Diyarbakır'ın Amedspor’la Süper Lig’de olması yalnızca bir futbol kulübünün başarısı değildir. Uzun yıllar sonra bölgenin en önemli şehirlerinden birinin en üst liginde yer alması.

AMEDSPOR PRAVAKOSYONLARA ALET EDİLMEMELİ

Diyarbakır’ın Amedspor’la Süper Lig’de temsil edilmesi yalnızca bir futbol kulübünün başarısı değildir. Uzun yıllar sonra bölgenin en önemli şehirlerinden birinin Türk futbolunun en üst liginde yer alması, Diyarbakır kadar bölge insanını da sevindiren önemli bir sportif başarıdır.

Sahada dökülen terin, verilen emeğin, tribünlerde yıllarca taşınan özlemin ve bir şehrin takımına duyduğu bağlılığın karşılığı alınmıştır.

Öyleyse şimdi hepimize düşen görev, bu başarıyı alkışlamak ve futbolun birleştirici gücünden yararlanmaktır.

Çünkü Diyarbakır’ın Süper Lig’de olması bir sorun değil, aksine doğru değerlendirildiğinde önemli bir fırsattır.

İstanbul’dan Trabzon’a, İzmir’den Samsun’a, Bursa’dan Gaziantep’e, Konya’dan Kayseri’ye kadar Türkiye’nin farklı şehirlerinden insanlar Diyarbakır’a gelecek; Diyarbakırlılar Türkiye’nin dört bir tarafına gidecek.

Futbol vesilesiyle şehirler birbirini daha yakından tanıyacak.

Diyarbakır'ın tanıtımı ve turizmi içinde lokomotif olacaktır.

İşte sporun gerçek gücü de burada ortaya çıkar.

Ancak tam da bu nedenle hepimizin çok dikkatli olması gereken bir döneme giriyoruz.

FUTBOL SAHASI SİYASİ HESAPLAŞMA ALANI DEĞİLDİR

Türkiye, terörden ve yıllardır ödediği ağır bedellerden kurtulmaya, toplumsal huzurunu ve kardeşliğini güçlendirmeye çalışıyor.

Böylesine hassas bir dönemde Amedspor üzerinden yeni bir siyasi veya toplumsal gerilim üretilmesine fırsat verilmemelidir.

Bu uyarıyı yalnızca Amedspor'a yapmak da haksızlık olur.

Provokasyonun adresi olmaz.

Diyarbakır'da yapılacak bir maçta da başka bir şehirde Amedspor'un oynayacağı karşılaşmada da tribünlerden yükseltilecek ayrımcı bir slogan, sahaya atılacak bir yabancı madde, açılacak tahrik edici bir pankart veya yapılacak bilinçli bir hareket bir anda futbol müsabakasını bambaşka bir noktaya taşıyabilir.

Bir Amedspor taraftarının Türkiye'nin ortak değerlerine hakaret etmesi ne kadar yanlışsa, başka bir takımın taraftarının Kürt vatandaşlarımızı veya Diyarbakır'ı hedef alan aşağılayıcı, dışlayıcı ve ırkçı bir dil kullanması da aynı ölçüde yanlıştır.

Devletin ve futbol otoritelerinin ölçüsü de bu noktada son derece açık olmalıdır:

Kim yaparsa yapsın, hangi tribünden gelirse gelsin, provokasyona müsamaha gösterilmemelidir.

Çünkü mesele bir kulübü cezalandırmak veya bir şehri zan altında bırakmak değildir.

Mesele futbolu korumaktır.

Mesele Diyarbakır'ı korumaktır.

Mesele Türkiye'nin kardeşliğini korumaktır.

FORMALARIN ARKASINA SAKLANARAK SİYASET YAPILMAMALI

Amedspor her şeyden önce bir futbol kulübüdür.

Sahaya çıktığında rakibiyle futbol oynayacak; kazanacak, kaybedecek veya berabere kalacaktır.

Bir hafta sevinecek, başka bir hafta üzülecektir.

Futbol budur.

Ancak formaların arkasına saklanarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne meydan okumanın, terörü veya şiddeti meşrulaştırmanın, etnik kimlikler üzerinden düşmanlık üretmenin sporla hiçbir ilgisi yoktur.

Aynı şekilde Amedspor karşılaşmalarını bahane ederek Diyarbakır'ı, Kürt vatandaşlarımızı veya bir şehrin insanlarını topluca suçlayan bir anlayışın da spor ahlakında yeri bulunamaz.

Mustafa Kemal Atatürk'ün spor anlayışını özetleyen meşhur sözünde olduğu gibi:

“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.”

Buradaki “ahlak” kavramının üzerinde özellikle durmak gerekiyor.

Rakibine saygı duymak ahlaktır.

Rakip takımın taraftarına saygı göstermek ahlaktır.

Kazanmayı bilmek kadar kaybetmeyi de bilmek ahlaktır.

Bayrağa, ülkeye, insanların kimliğine, inancına ve ortak değerlerine hakaret etmemek ahlaktır.

Sporun gerçek ruhu budur.

TARİH BİZE PROVOKASYONLARIN BEDELİNİ ÖĞRETTİ

Türkiye geçmişte futbol sahalarında yaşanan acı hadiselerin bedelini ağır ödedi.

17 Eylül 1967'de oynanan Kayserispor-Sivasspor karşılaşmasında yaşanan facia Türk futbol tarihinin en acı sayfalarından biri olarak hafızalarımızdaki yerini koruyor. Onlarca insanımız hayatını kaybetti, çok sayıda insan yaralandı.

Bir futbol karşılaşmasında başlayan olay yalnızca doksan dakikayla sınırlı kalmadı; iki şehir arasındaki ilişkileri yıllarca etkileyen toplumsal yaralara dönüştü.

Aradan yarım asrı aşkın zaman geçti.

Bugün iletişim imkânlarının, sosyal medyanın ve kitleleri birkaç dakika içerisinde harekete geçirebilen dijital mecraların bulunduğu bir dönemdeyiz.

Artık tribünde atılan tek bir slogan birkaç dakika içerisinde milyonlarca insana ulaşabiliyor.

Küçücük bir provokasyon büyütülebiliyor, görüntüler bağlamından koparılabiliyor ve futbol üzerinden şehirler, kimlikler hatta toplumun farklı kesimleri karşı karşıya getirilebiliyor.

Bu nedenle geçmişten çok daha dikkatli olmak zorundayız.

DİYARBAKIR'A DA TÜRKİYE'YE DE SORUMLULUK DÜŞÜYOR

Diyarbakır sıradan bir şehir değildir.

Binlerce yıllık tarihi, kültürü, inancı, edebiyatı, musikisi ve yetiştirdiği insanlarla bu ülkenin en önemli şehirlerinden biridir.

Diyarbakır'ı yalnızca siyasi tartışmaların veya terörün gölgesinden okumak, bu kadim şehre yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.

Amedspor'un Süper Lig yolculuğu tam tersine bu algının değişmesi için fırsata dönüştürülebilir.

Türkiye'nin dört bir yanından gelen taraftarlar Diyarbakır'ın misafirperverliğini görsün.

Diyarbakır'dan başka şehirlere giden Amedspor taraftarları kardeşçe karşılansın.

Birlikte maç seyredilsin.

Esnaf kazansın.

Şehirler birbirini tanısın.

Gençler birbirleriyle dostluk kursun.

Doksan dakika rekabet edelim, doksan dakika sonunda birbirimizin elini sıkalım.

Bize yakışan budur.

GÜVENLİK KADAR DİL DE ÖNEMLİ

Burada Türkiye Futbol Federasyonu'na, kulüp yönetimlerine, güvenlik güçlerine, spor medyasına, futbolculara, teknik adamlara ve taraftar gruplarına büyük sorumluluk düşüyor.

Riskli karşılaşmalarda yalnızca polisiye tedbirlerle yetinilmemeli.

Maçlardan günler önce kulüp başkanları ve yöneticiler ortak sağduyu mesajları vermeli.

Futbolcular sosyal medya paylaşımlarında dikkatli olmalı.

Spor yorumcuları reyting uğruna toplumsal hassasiyetleri kaşımamalı.

Sosyal medyada sahte hesaplarla yapılabilecek provokasyonlara karşı özellikle dikkatli olunmalı.

Ve en önemlisi, futbolun dili siyasetin sert dili haline getirilmemeli.

Çünkü bazen bir kelime, yüzlerce güvenlik görevlisinin alamayacağı tedbirden daha büyük bir soruna yol açabilir.

TÜRKİYE'NİN KARDEŞLİĞİ FUTBOLDAN DA BÜYÜKTÜR

Türkiye'nin terörsüz bir gelecek, milli birlik ve toplumsal kardeşlik üzerine yeniden konuştuğu bir dönemdeyiz.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çıkışıyla başlayan ve “Terörsüz Türkiye” hedefi etrafında yürütülen süreç konusunda toplumun farklı kesimlerinin farklı değerlendirmeleri olabilir.

Demokrasilerde bunların tartışılması doğaldır.

Ancak üzerinde tartışma olmaması gereken bir gerçek vardır:

Türk'üyle, Kürt'üyle, Arap'ıyla, Zaza'sıyla ve farklı kökenlerden bütün vatandaşlarımızla bu ülkenin huzuru hepimizin ortak meselesidir.

Türkiye'nin herhangi bir yerinde yaşanacak çatışmadan hiçbirimiz kazançlı çıkmayız.

Bizi birbirimize düşürmek isteyenler olabilir.

Tarihin farklı dönemlerinde bölgemiz üzerinde hesap yapan uluslararası güçler olmuştur; bugün de Ortadoğu üzerinde çeşitli devletlerin jeopolitik çıkar ve hesaplarının bulunduğu açıktır.

Fakat dışarıdaki hesaplardan daha önemli olan içeride göstereceğimiz iradedir.

Bu ülkenin insanları birbirinin oyununa değil, birbirinin gönlüne talip olmalıdır.

AMEDSPOR BİR FIRSAT OLABİLİR

Ben Amedspor'un Süper Lig'e yükselmesini bu nedenle yalnızca sportif bir başarı olarak görmüyorum.

Doğru yönetilirse bu başarı Diyarbakır ile Türkiye'nin diğer şehirleri arasındaki bağların daha da güçlenmesine katkı sağlayabilir.

Amedspor deplasmana gittiğinde alkışlanabilmeli.

Rakip takım Diyarbakır'a geldiğinde misafir olduğunu hissedebilmeli.

İstiklal Marşı okunurken herkes aynı saygıyı gösterebilmeli.

Maç başladığında ise doksan dakika boyunca herkes kendi takımının kazanmasını istemeli.

Bundan daha doğal ne olabilir?

Futbolun güzelliği zaten burada değil midir?

Aynı ülkenin çocukları, farklı renkte formalar giyerek birbirleriyle mücadele eder; maç bittiğinde aynı bayrağın altında hayatlarına devam ederler.

BU BAŞARIYI KAVGAYA DEĞİL KARDEŞLİĞE ÇEVİRELİM

Buradan Amedspor yönetimine, futbolcularına ve taraftarlarına olduğu kadar Süper Lig'deki bütün kulüplerimize ve taraftarlarına çağrım var:

Bu sezonu tarihi bir fırsata çevirelim.

Amedspor'un Süper Lig'e gelişini yeni gerilimlerin başlangıcı değil, eski önyargıların yıkılmasının vesilesi yapalım.

Diyarbakır'dan İstanbul'a giden otobüs dostluk taşısın.

Trabzon'dan, Samsun'dan, Konya'dan, Kayseri'den veya başka bir şehrimizden Diyarbakır'a gelen taraftar aynı dostlukla evine dönsün.

Kimse formanın arkasına saklanarak devlete, bayrağa ve milletin ortak değerlerine hakaret etmesin.

Kimse de milliyetçilik adına bir başka vatandaşımızın etnik kimliğine, ana diline veya memleketine saldırmasın.

Provokatörün Türk'ü, Kürt'ü olmaz.

Provokatör provokatördür.

Suçun şehri olmaz.

Suç şahsidir.

Ve birkaç kişinin yaptığı yanlışın bedeli ne Diyarbakır'a ne Amedspor'a ne de başka bir şehrimizin insanlarına ödetilmelidir.

Amedspor yıllarca mücadele etti ve Süper Lig'e geldi.

Şimdi futbolcularına düşen sahada futbol oynamaktır.

Yöneticilerine düşen kulübü sağduyuyla yönetmektir.

Taraftarına düşen takımını coşkuyla ama sportmence desteklemektir.

Rakip taraftarlara düşen Diyarbakır'a ve Amedspor'a aynı sportmenlikle yaklaşmaktır.

Devlete ve futbol otoritelerine düşen ise kimden gelirse gelsin provokasyona izin vermemektir.

Çünkü bir futbol maçını kazanmak güzeldir.

Bir kupayı kazanmak daha da güzeldir.

Ama birbirimizi kazanmak hepsinden değerlidir.

Amedspor'un Süper Lig yolculuğu Diyarbakır'a, bölgemize ve Türk futboluna hayırlı olsun.

Dileğimiz şudur:

Sahada rekabet olsun, tribünde coşku olsun, şehirlerde dostluk olsun.

Kazanan Amedspor veya rakibi olabilir; ama sezonun sonunda asıl kazanan Türkiye'nin kardeşliği olsun.