Bu fotoğraftaki şehir ilk tapınağın, ilk mimarinin, ilk resim ve heykelin, genel anlamda medeniyetin doğduğu Göbeklitepe'yi içinde barındıran Urfa! Resimi
Urfa'ya Ağıt!
Bu fotoğraftaki şehir ilk tapınağın, ilk mimarinin, ilk resim ve heykelin, genel anlamda medeniyetin doğduğu Göbeklitepe'yi içinde barındıran Urfa! Resimde görünen dere yatağı şehri sel felaketinden korumak için Bizans imparatoru Jüstinyen'in inşa ettiği, eski adı Daysan sonraki adı Karakoyun olan dere...
Bizans imparatorluğu devrinde şehir, sel felaketinden kurtarılırken, XXI.yüzyılın modern(!) Urfasında şehir sel felaketiyle imtihan oluyor. Dere taşıyor, evlerin penceresinden sel suları şelale gibi akıyor, arabalar suda yüzüyor. Allahın rahmeti berrak yağmur suyu bu şehrin toprağına düştüğünde kırmızı çamura dönüşüyor. Rahmeti zillet yapıyor bu şehir. Bu günah, bu ayıp son elli yıldır şehri yönetenlere, idare edenlere, özellikle bu şehirdeki mimarlara, mühendislere yeter artar bile.
Mimarinin fiziğini metafiziğiyle birlikte düşünmeyen, şehrin ruhunu anlamayan ve tanımayanların inşa ettiği şehirde ancak böyle ironik durumlar yaşanabilir. Tabii suç, bu çöl iklimi kurak şehre yağmur yağması için, ihlas ile yağmur duasına çıkıp Tanrıya yalvaran halkta(!) Yağmur duasını içten ve ihlas ile yaptıklarından Tanrı yağmuru fazla yağdırmış... Bu yüzden bu felaketin sebebi şehircilik değil yapılan yağmur duası olmuştur(!) Bunun sebebi dereye dikilen devesa binalar değil yapılan duadır. Bunun sebebi derenin kenarına AVM, müze yapılması değil halkın içten duasıdır. Bu inançlı şehrin insanları içten dua etmemiş olsaydı böyle büyük yağmur ve sel felaketiyle karşı karşıya kalmayacaktı...

(Not: sel, yapılaşma, şehircilik sorunu bugünün değil kırk elli yıl öncesinin sorunu... Bu sorunlar süreç içinde kronikleşmiştir.)
Medeniyetin doğduğu yer Urfa diye övünenler, bu fotoğrafa bakıp medeniyet ve şehircilikte nerede olduğumuzu, hatta kadim bir şehrin nasıl öldürüldüğünü görebilirsiniz.
Ve siz şehirsevici urfalılar! Sevinin, bu yıl karakoyun deresi coştu! Tıpkı Jüstinyen devrinde olduğu gibi akmaya başladı. Ancak arada bir fark var. Eskiden bu derenin suları berrak akıyor, kenarında kadınlar çamaşır yıkıyor, içinden İkinci Mesih diye bilenen Afraim geçiyor, Urfa kadınlarının zekiliğinden bahsediyordu. Şimdi ise çamur alan bu derede, insanlar "ölen var mı?" diye bir yandan telaşla ceset arıyor, diğer yandan suda/çamurda yüzen arabalarına çaresizlik içinde bakıyorlar. Afraim gibi bir azizimiz pardon şeyhimiz olmadığı için zeka da aranmıyor bu şehir de mantık da..
Roma bakiyesi, ihtişamlı kadim bu şehir nasıl oluyor da Afganistan, Hindistan gibi geri kılmış ülkelere benziyor? Eski Urfa'ya bakarak yeni Urfa'yı kıyasladığımızda, sosyo-kültürel, mimari ve şehircilik bağlamında Urfa'nın ne denli geriye gittiğini gördbilirsiniz. Şahsen Ankara'dan Urfa'ya bakarken sevinemiyorum, bu şehri terk eden Hz. İbrahim, bu şehirden kaçan Hz. Yakup ve bu şehirden çıkıp bir daha dönmeyen şair Nabi, şair Hilmi, şair Halil Gülüm gibi ağıt yakıyorum...