Dünyada olduğu gibi, memleketimizde de hiçbir kimse kendisinin net olarak şu ırktan olduğunu söylemesi isabetli olmaz. Zira bu Anadolu çok göçlere sahne olmuş bir memlekettir.

Türkiye’de olsun dünyada olsun göçmen muhalefetinde bulunanların geneli, kendilerinin de göçmen ve yıllar öncesinde bir yerlerden göçmüş olduğunu görürsünüz.

İçimizdeki Selanik göçmenleri gibi.[1]

Nitekim İngiltere içişleri bakanının 25 bin civarındaki göçmene tahammül ve idare edemeyip ucuza kapatmak üzere Ruanda’ya göndermesi gibi.

Bu iç işleri bakanına baktığınız zaman Hindistan göçmeni olduğunu görürsünüz.

İçimizdeki göçmenleri ölüme gönderen çığırtkanlara baktığınızda genelinin bir yerlerden göçtüğünü görürsünüz.

Bu toprakların mahsulü değildirler ancak burayı sürüp, ekip biçmeye çalışan densizlerdir.

Onların meselesi göçmen meselesi değil, bu milletin geçmişten günümüze inancıyla olan meseleleridir.

Nitekim Başta Suriyeliler ve Afganlılar üzerinde cızırtı çıkarırken, savaştan dolayı Ukrayna’dan gelen Hristiyan vatandaşlarına karşı, tıpkı batının kısır zihniyetini ve İslam’a olumsuz bakış açılarını göstermektedir.

-Şarka bakmaz, garbı bilmez, görgüden yok yavesi

Bir utanmaz, bir kızarmaz yüz bütün sermayesi…

Ve de Suriye meselesi devleti kolay yıpratma aleti olduğundan çok rahat kullanma ve kullanılma aparatı olmaktadır.

Türkiye'de genellikle ihanet içerisinde olanların ya birbirleriyle akraba veya geçmişten gelen din ve ırki bağlarının olduğunu görürsünüz, Ermeni ve Yahudi gibi.

Göç ve göçmen meselesi insanlığın kaçınılmaz meselesidir. Bunu daha önce de yazmıştım.[2]

*****************

Rahmetlik Dedem anlatırdı. I. Dünya Savaşı sıralarında Adıyaman'dan vilayeti olan Malatya'ya 1000 kişi giderse, bunların ancak beş yüzü karargaha varır. Diğer beş yüz kişi ise açlıktan, kıtlıktan, bitten, soğuktan yolda ölürlerdi.

Bunun için ifade ediyorum ki; ana rahmine düşen milyarlarca spermden, meniden ancak bir tane, en fazla 10 tanesi hedefe ulaşıyor, dünyaya geliyor. Milyarlardan en fazla 10 kişi insanlığa aday oluyor.

İş bitmiyor, büyük bir yolcu olan insan, çocuklar geliyor. Çocuklukta da yine kimisi ya çocuk olarak ölüyor, ya genç oluyor, ya yaşlanmış olarak ölüyor. Herkesin hedefe varması amaçlanıyor ama hepsi hedefe varamıyor.

Gelişlerde gidişlerde oluyor. Hastalıktan, kazadan, depremden, selden, yangından kısaca tam yaşını doldurmuş olmadan farklı şekillerde dökülmeler oluyor.

Korana bunu daha da hızlandırdı. Gidişler daha da hızlanmış oldu ve böylece baktığımız zaman kabir âleminden devam edip mahşere, oradan da kabirden geçerek Cennet veya cehennem ile neticelenecek hedefe yol almaktadır.

Hülasa olarak kiminin finale spermlerin elenmesinden tutunuz da, kimisi de sırat-ı geçemeden cehenneme dökülüyor. Acaba cennete ne kadar varabiliyor? O Sperm ile beraber trilyonlar, katrilyon içerisinde döküntülerin dökülmesi olduğu gibi, en nihai durum olan sonsuzluk yolunda da bu ayrıştırılma gerçekleşecektir.

******************  

Memleketimizde yüz yıl öncesi değişimdeki kısırlıklar korunmaya çalışılıyor. Bu amaçla her türlü entrikalar çevriliyor.

Hem içte ve hem de dışta.

İçerde bu durum sinsice ve münafıkça sürdürülmektedir. Mesela;

-Ya Rabbi bu nasıl iştir?

Beş dakika öğretmen derse geç girse hesap soruluyor.

Bir doktor hastasına bakmasa soruşturma açılıyor.

Bir memur mesaisine gitmese uyarı cezası alıyor.

Bir gazeteci yanlış haber yapsa hukuk yakasına yapışıyor.

Bu durumlar maaş kesim cezasından, açığa alınmaya kadar müeyyideler uygulanıyor.

Ancak gel gör ki; dağdaki eşkıyayı savunan mecliste bulunuyor.

İstanbul belediye başkanı cumhurbaşkanlığı adaylığı için bulunduğu ili terk edip propaganda yapıyor, seyahate çıkıp, gizli görüşmelerde bulunup, münferit davranabiliyor.

Toplum tahrik edilip, çok rahat provoke ediliyor.

Bu işe bir ciddiyet getirilmesi gerekir.

Zira bu işler pervasızca, milletin gözünün içine baka baka yapılıyor.

Bu işler ihmale gelecek veya şikâyet edilmeyi beklemeyi gerektirecek işler hiç değildir.

Yıllarımız bunlarla kayboluyor.

Bu işler yapanın yanına kâr kalmamalıdır.

-Diğer taraftan İran bu eşkıyayı himaye ediyor. Mesela;

-"Operasyonu Tahran engelledi: PKK'yı İran kurtardı!

“PKK'nın bölgeden temizlenmesi Türkiye’ye yarar” diyen Tahran yönetimi, Irak ordusunun Sancar’daki operasyonunu durdurmak için Haşdi Şabi'yi devreye soktu."[3]

-Birilerinin yurt dışından memlekete gelmesi için Türkiye’de kaos oluşması, problem oluşturulması, kirli ortaklık, şer ittifakı oluşturuluyor.

Şahsi kurtuluş adeta memleketin gerekirse batması üzerine bina edilmiş.

Bu aynı zamanda bir 50 yıl daha memleketin bir kargaşa içerisine itilmesi demektir.

-Bundan dolayı Esnaf olan yeğenimle yaptığım konuşmalarda, haklı olarak hükümetin bazı icraatlarından şikâyet ediyor, insaflı olarak.

Tabii bu bir derece ekonomiye yansıyan noktalar.

Kendisine dedim ki; şu anda mesela bu hükümet değil de, Adaylığa soyunanlardan bazıları şu anda Cumhurbaşkanı olsa ve hatta muhalefette hangisi olursa olsun. Bu üstteki partilerden birisinin herhangi birisi başta olmuş olsa ve sen şu anda ayda 10 milyar kazanıyor iken, onlar başta olduğunda 20 milyar gibi kazanacak olsan (ki ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz…) bu duruma razı olur musun dedim.

Kendisi insaflı ve vicdanlı olduğundan, kendisi de işin nereye varacağını bildiği içindir ki; hayır dedi.

Onlar başta olup yine aynı kaos ortamı, Lgbt ve terör hakimiyetini tahmin edememek çok da zor değildir.

Elbette ki bu, şu andaki hükümetin her yaptıklarını tasvip etmek, her şeyde iyi yapıyor, düzgün yapıyor, çok iyi gidiyor anlamı değildir. Ancak o güven, samimiyet ve de iç ve dış ihanetler artık gizli yapılmıyor.

Sadece kayıp mal da değildir. Onların geçmişte yaptıkları ve gelecekte yapacakları ve dağdaki eşkıya ile bir çok noktada ortak noktalarda beraberliklerin durumu, onların geldiğinde nitekim İstanbul'da olduğu gibi, İçişleri Bakanının da bizzat 700-800 PKK’lının belediyeye alınmış olduğunu, bizzat bir bakanın söylemiş olması delil olarak yetmez mi?

MEHMET ÖZÇELİK/11-05-202