MÜSİAD'da aldığı görevler ve ardından Genel Başkanlık sorumluluğu, ona Türkiye'nin üretim gücünü, sanayicisini, ihracatçısını, esnafını ve yatırımcısını yakından tanıma fırsatı verdi.
TİCARET BAKANI ÖMER BOLAT, GÖREVİN HAKKINI VERİYOR
Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat'ı 2000'li yılların başından beri tanırım.
Dolayısıyla bugün bir bakan olarak ortaya koyduğu performansı değerlendirirken yalnızca son birkaç yıllık icraatına değil, yaklaşık çeyrek asırdır tanıdığım bir insanın nereden geldiğine, hangi tecrübelerden geçtiğine ve bugün taşıdığı sorumluluğa nasıl hazırlandığına da bakıyorum.
Prf.Dr.Ömer Bolat'ın en önemli avantajlarından biri, iş dünyasını kitaplardan veya bürokratik raporlardan öğrenmemiş olmasıdır.
MÜSİAD'da aldığı görevler ve ardından Genel Başkanlık sorumluluğu, ona Türkiye'nin üretim gücünü, sanayicisini, ihracatçısını, esnafını ve yatırımcısını yakından tanıma fırsatı verdi. Üreten insanların hangi şartlarda mücadele ettiğini, finansmandan pazara kadar nerelerde zorlandığını sahada öğrendi.
Bugün Ticaret Bakanlığı koltuğunda bu birikimin ciddi karşılığını görüyoruz.
Bolat aynı zamanda dünyayı ve uluslararası piyasaları tanıyan, yabancı dili ve akademik birikimi güçlü, insan ilişkilerinde başarılı bir isim. Dinlemeyi bilen, insana değer veren, mütevazı fakat devlet sorumluluğunun gerektirdiği yerde kararlı davranabilen bir yapıya sahip.
Benim yıllardır gözlemlediğim bir başka özelliği daha var:
Tavsiyeye açık, telkine kapalıdır.
Dostlukla devlet işini, arkadaşlıkla kamu sorumluluğunu birbirinden ayırabilecek bir iradeye sahiptir.
Dostlarını unutmayan vefalı, kadir şinas biri.
Helal-haram hassasiyeti bulunan, kamu görevini bir makamdan ziyade emanet olarak gören devlet adamı anlayışını temsil ettiğini düşünüyorum.

SON İKİ AYLIK BAKANLIK MARATONU
Son iki aylık çalışma trafiği bile bu anlayışın sahaya nasıl yansıdığını göstermeye yetiyor.
Temmuz ve ağustos aylarında Hollanda, Belçika, İspanya ve Suriye olmak üzere en az dört ülkede çalışma programlarına katıldı. Lahey'den Brüksel'e, Madrid'den Şam ve Halep'e uzanan ticaret diplomasisinin yanında Türkiye'de Şırnak, Artvin, Hatay, Çorum, Aksaray, Kütahya ve Bilecik başta olmak üzere birçok ilde sahaya indi.
Bir tarafta Habur Gümrük Kapısı, diğer tarafta Anadolu'nun esnafı ve sanayicisi…
Bir gün Brüksel'de Avrupa Birliği yetkilileriyle Gümrük Birliği ve sanayi politikalarını konuşuyor, başka bir gün Madrid'de yatırım ve ticaret görüşmeleri yapıyor; ardından Şam ve Halep'te Türkiye'nin Suriye'nin yeniden yapılanmasındaki ekonomik rolü için temaslarda bulunuyor.
Suriye programı bunun son örneklerinden biriydi.
Yaklaşık 200 kişilik iş dünyası heyeti ve 40 Türk şirketinin katıldığı temaslarda Türkiye ile Suriye arasındaki ticaretin geleceği, yatırımlar, yeniden imar ve özel sektörün üstlenebileceği roller konuşuldu. Ortaya konulan 10 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi, meselenin yalnızca diplomatik ziyaretlerden ibaret olmadığını gösteriyor.
ŞAM'DA BİZZAT ŞAHİT OLDUM
Geçtiğimiz hafta Suriye temaslarına ben de eşlik ettim.
Program o kadar yoğundu ki gün boyunca görüşmeler, toplantılar, açılışlar ve ziyaretler birbirini takip etti.
Günün sonunda ben yorgunluktan Şam Fuarı'nın kapısında kaldırıma oturup biraz nefes almaya çalışırken, Ömer Bolat FUAR kapanışı saatine kadar Türk üretıcılerının stantlarını geziyordu. Fuar kapanmasıyla bakanın programı bitmemişti, gece geç saatlere kadar yerli yabancı yatırımcıları dinledi, Suriyeli bürokratlarla görüşmeler yaptı.
Biz yorulmuş gece saat:01.00 de otele geçip dinlenirken
Bakan çalışmaya devam ediyordu.
Gece çok geç saatlere kadar diplomatik görüşmelerini sürdürdü.
O gün bir kez daha gördüm ki Bakan Bolat'ın zaman zaman günde 20 saate yaklaşan çalışma temposundan söz edilmesi abartılı bir ifade değil. Ailesinde bakıma ihtiyaç duyan yakınları olmasına rağmen şahsi hayatının yükünü bir kenara bırakıp ülke- ülke, şehir- şehir dolaşarak Türkiye'nin ticaretine bir katkı daha sağlayabilmenin mücadelesini veriyor.
Elbette bir bakanın başarısını yalnızca kaç saat çalıştığıyla veya kaç ülkeye gittiğiyle ölçemeyiz.
Esas olan sonuçtur.
Nitekim Türkiye'nin Temmuz 2026 ihracatının 25,6 milyar dolara ulaşarak tarihinin en yüksek temmuz ayı ihracat rakamını görmesi önemlidir. Ancak üretim maliyetleri, finansmana erişim, küresel rekabet ve ihracatçının beklentileri gibi çözüm bekleyen meselelerin bulunduğunu da unutmamak gerekir.
Ömer Bolat'ın farkı bana göre tam burada ortaya çıkıyor:
Üreticinin dilini biliyor, bürokrasiyi tanıyor, akademik altyapıya sahip ve dünyayla konuşabiliyor.
Bu dört özellik aynı kişide birleştiğinde Ticaret Bakanlığı açısından önemli bir avantaj ortaya çıkıyor.
Bugün dünya ticaretinde ülkeler artık yalnızca mallarıyla değil, diplomasileriyle de rekabet ediyor. Türk ihracatçısına yeni bir pazar açmak, bir gümrük engelini kaldırmak veya Türk yatırımcısının başka bir ülkede önünü açmak bazen milyarlarca dolarlık fabrikalar kadar değerli olabiliyor.
Bu nedenle Ömer Bolat'ın Ticaret Bakanlığı dönemindeki vizyonunu birkaç kelimeyle özetlemek mümkün:
Üretmek, ihraç etmek, yeni pazarlar bulmak ve Türkiye'nin ekonomik etki alanını genişletmek.
Kabinenin çalışma temposu yüksek isimlerinden biri olduğuna bizzat şahit olduğum Prof. Dr. Ömer Bolat için son olarak kişisel bir kanaatimi de ifade etmek isterim.
Devlet görevleri gelip geçicidir. Makamlar hiç kimsenin mülkü değildir. Gerektiğinde insanlar görevden ayrılmayı da bilmelidir.
Ancak Ömer Bolat bir gün yorulup Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan affını istemeyi düşünse bile, benim kanaatim şudur:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye'nin üreticisini tanıyan, dünyayı bilen, sahadan gelen ve gecesini gündüzüne katarak çalışan böylesine tecrübeli bir ismin birikiminden devletin mümkün olduğunca uzun süre yararlanmasında fayda vardır.
Çünkü bazı dönemlerde devletin ihtiyacı yalnızca makamı dolduran insanlar değildir.
Makamın hakkını vermeye çalışan insanlardır.