Adıyaman’da yanlış planlanan projeleri dile getirdiğimizde; bazı çevrelerin rahatsızlık duyması, aslında meselenin ne kadar derin olduğunu gösteriyor..
GERİ KALMIŞLIĞIMIZA SEBEP OLANLAR OKUSUN
Bir zamanlar adı umutla anılan bir şehirdi Adıyaman…
30 yıl önce; Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve Malatya ile aynı cümlede, aynı hedeflerle, aynı heyecanla anılırdı.
O günlerin Adıyaman’ı;
Futbolda 1. Lig hayali kuran,
Organize sanayisinde bacası tüten, yapılan fabrikalarıyla istihdam üreten,
Tütün üretimiyle binlerce aileye ekmek kapısı olan,
Sümerbank’ı, Tekel’i, Çimento fabrikası ve üretimiyle ayakta duran bir şehir…
Ve en önemlisi…
Hedefi olan bir şehirdi!
Şehrin caddeleri sokakları yeşildi…
Sadece parkları değil; evlerin avluları, bahçeleri, duvar dipleri bile hayat doluydu. Her Evlerin avlusunda asmalar, incirler, dutlar, kayısı ağaçları…
O kadar ki, kamyonların arkasında bile gururla yazardı:
“YEŞİL ADIYAMAN”
O yıllarda Şanlıurfa, Adıyaman’a gıpta ile bakardı.
Ama zaman…
Bazı şehirleri büyütürken, bazılarını ne yazık ki yerinde saydırır.
Bugün dönüp baktığımızda; bir zamanlar köy ve belde olan Şanlıurfa’nın Karaköprü ilçesi modern bir şehir kimliğine kavuştuğunu görüyoruz. Kültür merkezleri, stadyumları, fuar alanları, düzenli yapılaşması ve yükselen yaşam standartlarıyla artık sadece bir ilçe değil, başlı başına bir cazibe merkezi…
Ve biz…
Bir zamanlar kendimize özenenlerle değil, bugün onların en küçük beldesiyle bile mukayese edilemeyen bir noktaya savrulmuş durumdayız.

Peki neden?
Adıyaman neden geri kaldı?
Bu soru ağırdır…
Ama cevabı daha ağırdır.
Bu şehirde bende gazeteci olarak Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına yıllarca güçlü destek verdik ve böylece “şampiyon il” unvanını aldı. Recep Tayyip Erdoğan'dan ne istendiysede o vermeye her zaman hazırdı ve Adıyaman her seçimde siyasi iradesini net bir şekilde ortaya koydu desteğe devam etti.
Ama sormak gerekiyor:
Bu siyasi destek, karşılığını neden bulamadı?
Bugün Adıyaman’da yapılmayan yatırımları ve yanlış yapılan, yanlış planlanan projeleri dile getirdiğimizde; bazı çevrelerin rahatsızlık duyması, aslında meselenin ne kadar derin olduğunu ortaya koyuyor.
Ben bu meslekte 40 yılı geride bırakmış bir gazeteciyim.
Kalemimi hiçbir zaman yalanla kirletmedim.
Hiçbir kişi ya da kuruma iftira atmadım.
Kamuoyunu yanıltacak tek bir satırın altına imza atmadım.
Çünkü biz gazeteciler;
İdarenin borazanı değiliz…
Siyasetin alkışçısı hiç değiliz…
Biz; kamu adına konuşan,
Eksikleri dile getiren,
Yanlışa “yanlış” deme cesareti gösteren bir mesleğin temsilcileriyiz.
Eğer bu şehir komşu illerin çok gerisinde kalmışsa…
Bunun sebebi ne bu kalemdir ne de basındır!
Ben bugüne kadar gördüğüm her sorunu yazdım.
Dile getirdim.
Uyardım.
Ama hiçbir zaman yalanın, iftiranın, hırsızlığın, yolsuzluğun yanında olmadım.
Ne siyaset yaptım,
Ne koltuk kovaladım,
Ne de milletin gönlüne hoş görünmek için eğilip büküldüm.
64 yaşındayım…
Hayatım boyunca ne muhtarlığa ne belediye başkanlığına ne de milletvekilliğine aday oldum. Çünkü benim işim siyaset yapmak değil;
hakikati yazmaktır.
Evet…
Bu şehirde beni seven de var, sevmeyen de…
Ama şunu herkes bilsin ki;
Ben ne halk dalkavuğuyum ne de siyasetçinin gölgesinde yürüyen bir kalemim.
Benim tek tarafım var:
Halkın tarafı!
Bugün benim eleştirilerime kızanlar, alınanlar, laf yetiştirmeye çalışanlar…
Önce aynaya bakmalı ve kendilerine şu soruyu sormalıdır:
“Bu şehrin geri kalmışlığında benim payım ne kadar?”
Çünkü unutulmasın…
Bugün susanlar, yarın hesap vereceklerdir.
Ve o hesap…
Sadece bu dünyada değil…
Bu şehirde yaşamaya devam edecek milyonlarca insanın vicdanında da sorulacaktır.
Yazdıklarım ve söylediklerimden rahatsız olan siyasi sorumluluk almışlar bana söz yetiştirmeye çalışanlar ‘Acaba bu kentin geri kalmasında benim de vebalim varmı?’ sorusunu kendilerine sorsunlar.
Mizan hesap terazisi kurulacak…
Ve siyasi karar vericiler Adıyaman için yanlışlarının veya yapmadıklarından dolayı hak sahibi olan, bizden sonra da doğacak milyonlarca hemşerimizin yakalarına yapıştığı günün dehşetine hazır olsunlar.