatipler var.
Türkiye son yirmi yılda ulaştırmadan savunma sanayisine, sağlık hizmetlerinden iletişim altyapısına kadar birçok alanda önemli yatırımlar gerçekleştirdi. Fiziki kalkınma elbette önemlidir. Ancak güçlü bir demokrasinin yolu yalnızca köprülerden, otoyollardan ve havaalanlarından değil; aynı zamanda güçlü siyaset kurumundan, nitelikli parlamentodan ve ilkeli siyasetçilerden geçer.

Toplumun artık slogan atan değil, proje üreten; kutuplaştıran değil, birleştiren; günü kurtaran değil, geleceği planlayan siyasetçilere ihtiyacı vardır.
Partisi ne olursa olsun, siyasetçinin bir duruşu, bir sözü ve bir marka değeri olmalıdır. Toplum, kimliğine değil; emeğine, dürüstlüğüne, çalışkanlığına ve ortaya koyduğu katkıya göre siyasetçiyi değerlendirmelidir.
Çünkü güçlü Türkiye, ancak güçlü kurumlarla olduğu kadar; ilkeli, üretken ve milletin güvenini kazanmış siyasetçilerle inşa edilebilir.