Gençlik yıllarımda Haluk Levent denildiğinde aklıma asi ruhu, güçlü sesi ve dillerden düşmeyen şarkıları gelirdi. Yıllar ilerledikçe bu algı değişti.

Nereden Nereye…

Bu Bir Haluk Levent Yazısı Değil, Güven Üzerine Bir Yazı

Hayat insana zaman zaman acı bir gerçeği yeniden öğretir: En büyük hayal kırıklıkları, en çok güvendiklerimizden gelir.

Gençlik yıllarımda Haluk Levent denildiğinde aklıma asi ruhu, güçlü sesi ve dillerden düşmeyen şarkıları gelirdi. Yıllar ilerledikçe bu algı değişti. Özellikle Ahbap Derneği aracılığıyla yürüttüğü sosyal sorumluluk çalışmaları ve 6 Şubat depremlerinde ortaya koyduğu yardım organizasyonları, benim gibi milyonlarca insanın gözünde onu yalnızca bir sanatçı değil, toplumsal vicdanın sesi haline getirdi.

Tam da bu yüzden, Ahbap Derneği'ne yönelik soruşturma kapsamında tutuklandığı yönündeki haberlerle karşılaşmak bende derin bir burukluk oluşturdu.

Elbette hukuk devletinde temel ilke açıktır. Yargı süreci tamamlanmadan hiç kimse suçlu ilan edilemez. Masumiyet karinesi, hukukun en vazgeçilmez güvencelerinden biridir ve buna saygı duymak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Ancak hukuki gerçek ile insani duygu her zaman aynı noktada buluşmuyor.

İtiraf etmeliyim ki bu haber, bende yalnızca şaşkınlık değil, aynı zamanda büyük bir hayal kırıklığı oluşturdu.

Çünkü bazen insanlar bir kişiye değil, onun temsil ettiğine inandıkları değerlere güveniyor.

İşte o değerler sarsıldığında yalnızca bir isim değil, güven duygusu da yara alıyor.

Sonra insan ister istemez dönüp kendisine şu soruları soruyor:

Gerçekten insanları tanıdığımızı mı sanıyoruz?

Bir insanı hiç değişmeyecek, hiç hata yapmayacak biri gibi görmek ne kadar doğru?

Belki de en büyük yanılgımız tam burada başlıyor.

Her hayal kırıklığından sonra kendi kendimize aynı cümleyi kuruyoruz:

"Artık kimseyi gözümde büyütmeyeceğim."

"Bir daha bu kadar kolay güvenmeyeceğim."

Fakat zaman geçiyor…

Yine inanıyoruz.

Yine umut ediyoruz.

Ve bazen yine aynı acıyı yaşıyoruz.

Bu kaçıncı hayal kırıklığımız?

Bu kaçıncı kez kendi kendimize verdiğimiz sözü unutuyoruz?

Belki sorun insanların değişmesi değildir.

Belki de sorun, bizim onları kusursuz sanmamızdır.

Bir sanatçıyı, bir siyasetçiyi, bir iş insanını ya da toplum önünde bulunan herhangi bir kişiyi sorgulanamaz bir noktaya taşıdığımız anda, aslında en büyük zararı yine kendimize veriyoruz.

Çünkü kusursuz insan yoktur.

Kusursuz olduğuna inandığımız insanlar vardır.

Ve çoğu zaman hayal kırıklıklarımızın kaynağı da işte bu yanlış beklentidir.

Haluk Levent hakkında yürüyen hukuki süreç sonunda nasıl bir karar çıkacağını bugün hiç kimse kesin olarak bilemez.

Belki iddialar doğrulanacak…

Belki de tamamı çürüyecek…

Ancak sonucu ne olursa olsun, bugün yaşanan tartışmaların bile milyonlarca insanın güven duygusunda derin izler bıraktığı inkâr edilemez.

Asıl üzerinde düşünmemiz gereken de budur.

Belki bundan sonra insanlara güvenmeyi bırakmayacağız.

Çünkü güvenmeden yaşanmaz.

Ama güvenimizi teslim ederken daha ölçülü olmayı, kişileri yaptıkları güzel işlerle takdir ederken onları ulaşılmaz bir konuma yerleştirmemeyi öğrenmeliyiz.

Çünkü güven, insanın sahip olduğu en kıymetli sermayedir.

Bir kez çatladığında tamir edilebilir.

Ama kırıldığında eski sağlamlığına kavuşması çoğu zaman mümkün olmaz.

Bu olay bana bir kez daha şunu hatırlattı:

İnsanları sevebiliriz…

Başarılarını alkışlayabiliriz…

Topluma yaptıkları katkıları takdir edebiliriz…

Fakat hiç kimseyi sorgulanamaz, eleştirilemez ve yanılmaz bir yere koymamalıyız.

Çünkü hayat defalarca gösterdi ki;

En büyük hayal kırıklıkları, en büyük güvenlerin ardından gelir.