Onlarca arkadaşımı kaybettiğim iki mahalle. İster istemez bir ağırlık çöküyor insanın üzerine. Günün yorgunluğunun değil, hatıraların ağırlığı altında eziliyor insan.

Kitap mı okusam, film mi izlesem, cep telefonuyla mı oynasam, bugünkü Samsat şiir dinletisi ve sonrasını mı değerlendirsem yoksa uyusam mı arasında kararsız kalmış durumdayım...

Çay koydum, demini almasını bekliyorum. İçip içmeyeceğimden emin değilim. çay demlemişliğim ve sonrasında içmekten vazgeçip uyumuşluğum çok olmuştur çünkü. Mutfakta kanallar arasında geziniyorum, izlemeye değer bir şey yok.

George Orwell'in başladığım "Burma Günleri" kitabını 20 sayfa kadar okuduktan sonra bıraktım. Sonra Samet Bahrengi'nin kitabına başladım onu da bıraktım. Kaç gündür mutfak masasında duran Kemal Sayar'ın Koruyucu Psikoloji kitabının sadece kapağına baktım.

Samsat programını toparlayacak bir kafa konforuna sahip değilim. Uyusam, 10 gibi uyanacağım sonra bekle ki sabah olsun.

***

Gerçek şu ki şehir beni yoruyor, ağır hasarlı binalar değil ama enkazı kaldırılan molozlar beni yoruyor. Bulvar boyunca molozları kaldırılmayan enkaz alanlarında hayatını kaybeden onlarca arkadaşım var.

Eve dönerken ara ara güzergahımı değiştirdiğim oluyor. Bazen bilerek ve isteyerek mahallelerin sokak aralarını geziyorum. Bugünkü güzergahım Ali taşı ve Sümerevler Mahallesiydi...

Kendim de uzun yıllar oturduğum ve onlarca arkadaşımı kaybettiğim iki mahalle. İster istemez bir ağırlık çöküyor insanın üzerine. Günün yorgunluğunun değil, hatıraların ağırlığı altında eziliyor insan.

Her güzergahta 10 ay öncesine kadar 3-5 günde bir görüştüğümüz, oturup dertleştiğimiz arkadaşlarımızın gülümseyen yüzleriyle karşılaşır gibi oluyoruz.

Bakmayın arada bir normal bir hayat yaşıyormuşuz ve her şeyi unutmuşuz gibi paylaşımlar yaptığımıza.

Bir, artık aramızda olmayan güzel insanların hatıraları, iki, aramızda olan ve nereden nasıl geldiklerini bilmediğimiz insanların depremi hiç yaşamamış yabancı suratları yoruyor bizi.

***

Bu aralar hep yorgunum zaten, uykusuz ve yapmam gereken onlarca iş arasında hep kararsızım. Ne çalışmak geliyor içimden ne uyumak ne de herhangi bir iş yapmak...

Bu arada çay demini aldı, televizyon açık ama sessizde, alt yazılar akıyor. Gazze'de 7 Ekim'den bu yana 19.000 insan hayatını kaybetmiş. İyi Partide istifaların sonu gelmiyor. Odaya geçsem uyurum, öylece mutfak masasında sandalyede ne amaçla oturduğumu ve neyi beklediğimi bilmiyorum.

Bu kadar kararsızlığın içerisinde bu okuduğunuz satırları yazmış bulundum. Kafam sakin, ama darmaduman... Gözlerim yerinde duruyor ama bakışlarım hiçbir anlam ifade etmiyor; öylece dalıp gidiyor uzaklara, uzaklara, uzaklara; mutfakta hiç duvar yokmuş ve önümde uçsuz bucaksız bir ova varmış gibi....