Siyaset, bir temsil ve güven müessesesidir. Vatandaş sandığa gittiğinde sadece bir isme değil, o ismin temsil ettiği dünya görüşüne, vaatlerine ve partisine oy verir.

YENİ BİR TRANSFER HİKAYESİ.

(Burcu KÖKSAL. CHP’den AKPARTİ’ye)

Siyaset, bir temsil ve güven müessesesidir. Vatandaş sandığa gittiğinde sadece bir isme değil, o ismin temsil ettiği dünya görüşüne, vaatlerine ve partisine oy verir.

Ancak son günlerde AFYON Belediye Başkanı Burcu KÖKSAL üzerinden gündeme gelen "parti değiştirme" iddiaları, siyasetin bu en temel ilkelerini bir kez daha sarsmaktadır.

KÖKSAL hanımın “X”hesabındaki profiline baktığımızda ;

Afyon belediye başkanlığı, 25, 26, 27, 28.ci dönem M.Vekililiği, grup başkan vekilliği yapmiş. Yani çok uzun yıllardır CHP’de siyaset yaptığını görüyoruz.

Belediye başkanı seçildiğinde;

“Belediyenin kapısı DEM partililer hariç herkese açıktır” gibi çok sert bir açıklama ile gündem olmuş, bu açıklaması C.Başkanı sayın ERDOĞAN tarafından eleştirilmiş ve “IRKÇI, FAŞİST” olarak suçlanmıştı.

Yani Burcu KÖKSAL hanım çok sert muhalefet yapan bir siyasetçi. M.Vekilliği ve grup başkan vekili iken, 23 yıl boyunca AKPARTİ iktidarına çok sert muhalefet yapmış ve demediğini bırakmamış.

Tabi ki AKPARTİ’li siyasetçiler de aynı şekilde bu hanımefendiyi çok sert biçimde eleştirmişler.

İşte bu hanımefendi bugün CHP’den istifa etti ve yarın(Salı günü) törenle AKPARTİ’ye geçecek.

•••

Burcu KÖKSAL partiden ayrılma gerekçesinde “CHP ile mücadeleden yoruldum” diyor. Bu “mücadele” nedir anlatması gerekir. Böyle belirsiz bir gerekçe kimseyi tatmin etmez, inandırıcı da olmaz.

Eğer bir hukuksuzluk, bir rant, bir ihale baskısı veya etik dışı bir talep varsa; dürüst bir siyasetçinin görevi bu durumu belgeleriyle kamuoyuna açıklamaktır. Siz de bunu yapmalısınız Burcu hanım.

Sonra hadi istifa ettiniz, ama İlla ki bir partiye geçmek zorunda değilsiniz, sizi seçen AFYON halkına bağımsız olarak da hizmet edebilirsiniz. Yasal hakkınız olan ödenekleri partili de olsanız bağımsız da olsanız zaten alırsınız.

•••

Hangi partiden olması, hangi partiye geçmesi falan bir yana;

Gerçekten böyle siyaset olmaz. Vatandaş siyasetçiye nasıl güvenecek?

Böyle “zırt pırt” parti değiştirmeler kişisel bir tercih olarak kabul edilemez. Bu doğrudan milli iradeye karşı yapılmış bir “darbedir”.

Düşünün, vatandaş “A” partisine oy verip seçiyor; ancak sabah uyandığında oy verdiği isim “B” partisine geçiyor.

Bu durum kabul edilemez

utanç verici bir tablodur. Böyle ilkesizlik olmaz.

Sonuç olarak; Türkiye'nin bu kontrolsüz "siyasi transfer" piyasasını kontrol altına alacak yasal bir düzenlemeye ihtiyacı var. Seçilenin partisiyle yollarını ayırma kararını kendisi değil, o koltuğun gerçek sahibi olan seçmen vermelidir.

Aksi takdirde siyaset; ilkelerin değil, “çıkarların”yarıştığı bir "transfer borsası" olmaktan öteye geçemeyecektir.

Seçenlerin hakkını sormayan bir sistemde, seçilenlerin sadakati halka değil, her zaman güce olacaktır.

Mithat SOLGUN