Milletleri millet yapan aynı toprak parçasında yaşamak değildir. Aynı acıya ağlayabilmek ve gerektiğinde aynı bayrağın gölgesinde omuz omuza durabilmektir.
Bayrağın Gölgesinde Buluşmak
Milletleri millet yapan yalnızca aynı toprak parçasında yaşamak değildir. Aynı acıya ağlayabilmek, aynı sevince ortak olabilmek ve gerektiğinde aynı bayrağın gölgesinde omuz omuza durabilmektir.
Ne yazık ki Türkiye'de son yıllarda hemen her toplumsal çağrı, her meydan buluşması ve her kitlesel etkinlik siyasi gözlüklerle değerlendiriliyor. İnsanlar önce organizasyonu kimin yaptığına bakıyor, sonra verilmek istenen mesaja kulak veriyor. Oysa bazı günler vardır ki, mesele partilerin, ideolojilerin ve siyasi hesapların çok ötesindedir.
27 Haziran'da Ankara Tandoğan Meydanı'nda gerçekleştirilecek buluşmayı da işte böyle görmek gerektiğine inanıyorum.
Bu meydanı yalnızca bir siyasi organizasyon olarak değerlendirmek, verilmeye çalışılan mesajı eksik okumaktır. Çünkü Türk bayrağı hiçbir siyasi partinin bayrağı değildir. O; Çanakkale'de toprağa düşen Mehmetçiğin kefeni, Sakarya'da verilen mücadelenin nişanesi, Dumlupınar'da kazanılan zaferin gururu, 15 Temmuz gecesi milletin uğruna can verdiği bağımsızlığın sembolüdür.
Ay yıldızlı al bayrak; 86 milyon vatandaşın ortak onuru, ortak vicdanı ve ortak geleceğidir.
Vatan sevgisi hiçbir siyasi anlayışın tekelinde değildir. Cumhuriyet ise belirli bir kesimin değil, bu ülkenin her ferdinin ortak emanetidir. Bu nedenle bayrağa sahip çıkmak; herhangi bir partiye destek vermek değil, bu topraklarda birlikte yaşama iradesini ortaya koymaktır.
Ben bir siyasi partinin mensubu değilim. Kalemimi de hiçbir siyasi görüşün emrine vermedim. Gazeteciliğin ve köşe yazarlığının gereği olarak olaylara mümkün olduğunca objektif bakmaya gayret ediyorum. Ancak söz konusu bayrak, vatan, millet ve devlet olduğunda tarafsızlık ile duyarsızlık arasındaki çizgiyi de iyi ayırt etmek gerekir.
Çünkü tarafsız olmak, ortak değerlere sırt çevirmek değildir.
Bugün Türkiye'nin en çok ihtiyaç duyduğu şey; birbirine benzeyen insanların değil, farklı düşünen insanların ortak değerlerde buluşabilmesidir. Aynı partiye oy vermeyebiliriz. Farklı ideolojilere sahip olabiliriz. Hayata farklı pencerelerden bakabiliriz. Bunların tamamı demokrasinin zenginliğidir.

Fakat söz konusu ay yıldızlı bayrak olduğunda ayrışmanın değil, birleşmenin zamanı gelmiştir.
Bir meydanı anlamlı kılan yalnızca oraya gelen insanların sayısı değildir. O meydanda hangi duyguların taşındığıdır. Eğer insanlar aynı bayrağın altında yaşamaktan gurur duyuyor, aynı devletin geleceğine sahip çıkma iradesini gösteriyor ve çocuklarına güçlü bir Türkiye bırakma ülküsüyle bir araya geliyorsa, işte o meydan gerçek anlamını bulmuş demektir.
Tarih boyunca büyük milletler, en zor zamanlarda ortak değerleri etrafında kenetlenmeyi başardıkları için ayakta kalmışlardır. Bizleri birbirimize bağlayan en güçlü bağlardan biri de ay yıldızlı al bayrağımızdır. Çünkü o bayrak sadece kumaştan ibaret değildir; şehitlerin kanıyla rengini alan, gazilerin duasıyla dalgalanan, milletimizin bağımsızlık ruhunu temsil eden kutsal bir emanettir.
Bu nedenle 27 Haziran'daki buluşmaya yalnızca siyasi bir organizasyon olarak bakmıyorum. Ben bu meydanı; millet olma şuurunun yeniden hatırlanması, ortak değerlerde kenetlenme iradesinin güçlenmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerine sahip çıkma kararlılığının bir tezahürü olarak görüyorum.
Çünkü bazı davalar seçimlerden büyüktür.
Bazı değerler siyasi hesapların üzerinde yer alır.
Ve bazı bayraklar, altında toplanan milyonlara sadece bir kimlik değil; bir tarih, bir medeniyet ve bir gelecek emanet eder.
İşte bu yüzden, ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde buluşan her yürek; hangi siyasi görüşten olursa olsun, aynı vatana duyduğu sevdanın ortak sesidir.
Çünkü bayrak hepimizindir.
Vatan hepimizindir.
Cumhuriyet hepimizindir.
Ve Türkiye, ancak ortak değerlerine sahip çıkanların omuzlarında geleceğe güvenle yürüyebilir.