Takvimler 6 Şubat’ı gösterdiğinde, zamanın donduğu o karanlık saniyelerde yalnızca binalar yıkılmadı. Kelimeler çöktü. Planlar sustu. “Yarınlar” enkaz altında kaldı.


Sesimi Duyuyor musunuz?

Bazı sabahlar vardır…
Güneş doğar ama gün aydınlanmaz.
Işık gökyüzüne düşer; insanın içine düşmez.

Takvimler 6 Şubat’ı gösterdiğinde, zamanın donduğu o karanlık saniyelerde yalnızca binalar yıkılmadı.
Kelimeler çöktü.
Planlar sustu.
“Yarınlar” enkaz altında kaldı.

Elif komşum, bir akşam üstü gülümseyerek,
“Yarın sabah kahveye gel,” demişti.
Sesi hâlâ kulağımda…
Fincanın tabağa değdiğinde çıkardığı o tanıdık ses kadar gerçek, o kadar sıcak.
Ama o yarın hiç gelmedi.
O sabahın sabahı olmadı.

Bizim coğrafyamızda bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır derler.
Ama bazen o kahve hiç içilemez…
Fincan hiç dolmaz…
Ve o hatır, kırk yıla değil, bir ömre yayılan bir sızıya dönüşür.

Şimdi ne zaman kahve kokusu duysam;
yarım kalmış davetleri,
söylenememiş son cümleleri,
“sonra konuşuruz” denilerek ertelenmiş sevgileri hatırlıyorum.
Ve o geceyle birlikte yitip giden umutları…

6 Şubat;
sadece bir depremin tarihi değil,
sevdiklerimize “yarın görüşürüz” diyebilmenin ne büyük bir lütuf olduğunu öğrendiğimiz o keskin virajın adıdır.

Elif…
Ve yitirdiğimiz tüm canlar…

Belki o kahveyi bu dünyada içemedik.
Ama hatıraları kalbimizde hep en taze haliyle,
dumanı üstünde, sıcaklığını yitirmeden duruyor.

“Sesimi duyan var mı?”
Bu çığlığın sessizliğe gömüldüğü yerde,
biz birbirimizin kalbini duymaya devam edeceğiz.

Unutmadık.
Unutmayacağız.

Songül Özer