Bugün geldiğimiz yerde, bir emeklinin maaşıyla oturduğu evin kirası arasındaki o ürkütücü eşitlik, basit bir rakam benzerliği değildir.
Bir Ömrün Bakiyesi: Dört Duvar ve Boş Bir El
Bir ömür boyunca “başımı sokacak bir çatım olsun” diye dirsek çürütenlerin hikâyesidir bu.
Saçlarını değirmenlerde değil; memleketin yollarında, fabrikalarında, dükkânlarının tozunda ağartanların…
Sabah karanlığında yola düşüp akşam yorgunlukla eve dönenlerin, alın terini takvim yapraklarına emanet edenlerin hikâyesi.
Bugün geldiğimiz yerde, bir emeklinin maaşıyla oturduğu evin kirası arasındaki o ürkütücü eşitlik, basit bir rakam benzerliği değildir.
Bu eşitlik; bir insanın umut defterine çekilmiş kalın bir çizgidir.
Yaşam sevincine vurulmuş görünmez bir kelepçedir.
Sessiz Bir Çığlık
Otuz yıl, belki kırk yıl…
Gençliğini, sağlığını, ailesinden çaldığı zamanı bu ülkenin çarkları dönsün diye harcayan bir insanın mükâfatı nedir?
Ay başında bankamatiğe gidip, daha parayı cebine koyamadan ev sahibinin eline uzatmak mı?
Hayat artık şu acı döngüye sıkışmıştır:
-
Maaş yatar: Umut filizlenir.
-
Kira ödenir: Umut kurur.
-
Geriye kalan: Koca bir ay ve mutfakta yankılanan boş tencerenin sesi…
Bu bir yoksulluk tablosu değil sadece; bu, insanın içini kemiren sessiz bir çığlıktır.
Ekmek mi, Barınma mı?
Bir insanı, en temel iki ihtiyacı arasında seçim yapmaya zorlamak hangi vicdana sığar?
Evin anahtarı cebindeyken karnı aç olmak…
Karnını doyurmaya çalışırken “acaba bu ay kapının önüne konur muyum?” korkusuyla yaşamak…
Bu emeklilik değildir.
Bu, “nefes al ama yaşama” dayatmasıdır.
Gözlüğü bozulduğu hâlde yaptıramayanlar…
Torununa bir bayram harçlığı uzatamayanlar…
Pazarın son saatlerini, ezilmiş sebzelerin başında bekleyen o eller…
O eller, bu ülkenin temel taşlarını döşeyen ellerdir.
Bir zamanlar ülkenin yükünü omuzlayan o eller, bugün sadece kiraya yeten bir maaşın mahcubiyetiyle titremektedir.
Ve belki de en acısı şudur:
Bu insanlar yoksulluktan değil, görünmezlikten yoruldular.
“Biz sadece yaşlanmadık;
hayallerimizin ev kirasına endekslendiği bir dünyada,
maalesef fazlalık gibi hissettirildik.”