Öncelikle Yüce Mevla’nın dünyanın dört bir yanındaki tüm çocukları her türlü şer, kötülük ve haksızlıktan korumasını niyaz ederek başlamak istiyorum.
Ülkemizin en büyük yetimi: Çocuk Hakları!
Bu çığlığa kim kulak verecek?
Sözlerime, öncelikle Yüce Mevla’nın dünyanın dört bir yanındaki tüm çocukları her türlü şer, kötülük ve haksızlıktan korumasını niyaz ederek başlamak istiyorum.
Çocuklar insanlığın ortak sorumluluğudur!
Her yıl 1 Haziran geldiğinde, çocukların neşeli kahkahaları, masum bakışları ve sınırsız hayal güçleri bir kez daha bizlere geleceği hatırlatıyor.
Çünkü çocuklar yalnızca bir toplumun en küçük bireyleri değil; aynı zamanda yarınların doktorları, öğretmenleri, bilim insanları, sanatçıları ve liderleridir. Kısacası onlar, geleceğin ta kendisidir.
Bugün dünyanın birçok yerinde çocuklar bayramlarını sevinçle kutlarken ne yazık ki bazı çocuklar savaşın gölgesinde, açlığın pençesinde ya da yoksulluğun ağır yükü altında yaşam mücadelesi veriyor.
Bir çocuğun yüzündeki gülümsemenin milliyeti, dini, dili ya da rengi yoktur. Çocukluk evrenseldir. Bu nedenle dünyanın neresinde olursa olsun her çocuğun mutlu, sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürmesi insanlığın ortak sorumluluğudur.
Çocuklar; umudun, sevginin, masumiyetin ve yarınlarımızın en değerli emanetidir. Onların yüzündeki bir tebessüm, dünyayı daha yaşanabilir ve daha güzel bir yer hâline getirmeye yeter. Bir çocuğun hayalini gerçekleştirebilmesi için ona fırsat vermek, aslında insanlığın geleceğine yapılmış en değerli yatırımdır.
Bir söz vardır:
“Dünyayı kadınlar kurtaracak; doğurdukları ve yetiştirdikleri çocuklar sayesinde"
Bu sözün derin anlamı üzerinde düşünmek gerekir. Çünkü bir toplumun geleceği yalnızca ekonomik göstergelerle, teknolojik gelişmelerle şekillenmez. Toplumların gerçek gücü, yetiştirdikleri nesillerin karakterinde, vicdanında ve bilgi birikiminde saklıdır.
Çocuklarımıza vereceğimiz sevgi, eğitim ve değerler geleceğin dünyasını şekillendirecektir.
Daha adil bir dünya istiyorsak çocuklarımıza adaleti öğretmeliyiz.
Daha huzurlu bir gelecek hayal ediyorsak onlara sevgiyi, saygıyı ve hoşgörüyü aşılamalıyız. Çünkü bugün çocuklarımızın kalbine ektiğimiz her güzel değer, yarının dünyasında filiz verecektir.
Ancak çocukları sevmek yalnızca onların bayramlarını kutlamak değildir. Çocukları sevmek; onları korumak, haklarını savunmak ve sesleri olmaktır. Onları istismarın, sömürünün, yoksulluğun ve cehaletin karşısında yalnız bırakmamaktır.
Çocuklar ölürken, çocukluk çalınırken...
Ne yazık ki Türkiye'nin en büyük ve en kanayan yaralarından biri de tam olarak budur.
Bugün hala çocuk yaşta evlendirilmeyi normal gören çarpık ve insanlık dışı bir anlayışla mücadele ediyoruz. Hâlâ bir çocuğun çocuk olduğunu unutup onu yetişkin gibi değerlendiren, geleceğini elinden alan zihniyetlerle karşı karşıya kalıyoruz. Oysa çocuk evliliği diye bir kavram olamaz. Bunun adı evlilik değil, çocuğun çocukluğunun elinden alınmasıdır.
Bir çocuğun yeri okul sıralarıdır; gelinlikler, damatlıklar ya da ağır hayat sorumlulukları değil.
Daha da acısı, çocuklara yönelik istismar ve cinsel suçların ardından toplum vicdanını yaralayan açıklamalara tanık oluyoruz. Bir çocuğun rızasından söz edenler çıkabiliyor. Oysa çocuk rıza gösteremez. Çocuk korunur, kollanır ve güvence altına alınır. Bir çocuğun yaşadığı travmayı hafife alan her söz, istismarcıyı cesaretlendiren her yaklaşım ve çocukların uğradığı zulmü görmezden gelen her tutum yeni mağduriyetlerin önünü açmaktadır.
Çocuklara yönelik suçlarda hiçbir mazeret kabul edilemez. Hiçbir gelenek, hiçbir yorum ve hiçbir toplumsal alışkanlık bir çocuğun hakkından daha değerli değildir.
Ancak mesele yalnızca istismar değildir.
Bugün ülkemizin sokaklarında mendil satmak zorunda bırakılan çocuklar var.
Trafik ışıklarında dilendirilen çocuklar var.
Çöp konteynerlerini karıştırarak evine ekmek götürmeye çalışan çocuklar var.
Sanayi sitelerinde ve atölyelerde ağır çalışma koşulları altında çocukluğunu kaybeden, çocuklar var.
Bazıları okul zilinin sesini duyması gerekirken torna tezgâhlarının gürültüsüyle büyüyor.
Bazıları oyun parklarında arkadaşlarıyla koşup eğlenmesi gerekirken ekmek parası kazanmanın yükünü omuzlarında taşıyor.
İşte bu tablo yalnızca o çocukların değil, hepimizin ayıbıdır.
Çünkü çocukları korumak yalnızca anne ve babaların görevi değildir. Bu görev; devletindir, kurumlarındır, sivil toplumundur, medyanındır ve hepimizindir.
Ne yazık ki toplum olarak bu konuda sınıfta kalıyoruz.
Bir çocuk istismara uğradığında birkaç gün konuşup unutuyoruz.
Bir çocuk iş cinayetinde hayatını kaybettiğinde birkaç gün üzülüp gündemi değiştiriyoruz.
Bir çocuk eğitimden mahrum kaldığında bunu sıradanlaştırıyoruz.
Çocukları koruyamayan toplumlar, geleceklerini de koruyamaz!
Oysa medeniyet dediğimiz şey, çocuklara verdiğimiz değerle ölçülür. Gelişmişlik; yüksek binalarla, uzun yollarla ya da ekonomik verilerle değil, çocukların ne kadar güvende olduğu ile anlaşılır.
Bugün çocuklarımızı koruyamıyorsak, yarınlarımızı da koruyamıyoruz demektir.
Bu nedenle çocukların sesi olmak zorundayız. Çocuk yaşta evliliklere, çocuk işçiliğine, istismara, ihmale ve sömürüye karşı tavizsiz bir duruş sergilemek zorundayız.
Yetkililerin daha kararlı, daha etkili ve daha vicdanlı politikalar üretmesi; toplumun ise çocuk hakları konusunda çok daha duyarlı olması gerekmektedir.
Çünkü çocuklar sadece geleceğimiz değildir.
Onlar aynı zamanda vicdanımızın aynasıdır.
Ve bir toplumun çocuklarına verdiği değer, aslında kendisine verdiği değerin en açık göstergesidir.
Bu anlamlı günde, başta savaş bölgelerinde yaşayan çocuklar olmak üzere dünyanın bütün çocuklarının gözlerinden yaşın değil mutluluğun aktığı, korkunun değil umudun yeşerdiği bir dünya diliyorum.
Yüce Mevla tüm çocuklarımızı korusun, yollarını açık etsin ve onları insanlığa faydalı bireyler olarak yetişmeyi nasip etsin.
Tüm çocukların savaşlardan, yoksulluktan, şiddetten, istismardan ve ayrımcılıktan uzak; barış, sevgi ve mutluluk içinde büyüdüğü bir dünya dileğiyle...
1 Haziran Uluslararası Dünya Çocuklar Günü kutlu olsun.
Ve son olarak;
Çocuklar korunmuyorsa, hiçbirimiz masum değiliz!