Takım ligden çekildi. Oyuncular serbest bırakıldı. Kulüp tesislerinin kilitleri değiştirildi. Yıllardır kulübilgilileri bugün kişisel eşyalarını almak için bile randevu beklemek zorunda.

Türk Düşmanlığı mı?

Pforzheim’daki Türk kulübünün sonu mu getiriliyor?

Pforzheim. Germania Union – Türkischer SV Pforzheim’ın yaşadığı süreç artık yalnızca bir futbol kulübünün iflası olarak görülebilir mi?

Takım ligden çekildi. Oyuncular serbest bırakıldı. Kulüp tesislerinin kilitleri değiştirildi. Yıllardır kulübün sorumluluğunu taşıyan insanlar bugün kişisel eşyalarını almak için bile randevu beklemek zorunda.

Bütün bunların ayrı ayrı hukuki gerekçeleri olabilir. Ancak olaylar yan yana konulduğunda çok daha rahatsız edici bir soru ortaya çıkıyor:

Bu kulübün isminde “Türkischer” kelimesi olmasaydı, aynı süreç yine bu kadar hızlı ve sert mi ilerlerdi?

1. FC Pforzheim’a “gelecek”, Türkspor’a kapanış mı?

Bu sorunun nedeni Pforzheim’ın kendi geçmişinde yatıyor.

2004 yılında 1. FC Pforzheim da ağır bir iflas yaşadı. Yaklaşık 1,3 milyon Euro borca rağmen bir Insolvenzplan hazırlandı, kulübün yaşatılması için yollar arandı ve alacaklıların büyük çoğunluğu plana onay verdi. (Wikipedia⁠)

Dönemin Pforzheimer Zeitung başlıkları bile yaklaşımı gösteriyordu:

“Rettung für den FCP in Sicht” – FCP için kurtuluş görünüyor.

Ardından:

“Der FCP hat eine Zukunft” – FCP’nin bir geleceği var. (Wikipedia⁠)

Bugün Türkspor çevresindeki insanların karşılaştığı kavramlar ise farklı:

Stilllegung. Abmeldung. Insolvenz. Räumung.

İki dosyanın şartları elbette birebir aynı değildir. Ancak tam da bu nedenle sorulması gereken soru şudur:

Bir kulüpte kurtuluş yolları aranırken, diğerinde neden kapanış görüntüsü bu kadar hızlı hâkim oluyor?

Bu olay Pforzheim’ın siyasi ikliminden bağımsız mı?

Bu soruyu Almanya’daki siyasi gelişmelerden tamamen koparmak da mümkün değil.

Pforzheim, AfD’nin uzun süredir güçlü olduğu kentlerden biri. Kentte AfD’nin Bundestag’da temsil edilen bir milletvekili bulunmasının yanı sıra belediye meclisinde de AfD grubu yer alıyor. (Pforzheim⁠)

Bu siyasi gerçekler, belediyenin veya iflas yöneticisinin Türk düşmanlığıyla hareket ettiğini kanıtlamaz.

Ancak içinde bulunduğumuz toplumsal atmosferi görmezden gelmek de doğru olmaz.

Almanya’da son yıllarda göçmenler, Müslümanlar, Türkler ve nihayetinde “Kim gerçekten Almanya’ya ait?” tartışması giderek sertleşiyor.

Tam da böyle bir dönemde, kökleri Almanya’daki ilk Türk işçi kuşaklarına uzanan bir spor kulübünün adım adım sportif varlığını kaybetmesi ister istemez başka sorular doğuruyor.

Türk düşmanlığı sadece açık hakaret değildir

Yabancı veya Türk karşıtlığı her zaman birisinin çıkıp:

“Türkleri istemiyoruz”

demesiyle ortaya çıkmaz.

Çifte standart tartışması bazen çok daha sessiz başlar.

Bir Alman kulübü krize girdiğinde “Traditionsverein” denilip kurtuluş yolları aranırken, onlarca yıldır aynı şehirde bulunan Türk kökenli bir kulübün krizi karşısında önce tasfiye konuşuluyorsa insanların bunu sorgulaması doğaldır.

Birinde:

“Bu kulübü nasıl kurtarabiliriz?”

diye sorulurken diğerinde:

“Bu kulüp ne zaman kapanacak?”

algısı oluşuyorsa, bunun nedenini sormak gerekir.

60 yıl sonra hâlâ “yabancı” mı?

Türkspor’un kökleri 1960’lı yıllara dayanıyor.

Bu kulübü kuran kuşak Almanya’ya “Gastarbeiter” olarak gelmişti.

Ama onların çocukları burada büyüdü. Torunları burada doğdu. Bugün üçüncü ve dördüncü kuşak Almanya’da yaşıyor.

O halde şu soru artık kaçınılmazdır:

Bir Türk kulübünün Almanya’nın kendi tarihinin parçası kabul edilmesi için daha kaç yıl geçmesi gerekiyor?

60 yıl yetmiyorsa 100 yıl mı?

Türkspor’un tarihi artık yalnızca Türklerin tarihi değildir.

Pforzheim’ın tarihidir. Dolayısıyla Almanya’nın da tarihidir.

Kulübün avukatı hukuki mücadeleyi sürdürüyor

Kulüp avukatı Özgür Dobruca’nın açıklamaları ise meselenin siyasi değil hukuki tarafına ilişkin.

Dobruca, iflasın otomatik olarak bir spor kulübünün bütün faaliyetlerinin sona erdirilmesi anlamına gelmediğini; sponsorlar ve üçüncü kişiler tarafından finanse edilebilecek bir devam modelinin ciddi biçimde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Kulüp adına yürütülen hukuki süreçler henüz sonuçlanmış değil. Dolayısıyla bu konuda son sözü mahkemeler söyleyecek.

Ancak hukuki süreçten bağımsız olarak toplumsal soru ortada duruyor.

Ayrıcalık değil, eşit muamele

Türkspor için kimse özel muamele istemiyor.

Borç varsa ödensin.

Geçmişte yanlış yapan varsa sorumluluğunu taşısın.

Hukuk uygulanacaksa uygulansın.

Ama aynı hukuk, aynı anlayış ve aynı ikinci şans herkese tanınsın.

1. FC Pforzheim için bir zamanlar “Bu kulübün bir geleceği var” denilebildiyse, Türkspor için de en azından:

“Bu kulübü kurtarmanın bir yolu var mı?”

sorusunun samimiyetle sorulması gerekir.

Çünkü Pforzheim’da yaşanan bu olay, aslında Almanya’nın çok daha büyük bir sorusunu önümüze koyuyor:

Türkler 60 yılı aşkın süreden sonra gerçekten bu ülkenin eşit bir parçası mı?

Yoksa işler yolundayken “başarılı entegrasyon örneği” olarak gösterilip, sorun çıktığında yeniden “yabancı” mı oluyorlar?

Bugün Türkspor’a yönelik kararların Türk düşmanlığından kaynaklandığını kanıtlayan somut bir delil ortaya konulmuş değildir.

Ama 2004’te bir Pforzheim kulübü için “kurtuluş” ve “gelecek” konuşulurken, bugün Türk kimliğiyle özdeşleşmiş başka bir Pforzheim kulübünde kapanışın konuşulması, bu sorunun sorulmasını meşru kılıyor:

Türk düşmanlığı mı?

Yoksa gerçekten herkese aynı ölçüler mi uygulanıyor?

Cevabı belediye, iflas yönetimi, spor kurumları ve Pforzheim kamuoyu verecek.

Türkspor’un istediği ayrıcalık değil. Diğer Pforzheim gelenek kulüplerine gösterilecek kadar çözüm iradesi, adalet ve yaşama şansı.

Ne daha fazlası, ne daha azı.
Doğan Tufan
Fotoğraf: Pforzheim Türk Spor