Ben onlara köprü olurum, Hera’nın sabrı kadar derin, Zeus’un fırtınadan sonra bıraktığı Aydınlık gibi. Gelsin yolculuğumun mısraları.
YOLU, YOLCULUĞU SEVERİM.
Yüreğimin kalemi yazgıya batırılmıştır.
Düz yazı yazınca şiirlerim Küser;
Ben onlara köprü olurum,
Hera’nın sabrı kadar derin,
Zeus’un fırtınadan sonra bıraktığı
Aydınlık gibi.
Gelsin yolculuğumun mısraları.
SENİN RENGİN!
Sessizliği dinle…
Sana söyleyemediklerim
Var.
Unutulmuş gülüşlerin yankısı
Kırılmış zamanın içinden
Geçip
Yine bana dönüyor.
Rüzgâr başımın üzerinden
Eserken,
Zeus’un öfkesini değil,
Gökten kalan dinginliği
Taşıyor.
Martılar,
Yolunu bilen bir kader gibi
Gelincik renkli ufuklara Süzülüyor.
Gökyüzü masmavi bir düşe
Dönüşüyor;
O düşte kelebekler,
Hera’nın uzun
Bekleyişlerinden
Ödünç alınmış bir sabırla
Özgürlüğü fısıldıyor.
Çatı katında
Hayallerimin tozunu siliyorum.
Avuçlarımla bir güneş çiziyorum,
Bugünden yarına bırakılmış
Küçük ama gerçek bir ışıkla
Issız ruhunu ısıtmak için…
Her yanım lavanta kokuyor,
Toprağın yeniden nefes
Alışı gibi.
İncir sütü damlıyor
Gamzemin amber çukurundan.
Ve hayat,
Tüm çelişkilerine rağmen
Tatlı bir inatla
Akıyor üzerimden.
Bu derin sessizlikte,
Sen hâlâ gelmezken,
Düşlerimdeki gökyüzü
Hâlâ senin rengin.
Ama artık biliyorum:
Her bekleyiş,
Bir kavuşmanın
Provasını Taşır.
KIYMET ŞAHİN
12 Ocak 2026