Kenan Evren ve arkadaşlarının silah zoruyla demokrasiye el koyduğu, Amerikan büyükelçisinin “Bizim OĞLANLAR yönetime el koydu” diyerek destek verdiği yıllar…
Unut-MAMAK... -1
12 Eylül 1980… Askeri üniforma giymiş Amerikan uşağı Kenan Evren ve arkadaşlarının silah zoruyla demokrasiye el koyduğu, Amerikan büyükelçisinin “Bizim OĞLANLAR yönetime el koydu” diyerek destek verdiği yıllar… Sonrası ülkücülerin zulme uğradığı, işkencelere, idamlara maruz kaldığı yıllar…
“İdamları onaylarken ellerim hiç titremedi. Netekim bir sağdan bir soldan astık” dediği, askeri cezaevlerinde kurulan özel işkencehanelerde binlerce insana yaşlı, genç, kadın, erkek demeden zulüm edildiği yıllar…
Kimdi bu zindanlarda yatanlar? 15-20 kimi, 40-50 yaşında binlerce ülkücüydü. Bunlar ülkemiz Sovyet emperyalizminin pençesine düşmesin, Türk vatanı kızıl ordu tarafından işgal edilmesin diye anadan, yardan, serden geçerek mücadele edenlerdi.
12 Eylül sonrasında ülkücülerin zulme uğradığı, işkencelere, idamlara maruz kaldığı yıllarda “Vatanı korumak size mi kaldı lan!” diyen işkenceciler, sadece polisler değildi. Savcı albay Nurettin Soyer, Mamak Cezaevi Komutanı sadist işkenceci Raci Tetik, A blok İç Emniyet Amiri yüzbaşı Mehmet Sırrı Şuşut, B blok İç Emniyet Amiri yüzbaşı Tuna Akkurt gibilerdi.
Ve… Aradan yıllar geçti. Bir gün biz yine Mamak yollarına düşmüş, Mahir ağabeyle beraber cezaevine gidiyorduk. Bunun öncekilerden farkı Keçikıran Nizamiyesine vardığımızda hemen belli oldu. Ne iteklenip kakalayan vardı ne üstümüzü başımızı arayan ve “Lan” diye hitap eden…

Bizi sorgulanmadan tüfeklerin namlusunu üstümüze doğrultulmadan askeri bir eskort, eşliğinde 4.Kolordu Komutanlığı binası önünde durduk. Bizi orda güler yüzlü bir paşa karşıladı. Yanındaki kurmay başkanı ile bizi kucakladı. Hava çok sıcaktı. Bizi hemen oradaki kameriyeye davet ederek ikramlarda bulundu. 40 sene sonra Mamak cehenneminde yıllarca yatan iki ülkücü şaşkınlık içindeydik, rüya gördüğümüzü sanıyorduk. Mamak’ta ince belli bardakta çay içmek Kerbela’da bir yudum su bulmak gibiydi ama misafiri olduğumuz paşa, yaşadığımız travmaları biliyor ve “Sizin için özel ince belli cam bardaklarda çay ısmarladım” diyordu. Güler yüzlü, samimi bir sohbet ortamında rüya alemindeki yolculuğumuza devam ediyorduk. Bizden bütün ülkücüler adına adeta bütün Türk Ordusu adına özür dilercesine gösterdiği alicenaplık sürüyordu.
Rüya aleminde gibiydik. Bütün ruhumuzu en ücra köşelerine kadar karartan kötülükleri birer birer bulup temizliyor, en derin yaralarımızı deşiyordu. Yüzlerimiz kıpkırmızı olmuş, nabız atışlarımız hızlanmıştı. Az sonra bu rüya gibi ziyaretin en önemli kısmına davet edildik.
Merhaba Mamak zindanları… Gençliğimizin, hayallerimizin, sevdamızın tank paletleri altında zulme uğradığı Mamak...
A blok önündeydik. Bu ruhsuz ve kanlı binanın dış kapısından mutfak kısmını görünce kalbim o kadar hızlı çarpmaya başladı ki, heyecanım belli olmasın, bizi buraya getiren paşa ve albaylar anlamasınlar diye tek kelime etmiyordum. Mahir ağabey halimi fark etmiş “Nabız, tansiyon, kalp ne durumda Hakverdi?” diye sordu. Güçlükle “İyi ağabey” dedim. Az sonra merdivenleri tırmanarak A blokun içine girdik.<<<devam edecek>>