2025 yılında Türkiye’de en az 391 kadın, erkekler tarafından hayatından koparıldı. Çoğu kendi evinde, en güvende olması gereken yerde; çoğu en yakınındaki erkeklerce öldürüldü
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Kadının Adaleti, Hükmü ve Sessiz Çığlıkları
2025 yılında Türkiye’de en az 391 kadın, erkekler tarafından hayatından koparıldı. Çoğu kendi evinde, en güvende olması gereken yerde; çoğu en yakınındaki erkekler tarafından öldürüldü. İstanbul, Diyarbakır, İzmir, Antalya, Ankara ve Adana ise bu acı tablonun en ağır yaşandığı şehirler oldu.
Bu rakamlar bize açık bir gerçeği hatırlatıyor:
8 Mart Dünya Kadınlar Günü yalnızca bir kutlama günü değildir; aynı zamanda adalet, eşitlik ve vicdan için yükselen bir haykırıştır.
Kadın, adaletin en saf yüzüdür.
Onun varlığı yalnızca kendi yaşamını değil; toplumun vicdanını, çocukların geleceğini ve insanlığın onurunu temsil eder. Bu yüzden 8 Mart, çiçeklerin ve kutlamaların ötesinde bir anlam taşır. Bu gün, kadının hakkının aslında insanlığın hakkı olduğunu hatırlatan güçlü bir çağrıdır.
Kadınların eşitlik mücadelesini görmezden gelen toplumlar, aslında kendi geleceklerini karartırlar. Çünkü kadınların eşit olmadığı bir yerde demokrasi eksiktir, özgürlük yarımdır ve adalet ise gerçekten kördür.
Kadının hükmü eşitlikten yana olmalıdır.
Kadının adaleti özgürlükten yana olmalıdır.
Ancak o zaman bir toplum gerçekten adil ve insani bir düzen kurabilir.
Ne var ki her yıl yüzlerce kadın yalnızca kadın olduğu için yaşamdan koparılıyor. 2025 yılında Türkiye’de öldürülen 391 kadının 297’si kadın cinayeti, 94’ü ise şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçti.
En genç kurban henüz 2 yaşında bir çocuktu, en yaşlısı ise 83 yaşında bir kadındı.
Cinayetlerin büyük çoğunluğu evlerde, kadınların en yakınındaki erkekler tarafından işlendi. İstanbul’da 54, Diyarbakır’da 21, İzmir’de 20, Antalya’da 19, Ankara’da 16 ve Adana’da 14 kadın hayatını kaybetti.
Bu rakamlar yalnızca istatistik değildir.
Her biri yarım kalan bir hayat, sönen bir umut, kararan bir gelecek demektir.
Her kaybedilen kadın, adaletin eksilen bir parçasıdır.
Her kadın cinayeti, toplumun vicdanında açılan derin bir yaradır.
Bu nedenle 8 Mart yalnızca kadınların emeğini, direncini ve mücadelesini değil; aynı zamanda öldürülen kadınların sessiz çığlıklarını da hatırlatmalıdır.
Çünkü onların adalet arayışı artık hepimizin sorumluluğudur.
Her kaybedilen kadın bize aynı sorumluluğu yükler:
Bir daha asla.
Kadının adaleti, toplumun adaletidir.
Kadının hükmü, insanlığın hükmüdür.
Gerçek özgürlük ancak kadınların eşitliğiyle mümkündür.
Ve unutmamak gerekir ki;
Bir toplum kadınlarını koruyamadığı gün, aslında kendi vicdanını kaybetmiş demektir.
Öldürülen kadınların hatırası bize her gün aynı gerçeği fısıldıyor:
Adalet, kadınla başlar.
Beren Paşazade
Gazeteci – Yazar