Artık her sabah, ruhun değil hırsın hüküm sürdüğü bir iklime uyanıyoruz. Devir öyle bir hâl aldı ki; bir zamanlar canından can bilinenler, bugün birbirine can düşmanı kesiliyor

SEVGİYLE BAKMAK

Dünya, sanki üzerine giydiği o eski, huzurlu elbiseyi çıkarıp bir kenara attı. Artık her sabah, ruhun değil hırsın hüküm sürdüğü bir iklime uyanıyoruz. Devir öyle bir hâl aldı ki; bir zamanlar canından can bilinenler, bugün birbirine can düşmanı kesiliyor.

“Kardeş kardeşi gözünü kırpmadan vuruyor” cümlesi, artık yalnızca eski kitaplarda kalan bir trajedi değil; sokağın, mahallenin, hatta evlerin acı gerçeği… Oysa bir zamanlar kardeş demek;

  • Aynı sofrada bölüşülen ekmek,

  • Sırrını emanet ettiğin en sağlam kale,

  • Düştüğünde seni ilk kaldıracak el demekti.

Bugün ise hırs, sevgiden daha büyük; menfaat, kandan daha koyu. Bir avuç dünya malı, birkaç kelimelik inat ya da anlık bir öfke; yılların emeğini, hatırasını ve bağını bir çırpıda silip atabiliyor. Merhametin sesi kısıldıkça, vicdanların üzeri toz tuttukça insanlık kendi özüne yabancılaşıyor.

Belki de en çok kaybettiğimiz şey, o çocuksu masumiyet ve “biz” olabilme yetisi… Dünya ne kadar değişirse değişsin, içimizdeki en temel duyguyu —bir başkasının acısını hissedebilme kabiliyetini— yitirmediğimiz sürece hâlâ umut var demektir.

Ama bugün acı bir gerçeğe tanıklık ediyoruz:
Kalp katılaştığında, göz karardığında; kardeşin kardeşe bakışı bile soğuk bir namluya dönüşebiliyor.

Çünkü sevgiyle bakmayı unutan göz, bir süre sonra sadece yok etmeyi öğrenir.

Songül Özer