Benzer imkânlara sahip şehirlerin bazıları sıçrama yaparken diğeri yerinde sayıyorsa, bunun sebebi ne bütçe eksikliğidir ne de kaderdir. Sebep nettir: yönetim zihniyeti.
Kentler Hangi Akılla Yönetiliyor?
Bir kentin kaderi; tabelalara yazılan projelerle değil, o projeleri şekillendiren aklın niteliğiyle belirlenir. Aynı ülkede, benzer imkânlara sahip şehirlerin bazıları sıçrama yaparken bazıları yerinde sayıyorsa, bunun sebebi ne bütçe eksikliğidir ne de kaderdir. Sebep nettir: yönetim zihniyeti.
Tarih bu konuda tartışmaya yer bırakmaz.
Çağ açıp çağ kapatan Fatih Sultan Mehmet, yalnızca askerî bir deha değil; aklı, bilimi ve felsefeyi devlet yönetiminin merkezine koymuş bir liderdi. Şehzadelik döneminde Arapça, Farsça, Yunanca, Latince ve Sırpça öğrenmiş; Doğu ve Batı kültürünü birlikte okuyabilmişti. Devleti, sezgiyle değil bilgiyle yönetti.
Fatih’in etrafında Molla Gürânî, Molla Hüsrev, Ali Kuşçu, Sinan Paşa gibi dönemin en yetkin bilim insanları vardı. Onu sıradan bir hükümdar değil, bir medeniyet kurucusu olmaya yönelten isim ise Akşemseddin idi. Nitekim Nihad Sami Banarlı bu tabloyu şu cümleyle özetler:
“Böyle hocaların elinde yetişen bir Osmanlı şehzadesinin Fatih olmaması zaten zordu.”
Buradaki mesele fetih değildir.
Mesele zihniyettir.
Aynı Ülke, Farklı Şehirler, Farklı Sonuçlar
Bugün Türkiye’ye baktığımızda bunun somut karşılığını şehirler üzerinden açıkça görüyoruz.
Gaziantep, 30 yıl önce birçok Anadolu kentiyle benzer şartlara sahipti. Bugün sanayi, ihracat, gastronomi ve kültür alanlarında Türkiye’nin lokomotif şehirlerinden biri. Çünkü yönetimde üretim, planlama ve veri esas alındı.
Konya, tarımı yalnızca geleneksel bir faaliyet olarak görmedi; bilimle, teknolojiyle ve üniversite–sanayi iş birliğiyle ele aldı. Sonuç: verimlilik, sürdürülebilir büyüme ve güçlü bir kent ekonomisi.
Buna karşılık Adıyaman gibi şehirlerde hâlâ şu sorular soruluyor:
Ulaşım neden çözülemiyor?
Altyapı neden her yağmurda yeniden gündem oluyor?
İmar neden sürekli revize ediliyor?
40 yıl bir kent çamur ve çukurla nasıl yaşar?
Sorun kaynak değil.
Sorun, bilimin karar masasına oturtulmaması.
Bir kentin imarını şehir plancıları, ulaşım mühendisleri ve akademisyenler yerine; kişisel kanaatlerle, alışkanlıklarla ve “böyle gelmiş” anlayışıyla yönetirseniz sonuç değişmez. Çukurlar kapanmaz, yollar yetmez, şehir büyür ama düzen büyümez.
Beton Yükselir, Medeniyet Yükselmez
Bugün bazı şehirlerde yüksek binalar yapılıyor, açılışlar yapılıyor, rakamlar açıklanıyor. Ama asıl soru şudur:
Bu şehirlerde yaşam kalitesi artıyor mu?
Kültür, sanat ve ortak akıl gelişiyor mu?
Aklın, bilimin ve felsefenin dışlandığı bir yönetim anlayışıyla belki beton yükselir; ama medeniyet yükselmez.
Fatih’in sağında Akşemseddin, solunda Molla Gürânî; Doğulu ve Batılı bilginler varken; bizim sağcımız Bahçelievler’de Seyda'ya, solcumuzda Karapınar’da Dede'ye kent planlaması için danışıp karar veriyor.
Şehirlerimizi bilim insanlarının değil de, kentle ve dünyayla sağlam bağlar kuramamış kanaat odaklarının yönlendirmesiyle geleceğe yürütmeye çalışıyoruz.
Akıl, bilim, tecrübe ve ehliyetin rafa kaldırıldığı; Deli Yusuf’a akıl danışılan, onun şüphe ve vehimlerinde kurtuluş aranan bir yönetim anlayışıyla elbette bu kent 40 değil, 400 yılda yerinde sayacaktır.