Gökyüzüne emanet ettiğim o rengârenk hayalim, rüzgârın en hırçın anında ipini koparıp maviliklerin sonsuzluğuna karıştı. Ardından ne kadar koştuysam yetişemedim.
SAR BENİ ANNEM, ÇOCUKLUĞUM ÜŞÜYOR…
Uçurtmam kayboldu annem…
Gökyüzüne emanet ettiğim o rengârenk hayalim, rüzgârın en hırçın anında ipini koparıp maviliklerin sonsuzluğuna karıştı. Ardından ne kadar koştuysam yetişemedim. Elimde yarım bir makara, gözlerimde tarifsiz bir hüzün kaldı. Oysa ne güzel süzülüyordu bulutların arasında… Kuyruğu gökyüzüne, umutlarıma dokunuyordu. Şimdi hangi dağın ardında, hangi ağacın dallarında takılı kaldı, kim bilir?
Bilyelerimi çaldılar annem…
Avuçlarımda biriktirdiğim, güneşe tuttuğumda içlerinde küçük gökkuşakları gördüğüm camdan hazinelerimi birer birer aldılar. Oysa her biri bir çocukluk zaferiydi benim için. Tozlu sokaklarda geçen uzun yaz günlerinin, dizlerimdeki yaraların, kahkahalarımın hatırasıydı. Şimdi ne ceplerimde o tanıdık tıkırtı var ne de kazanmanın o tarifsiz sevinci…
Bebeğimin kolunu kırdılar annem…
Saçlarını taradığım, geceleri koynumda uyuttuğum, bütün sırlarımı kulağına fısıldadığım o küçücük dostumun kolunu kırdılar. Onun canı acıdı mı bilmem ama benim yüreğim çok acıdı. Çünkü kırılan yalnızca bir oyuncak değildi annem; çocukluğumun en masum köşesine dokunmuşlardı. Bir bebeğin koluyla birlikte içimdeki güveni, sevgiyi, o tertemiz dünyamın bir parçasını da kırmışlardı.
Söylesene annem…
Büyümek, insanın sevdiklerini birer birer kaybetmesi mi demek?
Biz büyüdükçe oyuncaklarımız küçüldü, hayallerimiz uzaklaştı. Sonra anladık ki hayat da kocaman bir çocukluk bahçesiymiş. Kimi zaman umutlarımızın ipi kopuyor, kimi zaman emeklerimiz çalınıyor, kimi zaman da en güvendiğimiz yerden kırılıyormuşuz.
Ve insan, kaç yaşına gelirse gelsin, bazı acıların karşısında yine o küçücük çocuk oluveriyormuş.
Ben hâlâ o bahçedeyim annem…
Bir elimde yarım kalmış uçurtmamın makarası, diğer elimde kolu kırılmış bebeğim… Ceplerim boş, gözlerim gökyüzünde. Belki bir gün uçurtmam geri döner, belki bilyelerimi bulurum, belki kırılan oyuncaklarım eskisi gibi olur diye bekliyorum.
Ama biliyorum annem, bazı kayıpların dönüşü, bazı kırıkların tamiri yok.
Yine de senin sesin var içimde. Çocukluğumun bütün yaralarını iyileştiren o şefkatli ellerin, başımı yasladığımda dünyayı unutturan o sıcacık kucağın…
Şimdi ne uçurtmamı istiyorum ne bilyelerimi ne de kırılan bebeğimin onarılmasını.
Yalnızca bir kez daha çocuk olmak istiyorum.
Dünyanın bütün kötülüklerinden habersiz, hiçbir şeyimi kaybetmemiş gibi başımı dizlerine koymak…
Sar beni annem…
Öyle sıkı sar ki kaybolan uçurtmamın ipi yeniden ellerime dolansın, çalınan bilyelerim ceplerimde şakırdasın, kırılan bebeğim yeniden gülümsesin.
Sar beni annem…
Çünkü insan bazen büyümekten yorulur.
Ve ne kadar büyürse büyüsün, annesinin kucağında hâlâ küçücük bir çocuktur.