O sabah haritayı önümüze koyduğumuzda karşımızda tarifi güç bir manzara vardı: Yollar yarılmış, şehirler susmuş, yuvalar yıkılmış, umutlar enkazların altında kalmıştı.
KAYBEDEN ADIYAMAN OLDU
11 ilimizi derinden sarsan, binlerce insanımızı hayattan koparan 6 Şubat depremlerini hatırlayın…
O sabah haritayı önümüze koyduğumuzda karşımızda tarifi güç bir manzara vardı: Yollar yarılmış, şehirler susmuş, yuvalar yıkılmış, umutlar enkazların altında kalmıştı.
Türkiye belki de Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketlerinden biriyle karşı karşıyaydı.

Peki devlet ne yaptı?
Felaketin büyüklüğünün arkasına sığınmadı. Mazeret üretmedi. Enkaz kaldırılırken bir taraftan da yeni şehirlerin temellerini atmaya başladı.
Rezerv alanlar, TOKİ konutları, yerinde dönüşüm projeleri, köy evleri…
Yüz binlerce konutun aynı anda yükseldiği devasa bir yeniden inşa seferberliği başladı. Bir tarafta iş makineleri enkaz kaldırıyor, diğer tarafta yeni binaların temelleri atılıyordu.
Bu, sadece bir inşaat faaliyeti değildi.
Bu, büyük bir felaket karşısında devletin gösterdiği güçlü bir refleksti.
Üstelik bütün bunlar Türkiye'nin çevresindeki coğrafyanın ateş çemberine dönüştüğü bir dönemde gerçekleştirildi.
Suriye ve Irak'taki gelişmeler, İsrail-Filistin hattında yaşananlar, Rusya-Ukrayna savaşı, İran merkezli gerilimler…
Dünyanın ve bölgemizin böylesine kırılgan olduğu bir süreçte Türkiye, bir taraftan deprem bölgesini yeniden ayağa kaldırmaya çalışırken diğer taraftan dış politikada dengelerini korumaya gayret etti.
Savunma sanayiinde gelinen nokta da ortada.
Bir zamanlar en temel savunma ihtiyaçlarında dahi dışarıya bağımlı olan Türkiye, bugün insansız hava araçlarından savaş gemilerine, füze sistemlerinden hava platformlarına kadar pek çok alanda kendi imkânlarını geliştiren bir ülke konumuna geldi.
Bütün bunların siyasi sorumluluğunu taşıyan Cumhurbaşkanı, hükümet ve kabinenin ortaya koyduğu yoğun çalışma temposunu görmezden gelmek haksızlık olur.
Bunları teslim edelim.
Ama şimdi gelelim Adıyaman'a…
PEKİ ADIYAMAN NEREDE?
Büyük fotoğrafın içerisinde küçük ama kadim, güzel ve yaralı bir şehir var:
Adıyaman.
6 Şubat'ın üzerinden üç yılı aşkın zaman geçti.
Dile kolay…
Devlet geldi, şehrin dört bir yanında binlerce konut yükseltti. TOKİ konutlarının önemli bölümü tamamlandı, anahtarlar teslim edildi. Yeni yaşam alanları oluşturuldu, köy evleri yükseldi.
Fakat gelin görün ki Adıyaman'ın hâlâ çözemediği bir yol ve altyapı meselesi var.
Vatandaş evine kavuşuyor ama bazen evine ulaşacağı yolu arıyor.
Bugün bir cadde kazılıyor, yarın kapatılıyor, birkaç gün sonra aynı noktanın yeniden kazıldığını görüyorsunuz.
Adıyamanlı artık şehir içinde yolunu navigasyonla değil, neredeyse hafriyat kamyonlarını takip ederek bulacak hale geldi.
Sabah evden çıkan vatandaşın aklında aynı soru:
"Acaba bugün hangi yol kapalı?"
Bir şehir üç yılı aşkın süredir hâlâ kazılarla, kapanan yollarla, bozulan güzergâhlarla konuşuyorsa burada artık yalnızca altyapıyı değil, planlamayı ve yönetim anlayışını da sorgulamak gerekir.
Bazen insanın aklına şu geliyor:
Adıyaman'da arkeolojik kazı yapılsa herhalde bu kadar uzun sürmezdi!
Göbeklitepe'nin tarihi çözüldü, bizim bazı yolların ne zaman biteceğinin sırrı hâlâ çözülemedi.
ADIYAMANLI BİR FIRSAT VERDİ
Meselenin siyasi tarafı da var.
Adıyaman, uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak muhafazakâr ve sağ partilere destek veren bir şehir oldu.
Ancak son yerel seçimde seçmen farklı bir tercihte bulundu.
Aslında sandıktan çıkan mesaj son derece açıktı:
"Bir de sizi görelim."
Adıyamanlı, CHP'li belediye yönetimine bir fırsat verdi.
"Yıllardır başka siyasi anlayışları denedik. Siz daha iyisini yapacağınızı söylüyorsunuz. Buyurun, şehir burada; imkân burada; yetki burada. Gösterin belediyeciliğinizi."
Bu demokratik açıdan son derece kıymetli bir fırsattı.
Yeni bir yönetim için bundan daha büyük siyasi sermaye olabilir miydi?
Depremden çıkmış bir şehir…
Yeniden kurulmaya çalışan mahalleler…
Hizmete susamış insanlar…
Yeni bir başlangıç bekleyen toplum…
Adıyaman adeta yeni yönetime boş bir sayfa açtı.
Peki sonuç?
Ne yazık ki bugün dönüp baktığımızda, beklenen heyecanın şehrin sokaklarına yeterince yansımadığını görüyoruz.
Beklenen hizmet hamlesinin yerine vatandaşın gündeminde bitmeyen kazılar, yollar, altyapı sorunları ve şehrin genel görünümüne ilişkin şikâyetler var.
Adıyamanlı tencereyi ocağa koydu, altını da yaktı ama beklediği yemek bir türlü pişmedi.
Demek ki sadece fırsat verilmesi yetmiyor.
O fırsatı taşıyacak vizyon, kadro, planlama ve irade de gerekiyor.
KAYBEDEN BİR KİŞİ DEĞİL, BİR ŞEHİR
Burada üzerinde durulması gereken asıl mesele budur.
Kaybeden yalnızca bir belediye başkanı ya da bir siyasi parti değildir.
Çünkü makamlar gelip geçicidir.
Eskilerin güzel bir sözü vardır:
"Mahkeme kadıya mülk değildir."
Bugün o koltukta biri oturur, yarın başkası.
Ama kaybedilen yıllar geri gelmez.
Bir belediye başkanı seçim kaybeder, hayatına devam eder.
Bir siyasi parti seçimi kaybeder, bir sonraki seçime hazırlanır.
Fakat bir şehir üç-beş yıl kaybederse bunun bedelini yüz binlerce insan öder.
İşte benim itirazım tam da burada.
Kaybeden belediye başkanı değildir.
Kaybeden Adıyaman'dır.
Kaybeden Adıyamanlıdır.
Çünkü belediyecilik yalnızca asfalt dökmek, kaldırım yapmak veya çöp toplamak değildir.
Belediye aynı zamanda bir şehrin moralidir.
Çocuğun oynadığı parktır.
Esnafın dükkânının önündeki düzendir.
Yaşlının oturacağı gölgedir.
Gencin yaşayacağı sosyal alandır.
Kadının güvenle yürüyebileceği sokaktır.
Engellinin önüne engel çıkarmayan kaldırımlardır.
Ve en önemlisi belediyecilik, insana yaşadığı şehre yeniden güven duygusu verebilmektir.
Hele Adıyaman gibi büyük bir felaket yaşamış bir şehirde bunun anlamı çok daha büyüktür.
Evini, yakınını, iş yerini, hatıralarını kaybetmiş insan sokağa çıktığında en azından şunu söylemek ister:
"Çok şükür, şehrimiz yeniden ayağa kalkıyor."
Adıyamanlının ihtiyacı biraz da budur.
Beton kadar umut…
Konut kadar sosyal hayat…
Yol kadar huzur…
Altyapı kadar şehir kültürü…
BU ŞEHİR DAHA FAZLA ZAMAN KAYBEDEMEZ
Bir tarafta yüz binlerce konutun yükseldiği büyük bir yeniden inşa seferberliği…
Diğer tarafta yıllardır yollarını, altyapısını ve şehir düzenini konuşmaya devam eden Adıyaman…
Bu iki görüntü arasındaki makas büyüdükçe kaybeden hep aynı şehir oluyor.
Adıyaman.
Bu güzel şehir tütünün, huzurun, samimiyetin, hoşgörünün ve kadim bir kültürün şehridir.
6 Şubat Adıyaman'ın binalarını yıktı.
Ama bizim görevimiz yalnızca binaları yeniden yapmak değildir.
Şehrin umudunu da yeniden inşa etmek zorundayız.
Artık hiç kimsenin mazeret üretme lüksü yok.
Ne iktidarın…
Ne belediyenin…
Ne milletvekillerinin…
Ne bürokrasinin…
Ne de bu şehir adına sorumluluk taşıyanların.
Çünkü Adıyaman'ın kaybedecek bir üç yılı daha yok.
Gün siyasi hesaplaşma günü değil, hizmet günüdür.
Belediye yönetiminin önünde hâlâ zaman vardır. Yapılması gereken, eleştirileri siyasi saldırı olarak görmek yerine vatandaşın feryadı olarak okumak ve kalan süreyi gerçek bir hizmet seferberliğine dönüştürmektir.
Çünkü mesele CHP değildir.
Mesele AK Parti de değildir.
Mesele Adıyaman'dır.
Ve yarın tarih 6 Şubat sonrasını yazarken şu cümleyi kurmamalıdır:
"Türkiye büyük felaketin ardından ayağa kalktı; Adıyaman ise ayağa kalkan Türkiye'nin içinde hâlâ kendi yolunu arayan şehir olarak kaldı."
Böyle bir cümle yalnızca yerel yönetimin değil, hepimizin ayıbı olur.
Adıyaman kayıp bir şehir değildir.
Ama yanlış yönetimlerle, plansızlıkla, ilgisizlikle ve zaman kaybıyla kayıp bir döneme mahkûm edilebilir.
Buna izin vermemek de bu şehre karşı hepimizin borcudur.