Ona bir fiske bile vurulmadı. İş birliğine hazırdı, onu sorguladım diye kitap yazan zat işbirliği yapmakta samimi olduğunu göstermek için –bayrağı öptüğünü- yazdı.
APO, 1999’da Türkiye’ye teslim edildi. Daha uçaktayken “benim anam da Türk” diyerek korkusunu ifşa etti.
Sorguda sorulan- sorulmayan her şeyi söyledi.
Ona bir fiske bile vurulmadı. İş birliğine hazırdı, onu sorguladım diye kitap yazan zat işbirliği yapmakta samimi olduğunu göstermek için –bayrağı öptüğünü- yazdı.
Sorguda hiçbir dirayet göstermedi, arkadaşlarının karakter analizlerini yapmak dahil bildiklerini anlattı.
Onu sorgulayanlar veya o günün yöneticileri(ANAP-DSP-MHP) onu ekranlara çıkarıp –itirafçı- yapabilirlerdi. Yapmadılar. Çünkü öyle bir vizyonları yoktu. Oysa sorgudaki duruşu yüzünden yüzlerce terörist örgütü terk edip sağa sola dağılmıştı. Doğru bir adım örgütü paramparça edecekti. O adım atılmadı.
Yargılandı, idam cezası aldı. Gördüğü muamele onda asılmayacağı güvenini yaratmıştı. Bir gazetede –kendi adıyla- köşe yazısı yazmaya başladı. Aylarca ülkeyi yönetenler buna göz yumdular Sonra bir savcı dava açınca müstear kullanarak yazmaya başladı. O hapiste, ama fikirleri, ihaneti gazete köşelerindeydi.
Yargılanırken onu 12 avukat temsil etti. Yüzlerce görüşme yaptı, savunma hakkı hiç kısıtlanmadı. Adil yargılandı. Devlet ona gösterdiği şefkati başka hiç kimseye göstermedi.
O süreçte örgütte parçalanmalar, kopmalar başladı; kardeşi Osman Öcalan ile üst düzey yöneticilerden Nizamettin Taş, örgüte ağır eleştiriler yönelterek medya savunma alanı dedikleri alanı terk ettiler. Örgüt eriyordu.
Apo her hafta avukatları ile –örgütsel görüşme- yapıyor, devlet de bu görüşmeleri kayda alıyordu. Onu engellemesi gerekenler engellemediler. Avukatlarını Kandil ve Avrupa’ya gönderdi. Tavrını Bayık/Karayılan ikilisinden yana koydu. Bunu MED TV’de avukatlarına açıklattı. Örgütteki dağılmayı durdurdu. Ülkeyi yönetenler seyrettiler.
İdamdan sonra başta dönemin MİT yöneticileri olmak üzere devletin bazı kurumları Apo asılmasın diye kampanya başlattı. Gazetecilere, TV sahiplerine brifing verdiler. Apo asılmamalıydı. Onu kullanacaklardı. Gerekçeleri buydu, ikna edemediklerine de “ABD'ye söz verdik” diyorlardı. Verilen bir söz yoktu, onu teslim edenler “adil yargılayın demişlerdi” sadece. Apo adil yargılamanın da ötesinde son derece toleransla yargılandı.
Dönemin MİT yöneticilerinin ve devlet aygıtı içinde gizlenmiş kripto Kürtçülerin yarattığı hava ile kamuoyu baskı altına alındı. Koalisyon ortakları idamın askıya alınıp alınmaması konusunda bir araya geldiler. Toplum yine de rahattı, koalisyonda MHP vardı, ona güveniyorlardı. Apo’nun cezasını çekeceğini inanıyorlardı. Ecevit ile Mesut Yılmaz idamın askıya alınmasından yanaydı, Bahçeli ise görünüşte cezanın infazını istiyordu. Sonunda Bahçeli’de ikna edildi. İdam askıya alındı, topluma eğer örgüt eylemelere devam ederse –cezanın askıdan indirileceği- söylendi. Apo, örgütü güvenlikli alanında yönlendirmeye devam etti. İdamın askıya alındığı komisyon toplantısına Bahçeli MHP’li üyeleri göndermedi, böylece idam askıya alınsın diyenler çoğunluk oldular, Apo idamdan bizzat devlet ve hükümet eliyle kurtarıldı. AKP iktidar olunca da idamı tümden kaldırdı. Böylece tarihin en kanlı teröristi on binlerce insanın hayatına kast etmesine rağmen yaşatıldı. Çünkü bu ülkede bazı siyasetçilerin birinci önceliği her zaman –siyasi ikballeri- oldu.
Apo kurtulur kurtulmaz fabrika ayarlarına döndü. Önce demokratik cumhuriyet dedi. Sonra el yükselterek demokratik özerklik demeye başladı. PKK sıkıştıkça MİT’in kapısını çalarak –hadi barışalım- diyerek örgütü güvenlik güçlerinin elinden kurtardı. Pazarlık masasında hep devletin, vatanın paylaşılmasını gündeme getirdi. Milli devlet düşmanlığında onunla aynı çizgide olanlar onun bu taleplerine sempati ile baktılar. Ulus devletle yaşamak yerine Apo’yla yaşamayı tercih ettiler. Masaya terör örgütünün tasfiye şartı olarak ulus devletin tasfiyesini getirdiler. Apo hem içeriden hem dışarıdan hep korundu. O, işte bugün geldiğimiz noktaya ülkeyi getirmek isteyenler tarafından yaşatıldı.
Bu ülke kimseye etnik kökeninden dolayı ayrımcılık yapmadı. Apo ile görüşme yapan iki MİT başkanı Emre Taner ile Hakan Fidan doğu kökenliydi. Olmayan bir ayrımcılık varmış gibi masa kuruldu. Türkiye göz göre göre bu bugün geldiğimiz noktaya getirildi. Sonunda hem Apo’yu hem etrafındaki katiller sürüsünü yargının pençesinden aldılar. Bundan sonra daha ne tavizler verileceğini bilmiyoruz.
Bu projeye en çok Kürdistan’ı kurmakla görevli Tom Barrack’ın sevinmesi boşuna değil. Bu bir barış-kardeşlik projesi ise dört parçalı Kürdistan’ı birleştirmekle görevli Barrack’ın bu kadar sevinmesi niye?